Savunma Sanayiimizde bir ilk gerçekleşmek üzere. İlk kez bir ürün daha doğrusu platform tüm bileşenleri ile henüz daha seri üretime dahi geçmemişken ve TSK envanterine bile dahil olmamışken başka bir ülkeye ihracatı söz konusu oldu.

Bangladeş, Türk malı HİSAR-O “Milli Orta İrtifa Hava Savunma Füze Sistemi”ni tercih etmiş. Henüz nihai anlaşma imzalanmamış ama prensipte anlaşılmış. Dış ve iç basındaki haberlere göre orta irtifa hava savunma füze sistemi ihtiyacı için direk alım düşünen Bangladeş, Rus Pechora 2M (NATO kod adı S-125) sistemi ile Hisar-O arasında tercih yaparak Hisar-O’yu seçmiş. Nihai anlaşma gerçekleşirse yani %99 ihtimal ile ihracat gerçekleşecek. Belki de ihracı TSK envanterine girişi ile eş zamanlı olacak.

Şayet ihracat gerçekleşir ise bunun önemi ne olacak? Birincisi Türkiye’de ilk kez bir platform daha seri üretime geçmeden ve TSK’da kullanıma alınmadan ihraç edilmiş olacak ki bu taktir edilecek bir pazarlama başarısı. Diğer yandan demek ki füze sistemi o kadar iyi ki beğenmişler, alıyorlar. Ayrıca S-125 çok eski bir sistem olsa da (2M biraz daha modern versiyon) bir Rus sistemine yani hava savunma konusunda dünyada ilk iki ülkeden biri olan bir ülkeye karşı kazanmak çok büyük başarı.

Daha TSK envanterine dahi girmeden ki, Türkiye dünyanın önde gelen savunma ürünlerini üreten ülkesi değil ama TSK büyüklüğü ve NATO ülkesi olması sebebi ile silah alımlarında dünyadaki en önemli referanslardan biri. Yani bir ülke dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir silah sistemi alırken eğer o sistem TSK’ya da satılmış ise bu ciddi bir tercih sebebi oluyor.

Zaten S-400 üzerine fırtına kopmasının sebebi de aslen bu. Medya kamuoyuna ‘S-400 alırsak çok güçleneceğiz. ABD, Batı bundan rahatsız olduğu için istemiyor…’ veya ‘S-400 ile F-35 birlikte çalışacak diye ABD rahatsız…’ veya ‘S-400’ü geri göndersek bile F-35 vermeyecekler, bahane…’ gibi fikirler pompalıyor ama Trump’un son mektubunu yani ‘S-400’ü geri verin veya tamamen gayri faal olsun F-35 verelim yoksa ambargoya maruz kalacaksınız’ mealindeki sözlerine bakarsak yukarıdaki algılardan çoğunun yanlış olduğunu görürüz. Aslında tüm mesele yukarıda anlattığım TSK’nın referans olması üzerinde kilitleniyor gibi görülüyor.

Şöyle ki F-35 ve S-400’lerin ayni hava gücünde çalışmasının gerçekten RCS ve diğer istihbarat açısından önemli. Bunu başka yerlerde daha önce ayrıntılı yazdım. Ancak şunu da yazdım: ABD bu sorunu çözmekte samimi olsa idi Türk yetkililerin defalarca “Gelin komisyon kuralım nasıl çalışıp/çalışmayacaklarsa tespit edip, tedbir alalım” teklifini görmezden gelmezdi. Hatta komisyon için uzman dahi göndermedi. Yani birlikte çalışmayı bahane ediyor.

Diğer yandan ‘S-400 bahane geri bile versek F-35 vermeyecekler’ teorisine bir süre inansak ta Trump’un son mektubu ve gelişmeler bunun aksini söylüyor. Adamlar gerçekten S-400’e takmış durumda. Ancak tabi ki Türkiye açısından hele 2,5 milyar USD’den sonra geri verilmesi veya depoya kaldırılması söz konusu olamaz. Özetle S-400’ün bahane değil, bizzat sorunun (ABD için) kaynağı olduğunu hepimiz geç de olsa anlamış olduk. Açıkçası ben de uzun süre Türkiye’ye artık güvenmediği için F-35 gibi bir ağ merkezli ortak operasyon uçağı “Uçan iPAD”i vermek istemediğini, S-400’ü bahane ettiğini düşünüyordum. Ama artık eminim ki mesele S-400 ama ticari ve politik yönden. ABD’yi veya NATO’yu tehdit edebildiği için değil. Zaten toru topu 2 filo, 200’e yakın füze. Her şey yukarıdaki TSK’nın referans olması olayında bitiyor.

Geçen gün görüştüğüm bir savunma sanayi uzmanına (sadece adı uzman olanlardan değil) gerçekten 30-40 yıldır yakından firma firma ve TSK’yı da birlik bazında takip eden bana göre sektörün duayeni birine bu F-35 mevzunu sorduğumda baktım ki benim son zamanlarda kapıldığım düşüncelerin aynısını söylüyor.

Bana özetle şunları anlattı: ABD, F-35’i belki yıllar sonra verecek. Çünkü F-35’in asla verilmemesi demek Türkiye’nin ABD ve NATO ile bağlarını tamamen koparmasına yol açar. Ancak şu an Türkiye S-400’den vazgeçmeyeceği için ABD’nin F-35 vereceğini düşünmüyorum. Çünkü burada ABD sanıldığı gibi kendine ihanet veya “Rusya’dan neden aldınız?” dan ziyade TSK’nın tüm dünyaya (kendi açılarından) kötü örnek olmasından korkuyor. Yani Türkiye ortaya irade koyup “Sanane birader, her şeyi senden almak zorunda değilim. Böyle bir kanun ve uluslararası sözleşmemiz de yok.” dediği zaman ve buna rağmen CAATSA yaptırımlarına yani ABD’nin düşman bellediği S-400 üretici firmasından ürün alan ülkeler kapsamına girdiği halde bu yaptırıma maruz kalmaz ise, yarın Hindistan, sonra Katar, Suudi Arabistan ve S-400 ile ilgilendiğini medyaya açıkça itiraf etmiş 10’a yakın ülke de S-400 alır ve şöyle der, “Türkiye hem NATO ülkesi, hem de S-400 aldı bir şey demedin. Üstelik F-35 de verdin bize niye çifte standart uyguluyorsun?”.

Bu meselenin bir yönü. Diğeri ise TSK’nın yukarıda belirtiğim dünyada referans alınan en az ilk 5’de ordudan biri olması. Yani her zaman dost meclislerinde şaka olarak söylüyorum Türkiye ve TSK’ın bedavadan yaptığı S-400 reklamı yüzünden Ruslar en az 3-5 lançeri reklam bedeli olarak bedava vermeli. TSK S-400 alması tüm dünyada malum S-400 rüzgârı estirdi. Nihai anlaşmayı imzalamamız 1 yılı buldu ama takip ettiğim kadarı ile (yanlışım olabilir) biz Ruslarla görüşmeye başladıktan sonra yani o yıl içinde birçok ülke S-400 alımı için ya niyet belirtti veya görüştü. Tabi çoğu ABD tepkisi ile vazgeçti ama benim teoriye çok güzel örnektirler.

Çin, Hindistan ve Cezayir bizden önce görüşmüştü ancak bildiğim kadarı ile Fas, Mısır, Irak, Sudan, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve İran bizden sonra yani Erdoğan-Putin arasındaki ilk S-400 görüşmesinden aylar sonra S-400 niyetini açıklayan ülkelerdi. İşte Rusya’nın, ABD’nin askeri rakibi olmasını bir taraf bırakın, ABD’nin aslında kendisinin ticari rakibinin en önemli ihraç kalemlerinden yani hava savunma konusunda üstelik S-400’ün (tam manası ile) ABD’de muadili yok iken S-400 fırtınası estirmesine tahammülü yok. Bunun için Türkiye’ye ne gerekiyorsa yapacak gözüküyor. F-35’i vermemek veya yıllarca geciktirmek de dahil. Tabi Türkiye’de S-400 konusunda son derece kararlı duracak gibi gözüküyor.

Özetle Türkiye kendi ihtiyacı olan hava savunma sistemi satın aldı. Amacı kimseyi kızdırmak veya sevindirmek değildi. S-400 de altı üstü bir uçaksavar füzesi. Ancak resmen ABD ile Rusya arasında askeri olarak olmasa da ticari rekabetin arasında kaldık.

Peki bunun konu ile ilgisi ne? Aslında var. TSK aynı zamanda Hisar-A ve Hisar-O kullanıcısı da olacak. Bangladeş ordusu dünyanın referans aldığı bir ordu değil ama daha seri üretim olamadan seçince tüm uzak doğuda örnek olacak. Yani siz Hisar’ı bir de TSK envanterine girince görün demek istiyorum. Şüphesiz S-400’e verdiğimiz rüzgârın kat katı fazlasını Hisar’a vereceğiz.

Hisar-A Alçak irtifa hava savunma sistemi ile Hisar-O Orta irtifa hava savunma sisteminin teknik özelliklerini ASELSAN sitesinden görebilirsiniz. Bana göre en ayrıcalıklı özelliği ise IR değil IIR yani kızılötesi görüntüle türündeki arayıcı başlığı ve çift darbeli motora (Tek motor gövdesi içinde birbirinden bağımsız ateşlenebilen iki ayrı roket motoru) sahip olması. Bu konuda Hisar broşüründe şöyle yazıyor: “Hava savunma füzelerinin etkinliği (hız ve manevra kabiliyeti), ilk fırlatıldığı andan etkinlik menzilinin sınırına gelene kadar ciddi miktarda düşmekte, bu durum da tehdit hava unsurlarının füze tarafından vurulmadan kaçma şansını artırmaktadır. Bu teknoloji sayesinde HiSAR füzeleri, akıllı algoritmaları ile hedefine az mesafe kaldığında ikinci motorunu ateşleyerek son manevra evresinde çok yüksek etkinlik kabiliyeti kazanmaktadır.” Yani füze terminal aşamada ikinci motoru ateşleyerek hız ve manevra yeteneğini kaybetmeden hedefi kovalayabliyor.

Kısaca özetlersek göze batan özellikleri:

-IIR arayıcı başlık

-Dikey atış imkânı

-Atış öncesi ve atış sonrası kilitlenme kabiliyeti

-At-unut/at-güncelle imkânı

-Lançer ile RF veri bağı imkânı

-Angaje olabileceği hedef türleri: Savaş uçakları, Helikopterler, İHA/SİHA, Seyir füzeleri ve diğer Havadan-Karaya füze çeşitleri.

HAVA SAVUNMA ÜRÜNLERİNDE SON GELİŞMELER

Son olarak Türkiye’de hava savunma konusundaki son gelişmelerden bahsetmek istiyorum. Takip ettiğiniz üzere son yıllarda hava savunma sistemlerini milli imkanlarla geliştirilip yerli parçalarla ile yerli ürün olarak üretilmesi noktasında önemli mesafe kat edildi. Bu bağlamada alçak irtifa çok namlulu top sistemi Korkut’un 4 adet komuta aracı ile 13 adet çok namlulu top sistemi taşıyan aracı TSK’ya teslim edildi.

Hisar sisteminin ise başarılı atış testi atışlarının geçtiğimiz günlerde gerçekleşmesinin yanında yine Korkut sisteminin gemi konuşlu versiyonu Gökdeniz projesi de devam ediyor. Yeni gemilerimizde halen kullandığımız Sea Zenith ve Phalanx ki buna kısaca CIWS deniyor (Close In Weapons System) sistemleri yerine milli silah sistemi Gökdeniz kullanılacak. Aşağıda IDEF-19’da çektiğim bir fotoğraf üzerinde milli füze sistemlerimiz gözüküyor. ASELSAN bir gemi maketi üzerinde silah sistemlerimizin nasıl uygulanacağını göstermek istemiş. Burada geminin önündeki ve arkasındaki Gökdeniz’e dikkatinizi çekmek isterim (Gemi herhangi bir projeye ait değil. Temsili bir muhrip.).

Gökdeniz çok namlulu top sisteminde ise muhtemelen ilk uygulama tam net olmamakla birlikte İ sınıfı firkateynlerde olacak. Diğer yandan özel bir firmamız tarafından Türkmenistan’a (Hazar denizi için) korvet sınıfı bir savaş gemisi inşa projesi yürütülüyor. Gökdeniz bu gemide de kullanılacakmış.

[email protected]

https://twitter.com/hkilichsword