Buz gibi bir hava.
Sert bir rüzgar.
Hiç durmadan yağan bir yağmur.
Seyircisiz tribünler.
Kaybedecek bir şeyi olmayan Beşiktaş, kazanmanın derdinde.
Sergen Yalçın cesur bir şekilde, hücum pres yaptırıyor takımına.
Atiba - Elneny ikilisi rakibin 3-5-2’sinin oyun kurma becerisini düşürmüş durumda.
Ancak hücum etmekte zorlanıyor.
Galatasaray ise Beşiktaş’a göre daha temkinli.
İlk yarıda oyunda pek yoklar.
Duran toplar olmasa kimse heyecanlanmayacak.
Birbirini kilitlemiş 2 takımın 45 dakikalık mücadelesi, oldukça can sıkıcı.
İkinci yarı oyun ağırlıklı olarak Beşiktaş sahasında.
Atiba - Elneny yorulunca Lemina da orta sahaya desteğe geldi ve oyun Galatasaray’a döndü.
Onyekuru’yu tutmak zor. Gökhan Gönül ve Boyd bu görevi yapıyor yapmasına ama sağ kanatta hücum etkinliği yok denecek kadar az.
65’ten sonra Beşiktaş’ın kontratakları başlıyor ama çoğu N’Koudou’nun oyun zekasının yetersizliğinde kaybolup gidiyor.
Yorulan Boateng’in yerine Ljajic giriyor ama onda da kaleye gidecek mecal yok.
Top kayıpları artınca son 15 dakika Galatasaray’ın baskısı geliyor.
Fatih Terim’in Onyekuru ve Seri’nin yanına Ömer Bayram’ı alması da, Galatasaray orta sahasını daha diri hale getiriyor.
Bu dakikalarda ise Beşiktaşlıların en çok korktuğu isim, Karius çıkıyor sahneye.
Belki yüzde yüz kurtarışı yok ama topları alışı ve yan top performansıyla maçı tutmayı başarıyor.
Son düdük çalındığında skor başladığı gibi 0-0. Beşiktaş adına sahanın en iyileri Elneny ve Ruiz. Galatasaray’dan deplasmanda alınan bir puan kötü değil ama artık şampiyonluk şansı pek yok.
MAÇIN OLAYI: Karius-Muslera, N’Koudou-Onyekuru, Boyd-Feghouli...Sadece bu 3 mevkinin eşleşmesi bile kadro kalitesi konusunda bir fikir veriyor bize. Sergen Yalçın bu kadro yapısıyla alabilecek en iyi sonuçları almaya devam ediyor. İlk geldiğinde “acaba yapar mı?” sorularını, oynattığı futbolla 6-7 maçta bitirdi Sergen Yalçın. Bu sezon farklı nedenlerle kayıp olsa da, gelecek dönemin inşaası için hocanın mevcudiyeti önemli. Takımın başında en azında yola ışık tutacak bir isim var artık.