Beşiktaş, Şenol Güneş’le yollarını ayırdığında, kariyer anlamında çok fazla hoca seçeneği yoktu.
Terim ve Yanal’ın karşısına genç bir isimle hocayla çıkmak istemeyen Beşiktaş yönetimi, rotasını tecrübeli isimlere çevirdi.
Mayıs sonunda hem Lucescu hem de Abdullah Avcı ile görüşen yönetim gerek milli takım tecrübesiyle, gerek Başakşehir’i zirve takımı yapmış olmasıyla, tercihini Abdullah Avcı’dan yana kullandı.
Kağıt üzerinde oldukça mantıklı gözüken Abdullah Avcı seçimi, pratikte ise çok sıkıntılı başladı.
Kulübün dna’sıyla uyuşmayacağı çok belli olan yardımcı hoca Orhan Ak konusundaki ısrarı, Avcı’nın Beşiktaş’taki kredisini erkenden harcamaya başlamasına sebep oldu.
Hocanın onayıyla gelen transferlerin, neredeyse hiçbirisinin takıma katkı sağlamaması ise, Avcı için ikinci büyük darbe oldu.
İlk 6 haftada 1 maç kazanınca, istifa sorularıyla karşı karşıya kalan Avcı, taraftarın da güvenini Ekim ayı itibariyle kaybetmiş oldu.
7’nci haftadan sonra üstüste alınan galibiyetler, yaraya pansuman olurken, hocayla takım arasındaki bağ da her geçen gün zayıflamaya başlamıştı.
Futbolcular, kadro kalitesinin kamuoyunda bu kadar yüksek sesle tartışılmasının sebebini hocaya bağlamıştı. Yerliler ise Avcı’nın onayıyla yapılan yabancı transferlerin performansından şikayetçiydi.
10 kişilik Kasımpaşa karşısında, Elneny’i çıkartıp, forveti çiftleyerek 90+5’te kazanan Avcı, aynı değişikliği bir hafta sonra Malatyaspor’a karşı yapınca, kendi sahasında 2-0 mağlup oldu.
Bu değişiklik, Avcı’nın hem camiada hem de yönetim de ciddi şekilde tartışılmasını sağlayan ilk somut hamleydi.
Fenerbahçe’ye karşı sergilenen tutuk ve çekingen futbol sonrası ise gündem artık Beşiktaş’taki ruh problemiydi.
Kadıköy’de penaltı pozisyonlarına dahi itiraz edemeyen futbolcuların ruh halininin sorumlusu da hoca olarak görülmeye başlanmıştı.
8 maçta 7 mağlubiyet alan Abdullah Avcı ile futbolcuların ortak dili bu süreçte tamamen kayboldu.
Takımın huzurunun bozulmasıyla, maç sırasında birbirine el kol hareketi yapan oyuncuların sayısı artmış ve soyunma odasındaki gerginlikler de her geçen gün fazlalaşmaya başlamıştı.
1.lig takımı Erzurumspor’dan iki maçta 6 gol birden yemesi ve sonrasında Elneny ile Caner Erkin arasında soyunma odasına kadar devam eden tartışma, Abdullah Avcı dönemi için sonun başlangıcı gibiydi.
En nihayetinde Başkan Çebi, Nevzat Demir Tesisleri’nde önce hoca, sonra kaptanlarla biraraya geldi. Gelen bilgi 3 kaptandan ikisinin ortadan konuştuğu, birinin ise olumsuz görüş bildirdiği yönünde.
Akşamüstüne doğru hocayla yapılan 2’nci görüşme ise hikayenin sonunu belirleyen kısım. Öğrendiğimiz kadarıyla 6 saatlik çözümsüzlüğün sonunda, iki taraf da karşılıklı olarak pes edip, ayrılık kararında anlaşmışlar..
Abdullah Avcı kariyeri boyunca sonuç odaklı değil, proje odaklı bir teknik direktör oldu. İyi bir proje, düzgün ekonomik tablo, bol sabır ve sağlam bir güven ortamıyla, önemli işler yapabilecek bir isim. Büyük camiaların ise buna ne vakti ne de mali yapısı müsait..
116 yıllık kulübün tarihinde, 8 maçta 7 mağlubiyet yoktur muhtemelen. O yüzden bu ayrılığın olması, işin doğasına çok uygun.
Ha Abdullah Avcı gidince, Beşiktaş hedef odaklı bir takım mı olacak? Pek sanmıyorum. Ortada ciddi bir kadro kalite problemi ve mali sıkıntılar var. O yüzden Beşiktaş’ın sadece yeni bir hocaya değil, yeni bir yapılanmaya ihtiyaç var.
Bunun olup olmayacağını ise bize zaman gösterecek.