Teknik direktör değişikliği sonrası herkesin merak ettiği soru, Sergen Yalçın’ın nasıl bir kadro oluşturacağıydı.
Tecrübeli hoca, risk almayarak, Abdullah Avcı’nın ideal 11’ini Rize’de sahaya sürdü.
2 günde yapılacak radikal değişikliklerin, takım üzerindeki etkisini öngörmek pek mümkün olmadığından, hocanın tercihi gayet mantıklıydı.
Kadroyu aynı tutan Sergen Yalçın’ın takıma yaptığı en önemli dokunuş ise, hücum hattındaki oyuncuların sayısı ve hareketliliğiydi.
Elneny’i tek çapa olarak orta sahada kullanan tecrübeli hoca, Atiba’yı Ljajic’in hemen yanına yerleştirdi.
Takım hücum ederken, kanatların da ceza sahasına girmesini isteyen Sergen Yalçın böylece rakip ceza sahasındaki Beşiktaşlı sayısını arttırmış oldu.
Beşiktaş’ın ilk golünde Diaby’nin alan boşaltması, Atiba’nın içeri sokulması, Burak Yılmaz içeri girerken, arkadan N’Koudou’nun da ceza sahasına girmesi, tam anlamıyla bir teknik direktör dokunuşuydu.
Ancak bir de kadro kalitesi vardı ki buna kısa vade de Mourinho’nun bile çare bulması mümkün değildi.
Mevcut sakarlığını, hırsı ve mücadelesiyle kapatmaya çalışan Vida’nın 5 maçta 1 yaptığı saçmalığa, 61 maçta 90 gol yiyen Karius da katılınca, Beşiktaş pozisyon dahi yaşamadan kalesinde golü buldu.
Bundan sonraki dakikalarda, Beşiktaşlı oyuncular bu sezon klasikleşen “üretememe” sendromunu yaşadı ve yine tek bir pozisyon bulamadı.
Maçın sonlarında bir bektem fazlası olan Gökhan Gönül sahneye çıktı ve galibiyet golünü getirdi.
MAÇIN OLAYI: Sergen Yalçın’ın 9 maçta 8 mağlubiyet almış bir takımı, Rize’den galibiyetle döndürmesi, herşeye rağmen büyük bir olay. Beşiktaş efsanesinin kulübe büyük bir hava ve motivasyon getirdiği muhakkak. Belli ki Beşiktaşlılar bundan sonra daha gollü, daha heyecanlı maçlar izleyecek. Ancak hocayı kocaman bir “kadro kalitesi” sorunu bekliyor.
Sonsuz top kaybıyla oynayan Diaby, topla buluşamayan N’Koudou, sakarlıkta zirve yapan Vida ve her hafta “bir kaleci neler yapmamalı” konulu goller yiyen Karius’la zirveye yürümek pek de kolay gözükmüyor.