BİRİNCİ BÖLÜME ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Şunu unutmayalım ki, ABD’nin yıllardır devam eden 10’a 7 dengesi politikası ile Türkiye’nin Yunanistan’dan güçlü, İsrail’den güçsüz olması (teknoloji ve silah envanteri açısından) stratejisi artık geçerli değil. ABD ve İngiltere artık Yunanistan ile Türkiye arasında “10’a 7” denge politikasını gerçekten yürütmüyor. Fransa zaten bu dengeyi sabote edip duruyordu ama ABD de son 3-5 yıldır bunu unutmuş gözüküyor.

Artık F-35 ve Rafale ile çok daha güçlü bir Yunan Hv.K. olması kimseyi rahatsız etmiyor. Yunanistan’ın önündeki tek engeli mali yetersizliği. 200 adet bile F-35 istese alabilir. Oysa sadece 5-6 yıl öncesine kadar 200 adet istese “Türkiye’ye 100 adet vereceğimiz için sana sadece 70 adet verebiliriz” şeklinde cevap alabilirdi. Yani artık Yunanistan bizim gibi siyasi engellerle karşı karşıya değil, sadece mali engelleri var.

Dananın kuyruğunun koptuğu an ise, Yunanistan’ın anlaşmayı kesinleştirip 5 yıl sonra ilk F-35’ine kavuştuğu an olacak. (Merak etmeyin bizim F-35’ler değil, onlar artık USAF’ta uçuyor.) Malum son savunma bütçesi kabul edilirken Yunanlıların/Rumların yoğun olduğu bölgeden senatör seçilmiş olan ABD Başkanı Biden’a, şayet alım gerçekleşir ise Yunan F-35 teslimatını diğer ülkelerin önüne çekerek daha önce teslim etme yetkisi verilmişti.

Şimdi bu yazının ikinci bölümünde bugünlerde dillendirilen bir “Komplo Teorisi”den bahsederek bitirmek istiyorum. Bir fikir vermesi için faydalı olacağını düşünüyorum. Yoksa yüzde yüz inandığım için değil. Amacım ne Türk-Yunan dostluğunu baltalamak, savaş çıkarmak veya ABD düşmanlığını körükleyerek “Russever” arkadaşların ekmeğine yağ sürmek. Bunların hiçbiri değil. Tek amacım toplum ve askeri/sivil bürokrasinin uyanık olması yönünde farkındalık oluşturmak. Toplum olarak her tahrike sazan gibi atlamamamızın gereğini anlatmaya çalışıyorum. Ayrıca devletler kalıcı kişiler gidici. Bugünkü ABD ve Yunan yönetimi akılcı ve soğukkanlı olabilir ama yarın her iki tarafın başına Trump gibi bir “deli” veya başkan olamayacak kadar düşük profilli biri gelebilir ve derin devletin oyuncağı olabilir. Gerçi Biden akıllı olsa ne yazar, birçok teorisyen ABD için derin Amerika hiç olmadığı kadar iktidarda yorumu yapıyor, tesadüfün böylesi…

Sadece yüzde bir ihtimal de olsa bu komplo teorisinin olma ihtimali var. Bunu tahlil etmeden önce tarihe kısa bir göz attığımız da 20.yüzyılın sayısız örneklerle dolu olduğunu görüyoruz. Winston Churchill’in Japon haberleşme şifrelerini kırıp Pearl Harbor baskınından haberdar olduğu halde ABD’yi savaşa sokmak için soydaşlarına haber vermemesi veya diğer komplo teorisindeki Franklin D. Roosevelt’in ABD kamuoyunu savaş girmeye bir türlü ikna edemediği için saldırıyı bildiği halde görmezden gelmesi ve iki gün önce sadece 2 uçak gemisini korumasız ve amaçsız şekilde limandan ayırıp açık denize göndermesi ki Japon uçak filosunun ana hedefi bu gemiler idi. Her iki olayında kanıtları olsa da yüzde yüz ispat edilmedi. Ancak dünya tarihi Kapitalist Batı ile Komünist dünyanın çeşitli ülkeler ve milletlerle pinpon topu gibi oynayıp, savaştırdığı örneklerle dolu. İşte kardeş kanı dökülen Kore Savaşı, Vietnam veya aynı coğrafyanın insanı İran-İrak Savaşı veya sonradan çıkan verilerle Rusların nasıl ve neden saldırtıldığını gördüğümüz Afgan-Rus savaşı. Yani tarihte pek çok örnekte görüyoruz ki, oyun, kumpas, komplo, istihbarat operasyonu iki ülkeyi belli politik amaçlar için onların dahi farkında olmadığı şekilde birbiri ile savaşa sokmakta.

Bu açıklamadan sonra şimdi gelelim bizim komplo teorimize. Aslında konumuz ile yani F-35, F-16V ile direk ilgili. Malum Türk kamuoyunda PKK/PYD’ye destek verdikleri için ABD-NATO düşmanlığı zirve yapsa da yani %80’lere varsa da bunu siyaset medya vasıtası ile yeni oy devşirmek için mükemmel şekilde kullansa da realitede durum farklı. Söz konusu ve diğer terör örgütlerine destek veren Rusya, Fransa, Almanya, İsrail hatta gizli şekilde İngiltere’de var ama nedense mesele oy devşirmek olduğundan kabak sadece ABD üzerine patlar. Ben bu kısmına değil de, Rusya, Fransa vb. diğer ülkelerin de aynı tepkiyi almamasına sinir oluyorum. Neyse sonuçta bütün bu yukarıdakilere rağmen ne iktidar, ne muhalefet (birkaç marjinal görünmeye çalışan parti hariç ki onlar da samimi değil) ne sivil, ne askeri bürokrasi ABD’den kopmak, ilişkileri soğutmak, NATO’dan çıkmak, ABD silah sistemleri yerine Rus veya Çin sistemlerini tedarik etmek gibi bir hayali, amacı veya niyeti yok. Milli ve yerli bir savunma sanayii ile askeri bağımlılığı minimum seviyeye indirmek başka. Bu zaten herkesin hayali, olması lazım ve ABD ile ilgisi yok. Tüm ülkelerden bağımsızlık amaçlanıyor. En çok silah sistemini ABD’den aldığımız için ne zaman milli bir silah sistemi yapılsa medya ABD bağımlılığı pompalıyor ama amaç hiçbir ülkeye karşı bağımlı kalmamak.

NATO’dan da atılma diye bir şey yok. Dolayısı ile bir yandan söz dinlemeyen S-400 alan bir Türkiye diğer yandan NATO üyesi ve hem ordusu hem de çok çok daha tehlikelisi savunma sanayiisi güçlenen bir Türkiye var. Aşırı güçlü Türkiye ABD’nin özellikle İngiltere’nin asla işine gelmez.

Ukrayna operasyonu mükemmel kurgulanmış ve her şey yolunda gidiyor ama savaşan ülke NATO değil ve karşı ülke Rusya. Dolayısı ile tatbikatı yapılan bu modelin Türkiye’ye uyarlanması imkansız. Çünkü bir NATO ülkesi Rusya ile savaşırsa mecburen Üçüncü Dünya Savaşı çıkar. En azında NATO savaşa girmek zorunda yoksa dağılır. Dağılırsa ABD kendini kurtarır ama İngiltere için tam bir felaket olur. Kendisini Rusya, Fransa, Almanya hatta Çin’in kucağında bulur.

O zaman Türkiye uygun bir ülke ile savaştırılmalı:

-Suriye ve Bulgaristan kolay lokma, Türkiye’yi çok zayıflatmaz. Yani uygun değil.

-İran olursa tüm Batı zaten otomatik olarak Türkiye’ye destek vermek zorunda kalır ki İran Avrupa’yı balistik füze manyağı yapar ve Polonya-Romanya BMD sistemleri satürasyon karşısında çaresiz kalır. Ayrıca Avrupa-NATO mecburen destek olursa Ortadoğu’daki tüm Şii terör örgütlerinin finansörü İran sayesinde Avrupa’da kimse korkmadan metroya dahi binemez.

-Irak da olmaz. Çünkü İran ve Türkiye düşmanımın düşmanı dostumdur mantığı ile ittifak yapar ve ABD Irak coğrafyasını kesin olarak, tüm Arap Yarımadasını da belki kaybedebilir. Bu da hidrokarbon kaynakları ve petrol ürünlerinin sevk edildiği deniz yolları itibari ile ABD-İngiltere’nin intiharı olur.

-Ermenistan da olmaz. Ruslar Ermenilere destek verince ABD’deki Ermeni lobileri sebebi ile ABD Türkiye-Ermenistan arasında kararsız kalır ve NATO Türkiye’yi tercih eder tam bir çorba olur. ABD kimden yana olacağını şaşırır. Hatta Ermenilerden nefret eden İsrail’in bile Azerbaycan örneğinde gördüğümüz gibi Türkiye’ye desteği söz konusu olabilir.

-İsrail’de olmaz. Son yıllarda Türkiye’den soğuyan tüm Arap ve Ortadoğu camiası İsrail-Türkiye Savaşı’nda Türkiye arkasında kilitlenir “Düşmanımım düşmanı dostumdur.” Daha da kötüsü ABD’nin bölgedeki iki müttefikini savaştırmak gibi bir aptallığı yapması imkansız ve akıl dışı. “ABD Ortadoğu Savunma Politikası”nı akademik açıdan incelemiş ve yazmış biri olarak söylüyorum imkansız.

En uygun tercih ise Yunanistan. Ancak bir sorun var daha önce İngilizler tarafından Anadolu’nun işgali ve 64-74 olaylarında Kıbrıs’ta iki kez satılan Yunanlılar artık bu numaralara kolay kolay kanmayacaktır. Yani “Türkiye’ye saldırın, biz arkanızdayız” şeklindeki İngiliz gazı, TSK’nın gücünü ve Türkiye’nin nüfuzunu düşündüğümüzde hüsnü kabul görmeyecektir. Üstelik ikisi de NATO ülkesi olduğundan saldıran taraf kim olursa olsun NATO’da suçlu o sayılacaktır. Dolayısı ile saldırgan mutlaka ve mutlaka Türkiye olmalıdır.

Burada bir nokta koyalım. Bu komplo teorisini destekleyenlere göre F-35’in verilmesi Türkiye’yi çok avantajlı bir duruma geçireceği için çok tehlikeli idi. Diğer yandan Türkiye’nin milli sistemleri geliştirmesi de faydalı çünkü savaşı idame ettirilmesinde saldırgan taraf olacağı için hiçbir Batı ülkesinden destek göremeyecek. O yüzden seyir füzeleri motorları veya uçak gemi motorları gibi kritik teknolojilerde şimdilik yardım daha doğrusu teknoloji transferine göz yummalı ki gücü belli seviyeye gelsin, savaşı tek başına bir süre idame ettirecek kadar bağımlılığı azalmış olsun.

Burada büyük bir sorun var. Çünkü Türkiye’yi maceraperest deliler yönetmiyor veya TSK’da terfi almak, devlet başkanı olmak için savaş isteyen İkinci Dünya Savaşı’nın maceracı generalleri yok. Üstelik Türkiye’nin Yunanistan’ın toprağında gözü yok. Her şeyden önemlisi Türkiye’de Yunanistan saldırmadan veya toprak/ada ilhakı yapmadan, uçak düşürüldü, gemi batırıldı diye topyekün savaşa girecek bir siyasi ve askeri irade yok. Dolayısı ile Yunanlıları Türkiye’ye saldırın biz arkanızdayız diye kandırmak zor iken, Türkiye’yi Yunansitan’a saldırtmak çok çok daha zor, hatta imkansız. Ege’de yapılacak üç beş komplo-provakatif eylem ile de zor. Çünkü her iki tarafta da siyasi iradeler savaş değil, barış yanlısı, en azından dışarından bakınca öyle gözüküyor.

İşte burada komploculara göre Türkiye’yi saldırtıp dolayısı ile saldırgan taraf olacağı için tüm NATO’nun Yunanistan’a destek olduğu ve ölen Yunanlılar üzerinden Türkiye’yi zayıflatmak ve kalıba sokmak için yapılacak çözümde Ukrayna modeli şu şekilde uygulanabilir. Nasıl ki Ukrayna’ya “Yürü koçum, biz seni NATO’ya alacağız, arkandayız merak etme Ruslar saldıramaz” deyip, Rusların saldıracağı son iki yılda belli olmaya başladığında da “ Pardon, hesap hatası yaptık, bu Putin delirmiş gerçekten saldıracak, seni hemen iki yıl içinde hazırlamamız lazım” dedikleri gibi bir formül.

İşte Yunanistan’a Rafale, F-35 veya 2,9 milyar USD’lik ön onayı alınan ABD malı yeni üretim harp gemileri verilmesi ve mevcut filonun füzeleri dahil modernizasyonu vb. çabalar, komplo teorisinin teorisyenlerine göre bunu çabası.

Gelelim bahaneye: güya düşündükleri tek yol birkaç yıl sonra veya 5-10 yıl içinde de olabilir bunun zamanı bölgemizdeki konjonktüre göre belli olacak, Yunanistan’ı Ege kıyılarında kıta sahanlığını 12 mil ilan etmeye ve hava sahasını da buna göre düzenlemeye veya ilan etmeye zorlamak. “Sen ilan et, bizim 6.Filo ve Kıbrıs’ta İngiliz Üssü’nde F-35’ler var, Türkiye savaş açamaz” diyerek oldu-bitti ile hallederiz yalanı ile ikna etmek. O sırada Yunanistan’da sallantıda olan bir iktidar da varsa bu siyasi zaferi kurtuluş gibi görebilir. Ancak tabi ki hesap edemeyecekleri durum Türkiye’nin savaş açacağı.

Gelelim Türkiye ayağına: Bunun ilanı Ege’nin Türk uçakları ve gemileri açısında çukurlarla dolu caddelerde spor araba ile hız yapmaya çalışmak gibi olacaktır. Ege’ye hapsolma ve Akdeniz’e çıkana kadar slalom yapmak. Kaybedilen balıkçılık ve hidrokarbon sahaları da cabası.

Bu durumda ne olacak? Malum Türkiye yıllar önce bunu TBMM kararı ile savaş sebebi saydı. Şimdi her iki tarafta da siyasilerin veya hükümetlerin parti fark etmeksizin önceliğinin seçimleri kazanmak olacağını öngörmek için siyasi tarihlerini okumak veya günlük gazetelere bakmak yeterli olacaktır. Peki ne yapmalı. Doğrusu asla bu kararı verecek kişi olmak istemem. Savaş veya barıştan yana tercih kullanmak bu durumda benim ve muhtemelen sizin için net değil. Savaşmasak ekonomik ve siyasi kayıplardan başka bir de tükürdüğünü yalamak ve dünya üzerinde olağanüstü bir prestij kaybı ve mevcut iktidar kim ise o zaman muhtemelen gelecek seçimi kaybetmesi söz konusu.

Savaşsak ekonomik yıkımı geç, saldıran biz olacağımız için tüm NATO/Batı Yunanistan’ı destekleyecek ta Avusturalya’ya kadar, bu kesin. Kimse Ege gibi tartışmalı bir konuda bizim için“ Yav arkadaş ama bu adamlar haklı” demez. Hıristiyan ve batı medeniyetinin ve mitolojisinin tarihi beşiği Yunanistan karşısında, yıllarca İslam dünyasının liderliğini yapmış, Türk ve İslam medeniyetinin temsilcisi Türkiye. Askeri güçler açısından olmasa da fanatik ve faşist düşünceli dünya halkları açısından (Din ve ırkı fark etmez) Real Madrid-Barcelona maçı gibi. Yani Ukrayna gibi iki Ortodoks gibi değil, herkesin tarafının çok net olduğu bir savaş.

Türk ve Yunan medyası ve yorumcu/yazarlarının ateşe körükle gideceğini zaten yazmaya gerek yok. İşte burada gerçekten de pimi çekilen bir el bombasının Türkiye’yi o zaman yönetenlerin kucağına atılması gibi bir durum var. Gerçekten karar vermek çok ama çok zor. Üstelik çarşıdaki vatandaşa sorduğunuzda her iki ülkenin halkını büyük çoğunluğu birbirine karşı düşmanlık beslemiyor ve savaş yanlısı değil. Ama mesele Ege’deki ekonomik çıkarlar ve ulusal güvenlik olunca…

Bu planın yürümesi, Rusya’nın Ukrayna savaşı ve sonrasında çok zayıflamış olması şartına da bağlı. Aslında Ukrayna, bu teori sahiplerine göre birinci aşama. Çünkü ABD ve İngiltere koalisyonu güçlü ve tehditkar bir Rusya varken Türkiye’yi asla böyle bir ateşe atamaz. Türk-Yunan Savaşı’nda Rusya’nın Türkiye’ye saldırarak ikinci bir cephe açması veya tersine Türkiye’ye destek olarak Türkiye’nin NATO’dan ayrılmasından sonra bir de Rusya ile askeri ittifak yapması ABD-İngiltere açısından felaket ötesi bir durum. Askeri ittifaktan bahsediyorum. Yoksa savaşta kullanmak için Rusya-Çin’den bol bol silah almaktan değil. Yani daha iyi anlamanız için tıpkı İran-Irak Savaşı’ndaki gibi kendi yağlarında kavrulmalı başka kimse karışmamalı. Bu savaşta ABD-İngiltere-Fransa gibi ülkeler Irak’a silah, gizlice İran’a da istihbarat satarlardı.

Amaçlanan sonuç ise: gücünü yitirmiş ve çok zayıflamış, orta kalmış, yalnızlaşmış bir Türkiye ile Batıya tam manası ile köle olmuş bir Yunanistan ki yeniden alt yapısı inşa edilip, ordusu teçhiz edilecek bir pazar olan Yunanistan şeklinde. Ege ise iyice belirsizlik ve karışıklık içinde kalan, hukuki statüsü bozulduğundan herkesin rahatça cirit attığı, hangi adanın kime ait olduğu belli olmayan tam da ABD-İngiltere gibi büyük donanmaların istediği bir denize dönüşmüş halde olacak.

Ne diyelim, inşallah komplo teorisyenleri yanılır ve bunu amaçlayan ülkeler veya derin yapılar var ise de kendi planlarında boğulur. Ege daima bir barış denizi olarak kalır.

(Eski yazılarımın hepsine archive.org dahil şuradan ulaşabilirsiniz: http://hakankilicaero.blogspot.com/2018/09/tum-makale-linklerim-all-my-articles.html )

Hakan KILIÇ

Savunma Analisti

@hkilichsword