-Yeni Tip Denizaltı Projesi, Havadan Bağımsız Tahrik Sistemli denizaltı ne demek? Üretim süreci nasıl olacak?
-Nükleer silahlara veya bunları taşıyan silah platformlarına “Stratejik Silah Sistemi” denildiği halde nükleer silah taşımayan ve nükleer güçle çalışmayan konvansiyonel denizaltılara bile neden stratejik silah platformu muamelesi yapılıyor?
-Denizaltı ne zaman stratejik silah, ne zaman stratejik hedef olur?
-Nükleer güçlü denizaltılar ile dizel elektrik ve AIP sistemlilerin avantajları ve dezavantajları nelerdir?
-Türkiye neden proje bedeli 2.060 milyar EUR, bir iddiaya göre ise projenin tamamının enflasyon ve işçilik giderleri ile 3,5 milyar EUR’u bulacak olan 6 adet denizaltıyı yapacak? Bu bedele değer mi?
-Yeni Tip Denizaltı Projesi (YTDP), HBT/AIP (Havadan Bağımsız Tahrik) sistemli Alman tanımlaması ile tip 214TN, Türk tanımlaması ile Reis sınıfı denizaltıların teknik özellikleri ve neden iddiaya göre dünyanın en sessiz denizaltıları? Zaten stratejik bir platform olan ve deniz kuvvetlerinde bir tabur gibi muamele gören denizaltı gemilerimize olağanüstü önemli bir ek stratejik kabiliyet kazandıracak AIP teknolojisi nedir?
-Denizaltılarda kritik öneme sahip sessizliği bozan ses kaynağı motoru mudur? Yoksa sesi çıkaran başka bir şey mi?
-Türk Donanması’nın denizaltı açısından Akdeniz’deki yeri ve dünya donanmalarındaki denizaltı sayıları.
Geçtiğimiz günlerde, Yeni Tip Denizaltı Projesi (YTDP) kapsamında üretilecek olan altı adet Reis sınıfı denizaltılardan ilki TCG Piri Reis (S-330) denizaltısı Gölcük Tersane Komutanlığı’nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve çok sayıda üst düzey protokolün katılımı ile havuza çekildi. Bu tören sonrasında çok sayıda medya organında YTDP ile MİLDEN (Milli Denizaltı) projesinin karıştırıldığını ve Reis sınıfı denizaltıların milli tasarım sanıldığını fark ettim. Hem bu yanlışlığı hem de bu projenin yüksek maliyetine rağmen neden gerekli olduğunu anlatmak ve yukarıdaki sorulara cevap vermek için bu yazıyı kaleme almayı uygun gördüm. Yukarıdaki soruları başlıklar halinde anlatmak konuyu sınırlayacağından, cevapları tüm bölümlerin içerisine yedirilmiş halde bulacaksınız.

1.BÖLÜM
TÜRKİYE NE YAPIYOR?
HBT/AIP (Havadan Bağımsız Tahrik/Air Independent Propulsion) sistemli Alman sınıflaması ile Tip 214TN denizaltıları Türkiye’de “Reis” Sınıfı olarak isimlendiriliyor ve bu tip denizaltıların tedarikine yönelik sözleşme Savunma Sanayii Başkanlığı ile Alman HDW-MFI Ortak Girişimi arasında 2 Temmuz 2009’da 2,060 Milyar EUR bedel ile Yeni Tip Denizaltı Projesi (YTDP) adı altında imzalandı. Ancak denizaltı tedarikine ilişkin karar yani sözleşme 2009’da verilmesine rağmen kredi sorunlarından dolayı 22 Haziran 2o11’de yürürlüğe girmiştir. İlk kaynak ise 28 Eylül 2015’te yapılmıştı. (O zamanki gazete haberlerine göre yüksek tutarlı proje için tek bir Avrupa bankası değil, üç bankanın bir araya geldiği bir konsorsiyum aracılığı ile kredi açıldı).
Proje HBT/AIP kabiliyetli altı adet Reis Sınıfı Tip 214TN denizaltısının HDW Tersanesi tarafından sağlanacak teknik destek ve teknoloji transferi ile Gölcük Tersanesi Komutanlığı’nda inşasını kapsamaktadır. Tip 2017TN Alman U-214 denizaltılarının ihraç versiyonudur ve Türkiye’deki sınıf adı da ilk önce “Cerbe” olarak belirlenmişti. Sonradan tarihimizdeki meşhur amirallerimizin isimlerine istinaden “Reis” sınıfı olarak değiştirildi. Proje kapsamında üretilen ilk denizaltı olan TCG Piri Reis (S-330) Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın da katıldığı tören ile Gölcük Tersanesi’nde havuza indirildi. Ayrıca törende projenin 5’inci denizaltı gemisi olan TCG Seydi Ali Reis’in de (S-335) ilk kaynağı Cumhurbaşkanı tarafından temsili olarak yapıldı.

2022 yılında Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na teslim edilecek olan S-330 TCG Piri Reis denizaltısını sırası ile, 2023 yılında S-331 TCG Hızır Reis, 2024 yılında S-332 TCG Murat Reis ve yine her yıl bir tane olmak üzere 2027 yılına kadar S-333 TCG Aydın Reis, S-334 TCG Seydi Ali Reis, S-335 TCG Selman Reis denizaltı gemileri takip edecek.
Havadan bağımsız tahrik sistemi (AIP) yakıt hücreleri dahil olarak Alman firmasından tedarik edilen denizaltının tasarımı da Alman firmasına ait olup üretimi Türkiye’de yapılmaktadır. Tabi ki motor sistemleri de ithaldir. Bu açıdan denizaltı milli denizaltı değil, sadece büyük oranda yerli üretimdir. Ancak içerisinde bazı milli sistemler de vardır ki info-grafiklerde görülmektedir. Proje kapsamında denizaltının beyni denebilecek Denizaltı Bilgi Dağıtım Sistemi HAVELSAN tarafından geliştirilmiştir. Ayrıca ASELSAN, AYESAŞ, STM, KOÇ, TÜBİTAK BİLGEM ve MİLSOFT firmaları tarafından çeşitli sistemler geliştirilmiş ve uygulanmıştır.

DENİZALTILAR NEDEN STRATEJİK SİLAH PLATFORMU OLARAK KABUL EDİLİRLER? AIP SİSTEMLİ DENİZALTILARI DAHA DA ÖNEMLİ KILAN HUSUS NEDİR? SESSİZLİK NE KADAR ÖNEMLİ?
Havadan Bağımsız Tahrik Sistemi’ne (AIP) sahip olan denizaltılar, dünya genelinde nükleer tahrikli denizaltılardan sonra en stratejik denizaltı gemileri olarak bilinirler. Bunun iki sebebi vardır. Birisi daha sessiz olmaları, diğeri ise nükleer güçlü yani içindeki nükleer reaktörden güç alan denizaltılardan sonra en uzun süre su altında kalan denizaltılar olmalarıdır. AIP teknolojisine sahip olan öncü ülkeler ise İsveç, Almanya, Fransa ve Rusya’dır. Bunların içerisinde AIP yönü ile en ilerideki ülke İsveç’tir.
Denizaltı Savunma Harbi (DSH) yani denizaltıların tespiti ve imhası açısından çok kritik öneme sahip olan düşük sesli seyir yeteneği ve uzun süre gövdesini veya hava alma şnorkelini su yüzeyine çıkarmadan seyir kabiliyetine sahip olan AIP sistemli denizaltılar aynı zamanda dünyanın en sessiz denizaltıları kabul edilmektedir.
Rusya, Kilo sınıfının versiyonları olan Lada sınıfı ve ihraç versiyonu Amur sınıfı dizel elektrik denizaltılarında da AIP teknolojisi olmasına rağmen nükleer güçlü bir SSN (Nükleer güçlü saldırı denizaltısı, yani balistik füze değil de konvansiyonel torpido, seyir füzesi vb. silah taşıyan hedefi düşman gemi ve denizaltıları olan denizaltı) Yasen sınıfının daha sessiz olduğunu iddia etmektedir. Amerikan tarafı da Seawolf sınıfı SSN denizaltılarının çok sessiz olduğunu iddia etmektedir. Ancak her iki tarafın tersine otoriteler AIP teknolojili dizel elektrik motorlu denizaltıların tüm nükleer güçlü denizaltılar ile klasik dizel denizaltılardan daha sesiz olduğu konusunda hem fikir. Zaten Rusların hala daha nükleer güçlü yerine Kilo sınıfı üretmeleri ve ABD donanmasının birkaç yıl önce tatbikatlarda kullanmak üzere İsveç’ten dizel elektrik denizaltısı kiralaması bunun göstergesidir. (ABD’nin, çok sessiz denizaltılara karşı mücadele için kiralandığı düşünülüyor. Rusya’nın ise hala daha dizel elektrik Kilo sınıfı üretmelerinin iki sebebi daha vardır. Biri daha düşük maliyet diğeri ise dizel elektrik denizaltıların kıyı bölgeler ve iç denizlerde yani derin olmayan sularda nükleer güçlü dev denizaltılardan daha kullanışlı oluşu. Nitekim Rusya Kilo sınıfını daha çok Karadeniz’de konuşlandırmıştır.) Bu arada tablomda görüldüğü üzere ABD, İngiltere ve Fransa’nı tüm denizaltıları nükleer güçlü olup konvansiyonel denizaltıları bulunmamaktadır.

HAVADAN BAĞIMSIZ TAHRİK SİSTEMİ (HBT/AIP) NE DEMEK?
Havadan bağımsız tahrik sistemine (Air Independent Propulsion /AIP) sahip denizaltı gemileri suyun altına iken gücünü elektrik üretiminden veya akülerden alıyor. Bu sırada dizel motorlar kullanılmadığı için personelin hava ihtiyacı dışında dizel motor için havaya ihtiyaç duymuyor. Su altında veya üstünde yüksek hızda seyir sırasında dizel motorlarını kullanırken, düşük hızda sessiz seyir için AIP Sistemi’nden yararlanıyor. Sistemin bileşenleri PEM Yakıt Pili modülü, silindir şeklindeki metal hidrid tüpler, sıvı oksijen tankı ve kontrol ünitesi. Metal hidrid tüplerde depolanan hidrojen ile sıvı haldeki oksijenin yakıt hücresi modülünde kimyasal reaksiyonu sonucunda oluşan elektrik enerjisi ile denizaltı su üstüne çıkmadan seyir yapabiliyor. AIP teknolojisi, konvansiyonel yani nükleer reaktör barındırmayan denizaltılar için artık lüks sayılmıyor. “Dizel elektrik ise mutlaka AIP olmalı” şartının su altındaki rekabetin gerekliliği olduğu günümüzde AIP sistemi, denizaltının şnorkel yardımı ile hava ile temasının olmadığı durumlarda bataryalara kıyasla çok daha uzun süre ve menzilde güç üreterek hem denizaltının sevkini hem de bataryaların imlasını sağlamaktadır.
Klasik dizel elektrik denizaltılarına göre en önemli farkı AIP sistemlerinin denizaltı dalmış durumdayken de dizel motoru çalıştırmadan elektrik üretimi gerçekleştirmeleridir. Günlük hayattan örnek vermek gerekirse, dizel veya gaz türbinli motoru olan savaş gemileri dizel arabalarımıza, dizel elektrik denizaltıları hibrit arabalara, AIP teknolojisi ise elektrikli arabalara benzemektedir. Ancak arabalar gibi şarjını dışarıdan değil, kendisi yapmaktadır. Oluşturulan elektrik enerjisiyle bataryalar şarj edilmekte, tahrik sistemleri çalıştırılmakta ve elektronik ekipmana güç sağlanmaktadır. Bu sebeple denizaltıya tonlarca sıvılaştırılmış oksijen yakıt gibi konmaktadır.

DENİZALTININ NERESİ SES ÇIKARIR?
Denizaltı motorları ve içerisindeki diğer makinelerin sesleri, oluşturduğu vibrasyon hatta mutfakta kullanılan mutfak aletlerinin sesinden personelin normal faaliyetleri sırasında çıkan gürültüye kadar çok çeşitli gürültü kaynakları vardır. Ancak özellikle savaş veya görev sırasında tam sessizlik istendiğinde bunların bir şekilde çeşitli yöntemlerle gürültü seviyesi azaltılabilir. Ancak bunların hepsinden daha çok gürültü yapan bir unsur vardır ki, bu aynı zamanda seyir yani harekete devam ettiği sürece denizaltının motorunu kapatıp bataryalardaki elektrik enerjisi kullanılarak harekete devam etse bile sesi kısılamayacak bir parçadır. Bu ses kaynağı denizaltının gövdesinde ve çok daha fazlası pervanesinde oluşan kavitasyonun sebep olduğu ses yani, pervanesinden çıkan sestir.
Tüm savaş gemileri ve özellikle denizaltıların başının belası olan kavitasyonu azaltmak için son teknolojiler kullanılarak tasarlanan değişik tipteki pervaneler denenerek kavistasyon ile mücadele edilir. Çünkü her sınıftaki gemi/denizaltının hatta bazen gemi/denizaltının bizzat kendisinin bile akustik imzası ayırt edilebildiğinden uzman operatörler veya ABD donanması gibi yıllardır su altı hidroforları ve yüzen unsurlar sayesinde geniş bir akustik imza kütüphanesine sahip olan ülkeler okyanusun çok uzak mesafelerinde sesini duyabildiği gemi/denizaltıları sınıflandırabilir. Yeter ki pervane kavitasyon gürültüsü duyulabilsin. (Muavenet muhribi sebebi ile tazminat olarak verilen Knox sınıfı firkateynler denizaltı harbi amaçlı gemiler idi. Gelişmiş sonarları vardı. ABD sonarın cihazını çıkarmadı ama bu tehdit kütüphanesini yani elektronik/akustik verileri bize vermeden gemileri hibe etmişti. Bunu kendince paylaşılmaz bir stratejik değer görmüştü).

Peki kavitasyon ne demek? Pervane suda hareket ettikçe çok hızlı döndüğünden geriye yüksek basınçta su basar ve arkada alçak basınç oluşur. Bu alçak basınç da suyun kaynama noktasını düşürdüğünden suyun buharlaşmasıyla oluşan kabarcıklar kısa süre sonra patlamaya başlar. Bu olay sürekli ve çok hızlı olarak gerçekleşir. İşte bu kabarcıkların durmaksızın ve yoğun olarak patlamasından çıkan ses gemi/denizaltının pasif sonar ile dahi duyulmasını, bulunmasını sağlar. Bu yüzden denizaltı tasarımları devir sayısını azaltarak çok kanatlı pervane yapımına yönelmiştir. Bu sesler pervane ve motora göre değişkenlik gösterdiğinden, sonar ve bilgisayar sistemleri tarafından analiz edilerek hangi sınıf gemiye ait olduğu tespit edilir. Denizaltıların suya indirilirken pervane kısmının kameralardan saklanmak amacı ile örtü ile örtülmesinin sebebi de budur. Pervane tasarımının daha en başından düşman ülkeler tarafından bilinmesini önlemek amaçlanır.
Kavitasyona sadece pervanenin (uskurun) dönmesi değil, başka bölgelerde sebep olabilir. Daha az orada da olsa gövdenin veya pervane gövdesinin üzerindeki pürüzler, çok küçük boyutlu yapısal kusurlar (girinti-çıkıntılar) akış sırasında basınç düzensizliklerine, dolayısıyla kavitasyona neden olabilirler.
Yarın ikinci bölüm ile devam edeceğiz.