Sabri Ülker Vakfı Bilim Zirvesi 2026'nın açılışında konuşan Sağlık Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Şuayip Birinci, Türkiye'de çocukluk çağı obezitesi, sağlıklı beslenme alışkanlıkları ve kronik hastalıkların toplum sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Sağlıklı beslenmenin yalnızca bireysel tercihlerden ibaret olmadığını belirten Birinci, konunun gelecek nesillerin yaşam kalitesini ve sağlık sisteminin sürdürülebilirliğini doğrudan ilgilendiren stratejik bir halk sağlığı meselesi olduğunu vurguladı.
Sağlık politikalarında hastalıkların tedavisinin yanı sıra hastalık oluşmadan önce risk faktörlerinin azaltılmasına odaklanılması gerektiğini ifade eden Birinci, özellikle çocukluk döneminde kazanılan beslenme alışkanlıklarının ilerleyen yaşlardaki sağlık durumuyla yakından ilişkili olduğunu söyledi. Koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, obeziteyle mücadele ve kronik hastalıkların önlenmesinin toplum sağlığı açısından öncelikli alanlar arasında bulunduğunu kaydetti.
ÇOCUK SAĞLIĞI ANNE KARNINDA BAŞLIYOR
Çocuk sağlığının temellerinin anne karnında atıldığını belirten Birinci, gebelik döneminde anne sağlığının korunması ve erken çocukluk döneminde yeterli, dengeli beslenmenin sağlanmasının yaşam boyu sağlık üzerinde belirleyici olduğunu ifade etti. Çocukların sağlıklı gelişiminde beslenmenin erken dönemlerden itibaren ele alınması gerektiğini vurgulayan Birinci, özellikle bebeklik dönemindeki beslenme uygulamalarına dikkat çekti.
Bebeklerin ilk altı ay yalnızca anne sütüyle beslenmesinin önemine değinen Birinci, emzirmenin uygun tamamlayıcı beslenmeyle birlikte iki yaşına kadar sürdürülmesi gerektiğini hatırlattı. Çocukluk dönemindeki beslenme sorunlarının yalnızca yetersiz gıda alımıyla sınırlı olmadığını belirten Birinci, yetersiz beslenme ile aşırı beslenmenin aynı dönemde görülebildiğini ve her iki durumun da çocuk sağlığı açısından ele alınması gerektiğini söyledi.
TÜRKİYE'DE ÇOCUKLARDA OBEZİTE ORANI YÜZDE 9,9
Türkiye'deki obezite verilerini paylaşan Sağlık Bakan Yardımcısı Birinci, çocuklarda obezite oranının yüzde 9,9 olduğunu açıkladı. Çocukluk çağında ortaya çıkan obezitenin yetişkinlik dönemine taşınabildiğine işaret eden Birinci, ergenlik döneminde obezitesi bulunan bireylerin yaklaşık yüzde 80'inin yetişkinlikte de obeziteyle yaşamaya devam ettiğini belirtti.
Çocukluk çağı obezitesinin gelişiminde beslenme alışkanlıkları ve günlük yaşam biçiminin etkili olduğunu aktaran Birinci, ultra işlenmiş gıdaların tüketimi, şekerli içecekler, uzun ekran süreleri ve fiziksel aktivite eksikliğini başlıca etkenler arasında sıraladı. Sağlıklı beslenme alışkanlıklarının küçük yaşlarda kazandırılması ve çocukların fiziksel aktiviteye yönlendirilmesinin obezitenin önlenmesine yönelik çalışmaların önemli bir parçası olduğunu ifade etti.
TÜRKİYE'DE 25 MİLYON KİŞİNİN EN AZ BİR KRONİK HASTALIĞI BULUNUYOR
Türkiye'deki kronik hastalık yüküne ilişkin verileri de açıklayan Birinci, yaklaşık 25 milyon kişinin en az bir kronik hastalıkla yaşadığını söyledi. Diyabet, kalp ve damar hastalıkları ile kanser vakalarındaki artışa dikkat çeken Birinci, son 20 yıllık dönemde kronik hastalıkların sağlık sistemi üzerindeki yükünün büyüdüğünü belirtti.
Birinci'nin paylaştığı verilere göre Türkiye'de son 20 yılda diyabetli kişi sayısı yüzde 150, kalp ve damar hastalıkları yüzde 67, kanser hastalıkları ise yüzde 44 arttı. Kronik hastalıkların yaygınlaşmasının yalnızca bireylerin sağlık durumunu değil, sağlık hizmetlerine duyulan ihtiyacı ve sağlık harcamalarını da etkilediğini belirten Birinci, hastalıkların ortaya çıkmasından önce risk faktörleriyle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.
DİYABET YÜZDE 150, KALP VE DAMAR HASTALIKLARI YÜZDE 67 ARTTI
Son 20 yılda açıklanan artış oranları
Diyabetli kişi sayısı %150
Kalp ve damar hastalıkları %67
Kanser hastalıkları %44
Kaynak: Sağlık Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Şuayip Birinci'nin Sabri Ülker Vakfı Bilim Zirvesi 2026'da paylaştığı veriler.
65 YAŞ ÜZERİNDEKİ HER 100 KİŞİDEN 82'SİNDE KRONİK HASTALIK VAR
Kronik hastalıkların ileri yaş gruplarındaki yaygınlığına da değinen Birinci, Türkiye'de 65 yaş üzerindeki bireylerin yüzde 82'sinde en az bir kronik hastalık bulunduğunu açıkladı. Yaşla birlikte birden fazla kronik hastalığın aynı kişide görülebildiğini belirten Birinci, söz konusu durumun sağlık hizmetlerinin kullanımı ve tedavi maliyetleri üzerinde etkili olduğunu ifade etti.
Dörtten fazla kronik hastalığı bulunan bireylerin sağlık maliyetinin ortalamanın yaklaşık 10 katına ulaştığını kaydeden Birinci, kronik hastalık yükündeki artışın sağlık harcamalarının sürdürülebilirliği açısından risk oluşturduğunu söyledi. Hastalıkların önlenmesine yönelik uygulamaların yaygınlaştırılması ve risk faktörlerinin erken dönemde azaltılması gerektiğini vurguladı.
ŞEKERLİ İÇECEKLER VE ULTRA İŞLENMİŞ GIDALAR GÜNDEMDE
Sağlıklı beslenmeye ilişkin açıklamalarında şeker tüketimine ayrı bir yer ayıran Birinci, özellikle çocukların beslenmesinde şekerli içeceklerin ve ultra işlenmiş gıdaların tüketiminin azaltılması gerektiğini belirtti. Günlük beslenme alışkanlıklarının çocukluk döneminde şekillendiğine dikkat çeken Birinci, aşırı şeker tüketimiyle mücadeleyi obezitenin önlenmesine yönelik çalışmalar kapsamında ele aldıklarını ifade etti.
Dünya Sağlık Örgütünün serbest şeker tüketimine ilişkin tavsiyelerini hatırlatan Birinci, günlük enerji alımının yüzde 10'undan daha azının serbest şekerlerden karşılanması gerektiğini, mümkün olması halinde oranın yüzde 5'in altına indirilmesinin önerildiğini söyledi. Şekerli içeceklerin ve nişasta bazlı şeker tüketiminin azaltılmasına yönelik çalışmalar yürüttüklerini aktaran Birinci, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının toplum genelinde yaygınlaştırılmasının önemini vurguladı.
TAM BUĞDAY EKMEĞİNDE EN AZ YÜZDE 40 HEDEFİ
Türkiye'deki ekmek tüketimi ve ekmek üretiminde kullanılan unun özelliklerine de değinen Birinci, beyaz un üretiminde buğdayın kepek ve rüşeym bölümlerinin ayrılması nedeniyle lif, vitamin ve mineral kaybı yaşandığını belirtti. Tam tahıllı ürünlerin beslenmedeki yerine dikkat çeken Birinci, ekmek üretiminde tam buğday unu kullanımının artırılmasına yönelik çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Sağlık Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığının tam buğday ekmeğinin yaygınlaştırılması konusunda çalışmalar yürüttüğünü açıklayan Birinci, ekmek üretiminde en az yüzde 40 oranında tam buğday unu kullanımının teşvik edilmesinin hedeflendiğini söyledi. Çalışmaların ekmek üretiminde kullanılan unun bileşimine yönelik olduğunu belirten Birinci, geleneksel ekmek üretim yöntemlerine ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.
UZUN SÜRELİ FERMANTASYONLA ÜRETİLEN EKMEKLERE DİKKAT ÇEKTİ
Geleneksel yöntemlerle uzun süre fermente edilen ekmeklerin beslenme açısından bazı avantajlar sağlayabildiğini belirten Birinci, fermantasyon sürecinin besin öğelerinden yararlanma ve sindirilebilirlik üzerinde etkili olabildiğini ifade etti. Ekmek üretiminde kullanılan yöntemlerin ve hammaddelerin beslenme açısından önem taşıdığını kaydetti.
Tam buğday unu kullanımının yaygınlaştırılması ile geleneksel fermantasyon yöntemlerine ilişkin açıklamalarında Birinci, ekmeğin besin içeriği ve üretim süreçlerini sağlıklı beslenme politikaları kapsamında ele aldı. Tarım ve Orman Bakanlığı ile yürütülen çalışmalarda tam buğday ununun ekmek üretimindeki payının artırılması hedefinin bulunduğunu aktardı.
HASTALIKLAR ORTAYA ÇIKMADAN RİSK FAKTÖRLERİ AZALTILACAK
Koruyucu sağlık hizmetlerinin sağlık politikalarındaki yerine dikkat çeken Birinci, hastalıkların ortaya çıkmasının beklenmesi yerine hastalığa yol açan risklerin önceden azaltılması gerektiğini vurguladı. Çocukluk çağı obezitesinin önlenmesi, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının geliştirilmesi ve kronik hastalıklarla mücadele edilmesinin koruyucu sağlık yaklaşımının temel alanları arasında bulunduğunu belirtti.
Sağlıklı beslenmenin bireysel tercihlerle sınırlı olmayan bir halk sağlığı konusu olduğunu ifade eden Birinci, beslenme alışkanlıklarının gelecek nesillerin yaşam kalitesi ve sağlık sisteminin sürdürülebilirliği üzerindeki etkilerine işaret etti. Anne karnından başlayan sağlıklı yaşam yaklaşımının çocukluk, yetişkinlik ve ileri yaş dönemlerini kapsadığını belirten Birinci, toplum sağlığının korunması için risk faktörlerinin erken dönemden itibaren ele alınması gerektiğini söyledi.





