Beşiktaş, Kayserispor deplasmanına Gökhan Gönül ve Kagava gibi iki önemli eksiğin yanısıra geçen hafta kırılan özgüveniyle gitmişti.
İlk yarıda Burak Yılmaz ve Ljajic’le etkili olmaya çalışan siyah beyazlılar, takımın yaşlanmayan ismi Atiba ile öne geçmeyi başardı.
Bu kritik gole rağmen takımdaki bireysel performansların aşırı düşük olması ikinci yarı öncesi adeta uyarı gibiydi. İlk yarıyı 1-0 önde kapayan Beşiktaş’ın ne oyun şekli ne stratejisi elle tutulur durumda değildi.
Maçın ikinci yarısı, özellikle oyun gidişatı açısından Fenerbahçe maçıyla benzerlikler taşıyordu. 46’ıncı dakika itibariyle Kayserispor gol arayan, Beşiktaş kontra kovalayan takım konumuna geçmişti ki, bunun siyah beyazlılara uygun bir model olmadığını daha geçen hafta görmüştük.
Fenerbahçe’ye karşı 12 dakikada 3 gol yiyen Beşiktaş, bu sefer de Kayserispor’un 5 dakikada attığı 2 gole engel olamadı.
Bireysel anlamda savunma oyuncularının hiçbirisi gününde olmasa da bu hızlı gol yeme alışkanlığını birebir olarak isimlere bağlamak pek mantıklı gözükmüyor. Beşiktaş’ın 2’nci yarılarda fiziken düştüğü artık yadsınamaz bir gerçek. Bu özelliğin yanı sıra takım üzerinde ilginç bir kırılganlık da oluşmuş durumda.
Tüm bu olumsuz tablonun yanına, Karius’un haftalardır “Casper” performansı sergilemesi, Quaresma’nın “küstüm,oynamıyorum” tavrı da eklenince, işler Beşiktaş adına çözülemez hale geldi.
Siyah beyazlılar son dakikalarda attığı golle beraberliği kurtarmayı başarsa da, çare üretme konusunda yine sınıfta kaldı.
Teknik Direktör Şenol Güneş, geçen hafta olduğu gibi rakibin hamlelerine gerekli karşılığı veremedi. İlk yarılarda galibiyeti elde eden takımın, 2 haftadır ikinci yarılarda maçı vermesi büyük takım alışkanlıklarında yer almayan bir durum.
Beşiktaş’ın sezon başından beri bir çok sorunu olduğu doğru. Ancak bu sorunları çözecek teknik heyetin de, sorunun bir parçası olmaya başlaması, siyah beyazlıları artık çıkmaza sokmuş durumda.
Daha bu haftadan lige havlu atmış görüntüsü veren Beşiktaş’ın bundan sonra ne yapabileceği ise hakikaten merak konusu. Ancak şunu hatırlatmakta fayda var. Yönetimler,hocalar ve futbolcuların asli görevi, kulübüne gönül vermiş taraftarları mutlu etmektir. Taraftarın mutsuz olduğu yerde, hiç kimse mutlu kalamaz.