Hakan Aran, küresel düzeyde 2024’te yüzde 5,6 olan enflasyonun, 2025’te yüzde 4,2’ye, 2026’da ise yüzde 3,6’ya düşmesinin öngörüldüğünü ifade etti. Küresel büyümenin ise yüzde 3 seviyesinde yatay seyredeceğini belirtti.
Tarife savaşlarının faiz indirim baskısıyla birleşmesinin, küresel enflasyonun uzun süre yüzde 5,6 seviyesinde kalmasına neden olabileceğini dile getirdi. Bu durumun Türkiye’yi de etkileyebileceğini söyledi.
ABD’ye ihracat yapamayan Çin’in küresel ticaret dengelerinde oluşturacağı değişimin Türkiye gibi maliyetlerin arttığı ülkeler için daha sert rekabet anlamına geldiğini belirten Aran, “Değişen dengeler ihracat hacmi ve fiyatlamada sorunlara yol açabilir” dedi.
“ÖNÜMÜZDEKİ İKİ YIL KRİTİK BİR DÖNEM”
Aran, küresel ticaret ve üretim dinamiklerinin yeniden şekillendiği bu dönemde, “Türkiye’nin verimlilik artışına odaklanması gerektiğini” vurguladı. Çin’in AB pazarındaki etkisinin artmasının, Türkiye'nin ihracatını doğrudan etkileyebileceğine dikkat çekti.
Amerika'nın Çin’e karşı yaklaşımını Avrupa Birliği’nin de benimsemesi durumunda Türkiye’nin avantaj sağlayabileceğini belirten Aran, aksi durumda Çin’in pazarı ele geçirme ihtimaline karşı uyarıda bulundu.
Fed’in eylül ve aralık aylarında faiz indirimine gidebileceğini belirten Aran, “Küresel oynaklıklara karşı Türkiye’nin kendi yol haritasına sıkı sıkıya bağlı kalması gerekiyor” dedi.
ENFLASYON VE FAİZ TAHMİNLERİ
Hakan Aran, yıl sonunda enflasyonun yüzde 28,5–29,5 aralığında gerçekleşmesini beklediklerini belirtti. Enflasyon üzerindeki etkilerin enerji ve gıda fiyatlarındaki ani değişimlerle bağlantılı olabileceğini söyledi.
TCMB’nin rezerv artışı ve sanayideki daralma gibi göstergelere dikkat çeken Aran, “Merkez Bankası’nın yıl sonuna kadar 800 baz puanlık faiz indirim alanı var” ifadesini kullandı. Politika faizinin yüzde 35’e kadar düşebileceğini öngördü.
ENFLASYON RAPORUNDAKİ ARA HEDEFLERİN ÖNEMİ
Aran, TCMB’nin üçüncü Enflasyon Raporu’nda hedef ve tahminlerin ayrıştırılmasının, yönetişim kalitesi ve hesap verebilirlik açısından önemli olduğunu vurguladı.
“2027’ye dair öngörüler dinamik yapısı gereği revize edilebilir; önemli olan ara hedeflerle süreci yönlendirmek” diyerek, rapordaki yaklaşımın para politikasının etkinliğini artıracağına dikkat çekti.
KREDİLERDE ENFLASYONLA UYUMLU GİDİŞAT
Aran, temmuz sonu itibarıyla KOBİ ve ticari kredilerdeki büyümenin sırasıyla yüzde 33,3 ve yüzde 31,6 olduğunu, bu rakamların Merkez Bankası politikalarıyla uyumlu olduğunu ifade etti.
Yabancı para kredilerde ise büyümenin sınırlandırıldığını ve ağustos başında yüzde 21,4 seviyesine indiğini belirtti. “Dezenflasyon süreci için endişe yaratacak bir kredi genişlemesi yok” dedi.
ENERJİ VE GIDA FİYATLARI ENFLASYONU ETKİLEYEBİLİR
Aran, enerji ve gıda fiyatlarının küresel dışsal faktörler olduğunu vurguladı. Bu alanlardaki olası dalgalanmaların Türkiye’nin enflasyon hedeflerinden sapmasına neden olabileceğini söyledi.
“Küresel riskleri göğüslemek zorundayız; önemli olan içerideki hedeflerden sapmamak” dedi.
BANKACILIK SEKTÖRÜNDE DİRENÇLİ DURUŞ
Hakan Aran, Türk bankacılık sektörünün her türlü koşula uyum sağlayabilecek güce sahip olduğunu ifade etti. Bankacılık sektörünün kendi içinde sorun çözme kapasitesine sahip olduğunu belirtti.
“Rüzgar ne kadar sert eserse essin, bankacılık sektörü çok senaryolu yapısıyla bu süreci yönetebilir” dedi.
Sektörün kamuya yük olmadan kendi içinde denge sağlayabildiğini ifade eden Aran, küresel ekonomik gelişmelerin bankacılık sektörüne doğrudan olumsuz bir etkisi olmayacağını belirtti.
FAİZ İNDİRİM DÖNGÜSÜ VE BANKACILIKTA KARLILIK
Aran, 2025’te kesintiye uğrayan faiz indirim sürecinin bankacılık sektöründe stres testi etkisi yarattığını söyledi. Net faiz marjları üzerindeki baskının bankaların bilançolarına yansıdığını ifade etti.
Faiz indiriminin kesintisiz devam etmesi halinde sektörün yılı yüzde 20–25 bandında öz kaynak karlılığıyla tamamlayabileceğini belirtti. “Reel olarak kayıp olsa da bu oranlar kabul edilebilir seviyede” dedi.




