Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi geçtiğimiz Perşembe günü (5 Mart) dünyanın gözü Moskova’da yapılan İdlib zirvesindeydi. Tüm dünya Erdoğan-Putin görüşmesinden çıkacak sonuca odaklandı.

Kremlin’de önce iki lider baş başa görüştü ardından da heyetler bir araya geldi. Bu tarihi görüşmeler tam 5 saat 40 dakika sürdü. Bu uzun müzakerelerin sonunda bir uzlaşmaya varıldı. İdlib’de geçici ateşkes ilan edildi. Ancak ateşkes çok kırılgan.

İdlib’de görünürde rejimle ancak perde arkasında Rusya ile savaşan NATO üyesi Türkiye ‘BATI’dan beklediği desteği alamadı. ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu’ya ilgi duymaması üstüne gizliden gizli Putin’e duyduğu hayranlık dünyanın süper gücünü oyundan düşürdü. Pentagon’un çok bastırmasına rağmen Trump, bu rolü oynamakta iştahsız.

Avrupa’ya gelince… Yaşlı kıtada herkes kendi derdine düştü. Almanya’da Merkel siyasi istikrarı korumak için mücadele ediyor. İngiltere bütün enerjisini Brexit’e verdi. Franda’da ise lider sorunu var. Macron gibi karizmatik olmayan birinin liderliği zor görünüyor.
İşte bu yüzden bugün Türkiye, İdlib meselesini Rusya ile konuşmak zorunda kalıyor. Sovyetler Birliği’nin travmatik çöküşünü yaşamış eski bir KGB ajanı olan Putin’in Rusya’yı yeniden süper güç yapma arzusu onu Suriye sahasına yöneltti. Putin bu fırsatı değerlendirmekte kararlı görünüyor. O yüzden Türkiye’nin işi kolay olmayacak.

AB sınırında ölen insanlık

AB kapılarında yaşanan mülteci dramına gelince… Bir önceki yazımda ucundan değinmiştim. Aynı zamanda AB’nin de sınırı olan Yunanistan sınırında tam anlamıyla insanlık utancı yaşanıyor. Bombalardan, kurşunlardan, füzelerden, işkenceden yani özetle ölümden kaçan insanlar Avrupa kapılarında kaçtıkları yerlerdeki kadar ağır bir muameleye maruz kalıyorlar. Kurşunlanıyorlar, gazlanıyorlar… Tüm bunlara rağmen Yunanistan’a geçmeyi başaranlar ise korkunç bir şiddet görüyor. Avrupa sınırında hem insan hakları hem de insanlık askıda. Üstelik bu konuda Türkiye’yi kendilerine şantaj yapmakla suçluyor.
Ancak 9 yıldır 4 milyon Suriyeli mülteciyi ağırlayan Türkiye’ye AB verdiği sözleri tutmadı. Altına imza attığı mutabakatları da uygulamadı. Ankara, mülteci yükünü tek başına kaldıramayacağını AB’li muhataplarına sık sık iletti. 2015’te ve 2016’da Türkiye ile birlik arasında anlaşmalar da imzalandı. 2016’da imzalanan ve ’18 Mart Mutabakatı’ olarak bilinen anlaşmada AB, Türkiye’ye bir dizi vaatte bulundu ancak yerine getirmedi. Peki AB Türkiye’ye ne vaat etmişti?

1- Mülteciler için kullanılmak üzere 6 milyar Euroluk maddi destek
• Bu para hiçbir zaman Türkiye’ye gelmedi
2- 2016 yılının sonunda vize serbestisi
• Birlik her zaman yaptığı gibi bir dizi bahane öne sürerek verdiği sözü tutmadı
3- Gümrük birliği ile ilgili güncelleme yapmak
• Konsey tarafından bloke edildi
4- Türkiye ile yeni fasıllar açılacak
• Bu konuda da hiçbir adım atılmadı

AB, 4 yıl Türkiye’yi oyaladı. Bu konuda iyi bir sicili olmayan Brüksel yönetimi yeni bir anlaşma yapmanın peşinde. Türkiye, mülteciler meselesinde sorumluluk almaya yanaşmayan AB’ye sonunda rest çekti ve sınırlarını mültecilere açtı. Mülteciler Yunanistan sınır kapısına AB yetkilileri ise Ankara’nın kapılarına dayandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, çözüm için Brüksel’e gitti. AB’nin en yetkili isimleriyle konuyu masaya yatırdı. Görüşmelerden sonra yapılan açıklamalarda bir anlaşmanın olmadığı ancak çözüm için tüm seçeneklerin çalışıldığı belirtildi.

Uluslararası anlaşmaları ve insan haklarını ihlal eden AB, Yunanistan sınırında askeri tedbirlere başvurmayı tercih etti. Ölümden kaçan çaresiz insanların Avrupa’ya geçmesini önlemek için sınırlarını dikenli tellerle çevirdi, hendekler kazdı. Denizden botlarla Yunanistan’a geçenlerin ise botları batırmaya kalktı.

Avrupa ne yaparsa yapsın, hangi tedbirleri alırsa alsın Türkiye ile adil bir anlaşmaya varmadığı sürece bu sorunla baş etmesi imkânsız. Sınırına dayanmış yüzbinlerce mülteciyi Ankara ile çözemezse bu insanlık krizi derinleşerek devam eder.