İş insanı Murat Ülker, 20 Eylül’de kendi internet sitesinde yayımladığı yeni yazısında büyük servetlerin yaşadıkları ve geliştikleri şehirlere karşı sorumluluklarını ele aldı. “Servet Doğduğu Şehre Ne Borçludur” başlığını taşıyan yazısında Ülker, tarih boyunca servetin kültür, sanat ve kamusal faydayla kurduğu ilişkiyi farklı örnekler üzerinden anlattı.
Ülker’in yazısının çıkış noktasını Eksim Holding’in 40’ıncı kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Tophane-i Amire’de düzenlenen “Kitaba Vefa: Cilt Sanatı ve Restorasyon Sergisi” oluşturdu. Sergiyi gezen Ülker, izlenimlerini aktarırken İstanbul’un vakıf kültürü ve özel servetin toplumsal faydaya dönüştürülmesi üzerinde durdu.
MEDİCİ AİLESİNDEN İSTANBUL'UN VAKIF GELENEĞİNE
Murat Ülker, daha önce kaleme aldığı Medici ailesine ilişkin yazısını hatırlatarak 15. yüzyıl Floransa’sında para, siyaset, din, sanat ve iletişim arasındaki ilişkiyi ele aldı. Medicilerin bankacılıktan elde ettikleri ekonomik gücü sanatçılar, mimarlar ve kültürel çalışmalar üzerinden farklı alanlara taşıdığını belirtti.

İstanbul’un tarihsel gelişimini ise Osmanlı’daki vakıf sistemi üzerinden değerlendiren Ülker, padişahlar, hanedan üyeleri, devlet adamları, tüccarlar ve varlıklı kişilerin yaptırdığı eserlerin kentin bugünkü kültürel kimliğinde önemli bir yere sahip olduğunu ifade etti. Fatih Sultan Mehmed döneminden Süleymaniye’ye, Divanyolu’ndan Rüstem Paşa Camii’ne kadar farklı örnekleri yazısında sıraladı.
TİVNİKLİ AİLESİ VE "KİTABA VEFA" SERGİSİNİ ANLATTI
Ülker, Tivnikli ailesinin kurduğu Eksim Holding ile Abdullah Tivnikli Vakfı’nın çalışmalarına da değindi. Abdullah Tivnikli’nin servetinin bir bölümünü vakfederek kurumsal ve sürdürülebilir bir yapı oluşturduğunu belirten Ülker, Osmanlı vakıf geleneğindeki gelir getirici “akar” sistemiyle günümüzdeki uygulamalar arasında bağlantı kurdu.
“Kitaba Vefa” sergisinde Eksim Holding’in 40’ıncı yılına atfen restore edilen 40 eser ziyaretçilerle buluştu. Muhyiddin İbnü’l-Arabi’nin 500 yıllık “Fusûsü’l-Hikem” nüshası, Şeyh Galib’in el yazması Divan’ı, hattat Hasan Rıza Efendi’nin taş baskı Mushaf’ı ve Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın “Marifetname”si sergide yer alan eserler arasında bulunuyor.
CİLT SANATININ AYRINTILARINI PAYLAŞTI
Sergiyi mücellit Muharrem Kalenci ile gezen Ülker, geleneksel cilt sanatında kullanılan yöntem ve kavramlara ilişkin öğrendiklerini de yazısında aktardı. Mikleb, sertab, şemse, salbek, köşebent, zencirek ve şiraze gibi cilt sanatına ait terimlerin anlamlarına yer verdi.
Serginin merkezinde Muharrem Kalenci tarafından kitap şirazesi referans alınarak hazırlanan “Sonsuz Şiraze” adlı eser de bulunuyordu. Ülker, 99 kolonun merkezde birleştiği yerleştirmenin geleneksel cilt sanatını modern bir formla sergi alanına taşıdığını anlattı.
AİLE HİKÂYESİNDEN KÖPRÜLÜ KÜTÜPHANESİ'NE
Ülker yazısında kendi aile geçmişinden bir ayrıntıyı da paylaştı. Fatih Medresesi mezunu dedesi Hacı İslam Efendi’nin Köprülü Kütüphanesi’nde çalıştığını belirten Ülker, dedesinin eğitim hayatı ve kütüphanedeki görevine ilişkin bilgileri aktardı.
Kendisinin kitaplara ve yazmaya duyduğu ilginin aile geçmişiyle bağlantılı olabileceğini ifade eden Ülker, kültürel mirasın korunmasında yalnızca kitapların değil, kitapları gelecek kuşaklara ulaştıracak kurumların ve ustaların da yaşatılması gerektiğini vurguladı.
"BU ŞEHİRDE SİZDEN YÜZ YIL SONRA NE KALACAK?"
Murat Ülker, yazısının ana bölümünde İstanbul’da servet sahibi olanların kentle ilişkisini değerlendirdi. İstanbul’un iş dünyasına pazar, insan kaynağı, bağlantı, kültürel prestij ve dünyaya açılan bir kimlik sağladığını belirten Ülker, toplumsal sorumluluğun yalnızca bağışlarla sınırlı değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.
Kaybolan zanaatlar için okullar kurulması, kitapların restore edilmesi, kütüphanelerin sürdürülebilir gelir modelleriyle desteklenmesi, genç sanatçılara atölyeler açılması, tarihi yapıların yeniden kamusal hayata kazandırılması ve arşivlerin dijitalleştirilmesi gibi örnekler veren Ülker, yazısını şu soruyla özetledi:
“İstanbul’un zenginlerine bugün sorulması gereken soru ‘Ne kadar bağış yapıyorsunuz?’ değildir. ‘Bu şehirde sizden yüz yıl sonra ne kalacak?’ Bence gerçek toplumsal faydanın ölçüsü biraz da budur.”
YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN >>>





