Selam,
Yazıya geçtiğimiz haftanın sorusu ile başlayalım:
“Kendimizi nasıl giydireceğiz?”
Giyim, pek çok insan için günlük yaşamın sıradan bir yükümlülüğü olarak görülse de kimi insanlar için kendini, topluma karşı doğru bir şekilde ifade etmenin bir biçimidir. Bu iki kutup arasında ikinci şıkka daha yakın olan kişiler, görünümleri için daima ekstra bir mesai ve efor sarf edenlerdir. Kişi, stilini oluştururken belirli giyim kodlarını da göz önünde bulundurmalıdır. Vücut tipi, yaş aralığı ve kişinin müdahil olduğu sosyal ortam, oluşturmaya çalıştığı stil ile doğrudan bağlantılıdır. Ofiste ya da resmi bir kurumda çalışan kadınların koyu renklerı ve topuklu ayakkabıyı tercih etmesi, 0-3 yaş arası bir bebeğe tulum giydirilmesi kadar olağandır. Çocukluk evresi sona erip de yetişkinliğe ulaşmak için kat edilen, uzun gençlik dönemi boyunca stilimiz için bir arayış içerisinde oluruz. Bu arayışın ne zaman sonlanacağı ise gelecekte seçmiş olduğumuz mesleğe ya da bulunduğumuz sosyal ortama göre değişebilir. Elbette, stil gençlik yıllarından yetişkinliğe adım atarken değiştiği gibi yaş aldıkça da bir revizyona uğrayacaktır. Ancak bu değişimler, gençlik yıllarına göre çok daha hafiftir.
Moda ve trendler sıklıkla değişse de kişilerin kendileri için oluşturdukları stil kalıcıdır ve dönemin trendleri bu özelleştirilmiş stile adapte edilebilir. Önemli olan, kişilerin stillerini hangi parça hangi duygu ya da hangi ilham üzerine inşa ettikleridir. Trendleri yakından takip ediyor ve uygulamaktan hoşlanıyorsanız, içerisinde bulunduğu sezona göre değişen stilleri deneyimlemek, sizin için heyecan verici olacaktır. Ancak bana sorarsanız bu trendlerin hiçbiri, kişisel stilinizin önüne geçmemeli. Popüler hâle gelen her trendin gardrobunuza eklenmesi ve kendinden önce alınan her parçayı etkisizleştirmesi, sizi stil sahibi yapmaz. Bu eylem, yalnızca yalnızca gardrobunuzun tıka basa dolmasına neden olur. Son yıllarda sıkça duyduğumuz ‘’Gardrop detoksu’’ da trendlerin süratle tüketilmesinin bir sonucu olarak karşımıza çıkar. Kombinleyebileceğimizden fazla kıyafete sahip olmak, her defasında doğru kombini aramada bizi yavaşlatır.
Öyleyse trendlerin keşmekeşine kapılmadan, nasıl stabil ve güçlü bir stile sahip olabiliriz?
İşe ilk olarak stilinizle karşınızdakilere nasıl bir mesaj vermek istediğinize karar vererek başlamalısınız. Ağırbaşlı, neşeli, ciddi, sakin… Moda terminolojisinde her duyguya karşılık bir stil kodu bulabiliriz. Felsefi ve edebi akımlarda olduğu gibi giyim de belirli akımlara tabidir. Romantik, sofistike, parizyen, minimalist, feminem vs. gibi.
Genel ruh hâlinize ve karşınızdakilere vermek istediğiniz izlenime yani bir nevi ‘’mood’’unuza karar verdikten sonra vücut tipinizle uyumlu olabilecek tüm parçaları denemenizi tavsiye ederim. Bu aşamada herhangi bir renk ya da alt ton ile kıyafetleri kısıtlamak oldukça bağlayıcı ve faydasız olacaktır. Önemli olan, vücuda ait orantısızlıkları ustalıkla gizleyebilmek, olduğundan daha güzel görünebilmektir. Örneğin, kısa boylu kadınlar için tek parça, dikine çizgili elbiseler tercih edilmesi bedeni olduğundan daha uzun ve ince gösterir.
Denemeler sonucunda içerisinde hem rahat ve özgüvenli durduğunuz hem de güzel göründüğünüz parçalara odaklanın. Gardrop çeşitliliğinden bahsedeceksek bu seçtiğiniz ve sıklıkla tercih ettiğiniz parçanın birkaç versiyonunu dolabınıza dahil edebilirsiniz. Örneğin, sıklıkla spor ayakkabıları tercih eden biri iseniz sahip olduğunuz ya da gördükçe satın aldığınız klasik ayakkabılar sizin gardrobunuzda işlevsizdir. Onların yerine zorlanmadan kombinleyebileceğiniz, farklı spor ayakkabılar tercih edebilirsiniz. Detaylar, daima önemlidir. Bir kombini mağazadaki görünümünden farklı olarak size ait, sizi yansıtan bir aksesuar ile birleştirebilirsiniz. Bu aksesuar da stilinizin bir parçası olarak çeşitlenebilir ve tüm görünümlerinizde imzanız olarak size eşlik edebilir.
Oluşturduğunuz stilin devamlılığı için bir de ilham gereklidir. Bu ilham başlangıçta yol gösterici olduğu gibi sonrasında da stilinizin tekrara düşmeden devam etmesinde yardımcı olur. Seçtiğiniz parçalar hazır giyim ise 2. el ve vintage butiklerden alışveriş yapmıyorsanız demode kalma olasılığınız oldukça düşüktür. Sonuçta o sezon raflarda olan tüm ürünler bir şekilde dünya trendleri arasında yer almıştır. Daha isabetli tercihler için belirli yayınları ya da Instagram üzerinden size ilham verecek profilleri takip edebilirsiniz.