Dijital teknolojilerde yaşanan hızlı gelişim, küresel ekonominin yapısını köklü biçimde dönüştürüyor. Yapay zekâ, otonom sistemler, robotik çözümler, veri merkezleri ve kuantum teknolojileri gündemi belirlerken, ekonomik rekabetin geleceğini artık teknolojilerin sayısından çok, ülkelerin bu dönüşüme ne kadar hazırlıklı olduğu belirliyor.

Digital Cooperation Organization (DCO) tarafından yayımlanan Digital Economy Trends 2026 raporu da dijital ekonominin önümüzdeki dönemde izleyeceği rotaya ışık tutuyor. Araştırma, 26 ülkeden 272 üst düzey teknoloji yöneticisi, 60 politika yapıcı ve 74 dijital ekonomi uzmanının görüşlerine dayanıyor. Küresel ekonominin yaklaşık yüzde 80’ini temsil eden ülkelerin katıldığı çalışmada, 18 farklı dijital ekonomi eğilimi incelendi.

DİJİTAL EKONOMİDE YÜZDE 9,5 BÜYÜME BEKLENTİSİ

Rapora göre dijital ekonominin 2026 yılında yüzde 9,5 büyümesi bekleniyor. Söz konusu oran, küresel ekonominin tahmini büyüme hızının üç katından daha yüksek bir performansa işaret ediyor. Dijital ekonominin dünya gayrisafi hasılası içindeki payının yüzde 22’ye yükselmesi ve toplam büyüklüğünün yaklaşık 28 trilyon dolara ulaşması öngörülüyor.

Uzmanlara göre dijital ekonomi artık ekonominin yanında büyüyen ayrı bir sektör olmaktan çıktı. Üretimden ticarete, finanstan lojistiğe, sağlıktan enerjiye kadar tüm alanların işleyişini şekillendiren temel ekonomik katman haline geldi. Önümüzdeki dönemde “dijital sektör” ve “geleneksel sektör” ayrımının giderek ortadan kalkacağı değerlendiriliyor.

BÜYÜMEYLE BİRLİKTE YOĞUNLAŞMA RİSKİ DE ARTIYOR

Dijital dönüşüm, daha geniş kitlelerin ürün ve hizmetlere erişimini kolaylaştırırken, ekonomik değerin belirli teknoloji şirketlerinde yoğunlaşması riskini de beraberinde getiriyor.

Rapor, dijital ekonominin en önemli ikilemlerinden birinin bu olduğunu vurguluyor. Teknoloji sayesinde verimlilik ve üretkenlik artarken, veri, altyapı ve işlem gücünün sınırlı sayıdaki aktörün kontrolünde toplanması ekonomik eşitsizlikleri derinleştirebiliyor.

Yeni dönemde temel sorunun artık internet erişimi değil, dijital sistemler üzerinden ekonomik değer üretebilme kapasitesi olacağı ifade ediliyor. Dijital kapsayıcılık kavramı da yalnızca bağlantı imkanlarıyla değil; dijital beceriler, teknoloji geliştirme kapasitesi ve veriden elde edilen değerin paylaşımıyla ölçülecek.

YAPAY ZEKÂDA ODAK SEKTÖREL ÇÖZÜMLERE KAYIYOR

Raporda dikkat çeken başlıklardan biri de yapay zekâ alanındaki dönüşüm oldu. Genel amaçlı büyük modellerin yaygınlaşmasıyla birlikte rekabet avantajının sektörel ihtiyaçlara yönelik geliştirilen dikey yapay zekâ çözümlerine kaydığı belirtiliyor.

Sağlık, üretim, enerji, finans, tarım, lojistik ve turizm gibi alanlara özel geliştirilen yapay zekâ uygulamalarının yeni dönemin belirleyici unsurlarından biri olacağı öngörülüyor.

Araştırmaya katılan şirketlerin yüzde 40,2’si yerel pazar ve sektör ihtiyaçlarına uyarlanmış yapay zekâ araçları geliştirmeyi öncelikli hedef olarak gösterirken, yüzde 39,6’sı veri yönetimi stratejilerini güçlendirmeyi planlıyor.

Altın ve gümüşte son ayların en sert düşüşü
Altın ve gümüşte son ayların en sert düşüşü
İçeriği Görüntüle

Uzmanlar, yapay zekâ yarışında başarının artık en büyük modele sahip olmaktan değil, doğru sektörel problemi güvenilir veri ve güçlü alan bilgisiyle çözebilmekten geçtiğini belirtiyor.

VERİ İŞBİRLİĞİ YENİ EKONOMİNİN ANAHTARI OLUYOR

Dijital ekonomide yaşanan önemli değişimlerden biri de verinin kapalı sistemlerden güvenli işbirliği modellerine yönelmesi olarak gösteriliyor.

Raporda öne çıkan API tabanlı veri işbirliği yaklaşımı, kurumların tüm verilerini açmadan belirli veri setlerini kontrollü şekilde paylaşabilmesini mümkün kılıyor. Böylece sağlık, enerji, finans, lojistik ve kamu hizmetleri gibi alanlarda yeni dijital hizmetlerin ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesinin önü açılıyor.

Ancak veri paylaşımının yalnızca teknik bir konu olmadığı vurgulanıyor. Verinin sahipliği, kullanım amacı, erişim yetkileri, saklama süresi ve elde edilen ekonomik değerin paylaşım modeli gibi konuların açık kurallarla belirlenmesi gerektiği ifade ediliyor.

DİJİTAL TEKNOLOJİLER 86,4 MİLYON YENİ İŞE KATKI SAĞLAYABİLİR

Yapay zekâ ve otomasyonun istihdam üzerindeki etkileri uzun süredir tartışılırken, rapor farklı bir tablo ortaya koyuyor.

Araştırmaya katılan şirketler, dijital teknolojilerin önümüzdeki 12 ila 18 ay içinde çalışan sayılarını ortalama yüzde 2,4 artırabileceğini öngörüyor. Bu beklentinin uluslararası istihdam verileriyle birlikte değerlendirilmesi sonucunda, 2026 yılında yaklaşık 86,4 milyon ilave işe katkı sağlanabileceği yönünde bir senaryo ortaya çıkıyor.

SİBER GÜVENLİKTEN SİBER DAYANIKLILIĞA GEÇİŞ

Raporda ekonomik ve sosyal etkisi en yüksek dijital eğilim olarak uçtan uca siber güvenlik gösteriliyor.

Yeni yaklaşım yalnızca saldırıları önlemeye değil, olası bir saldırı veya kesinti sonrasında kurumların faaliyetlerini sürdürebilmesine odaklanıyor. Böylece siber güvenlik kavramı yerini giderek siber dayanıklılık anlayışına bırakıyor.

Uzmanlar, büyük kurumların kendi güvenliklerini sağlamasının yeterli olmadığını, tedarik zincirindeki küçük şirketlerin ve hizmet sağlayıcıların da aynı ölçüde korunması gerektiğini belirtiyor.

DİJİTAL DÖNÜŞÜMDE ÖZEL SEKTÖR ÖNDE

Katılımcıların değerlendirmelerine göre dijital dönüşüme hazırlık konusunda özel sektör diğer paydaşların önünde yer alıyor.

Araştırmada özel sektörün hazır olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 94 olarak ölçülürken, kamu kesimi için bu oran yüzde 70, sivil toplum için ise yüzde 43 seviyesinde kaldı. Özel sektör temsilcilerinin yüzde 57,4’ü ise dijital ekonominin sunduğu fırsatları değerlendirmeye kendilerini “çok hazır” veya “tamamen hazır” olarak tanımladı.

Rapor, dijital ekonominin sürdürülebilir şekilde büyüyebilmesi için KOBİ’lerin, çalışanların, eğitim kurumlarının ve sivil toplumun da dönüşüm sürecine aktif katılım göstermesi gerektiğini vurguluyor.

DİJİTAL EKONOMİDEN EN FAZLA SAĞLIK SEKTÖRÜ YARARLANACAK

Katılımcıların yüzde 47,3’ü sağlık ve yaşam bilimlerini önümüzdeki dönemde dijital ekonomiden en fazla fayda sağlayacak sektör olarak gösterdi.

Sağlık sektörünü yüzde 37,9 ile otomotiv ve ulaşım, yüzde 29,6 ile konaklama ve yiyecek-içecek, yüzde 26,4 ile teknoloji-medya-iletişim ve yüzde 25,7 ile inşaat-gayrimenkul izledi.

Sağlık alanında yapay zekâ destekli teşhis sistemleri, kişiselleştirilmiş tedaviler ve uzaktan hasta takibi öne çıkarken; otomotiv sektöründe bağlantılı araçlar, otonom sistemler ve akıllı lojistik uygulamalarının yaygınlaşması bekleniyor.

ENERJİ DİJİTAL BÜYÜMENİN SINIRI OLABİLİR

Yapay zekâ uygulamaları, veri merkezleri ve bulut bilişim yatırımları büyüdükçe enerji ihtiyacının da hızla arttığına dikkat çekiliyor.

Enerji verimliliği ve temiz enerji kaynakları artık yalnızca çevre politikalarının değil, dijital rekabet gücünün de temel unsurları arasında yer alıyor. Uzmanlar, geleceğin dijital ekonomisinde veri merkezlerinin yeni nesil fabrikalar olarak konumlanacağını ifade ediyor.

DÜNYADA DİJİTAL EGEMENLİK YARIŞI HIZLANIYOR

Raporun öne çıkardığı bir diğer başlık ise dijital egemenlik stratejilerinin yaygınlaşması oldu.

Ülkeler yapay zekâ, yarı iletkenler, veri merkezleri, dijital kimlik sistemleri, ödeme altyapıları ve siber güvenlik alanlarında kendi stratejik kapasitelerini oluşturmaya çalışıyor. Dijital egemenlik yaklaşımı, dünyadan kopmayı değil; kritik veriler üzerinde denetim sahibi olmayı ve kriz dönemlerinde temel dijital hizmetleri sürdürebilmeyi hedefliyor.

TÜRKİYE İÇİN KRİTİK SORU: PAZAR MI, ÜRETİCİ Mİ?

Değerlendirmelere göre Türkiye dijital ürün ve hizmetlerde büyük bir kullanıcı pazarı konumunda bulunuyor. Ancak önümüzdeki dönemde asıl hedefin teknoloji üretimi, fikrî mülkiyet geliştirme, ölçeklenme ve ihracat kapasitesini artırmak olması gerektiği vurgulanıyor.

Sağlık, finans, tarım, lojistik, enerji, turizm ve imalat gibi alanlarda sahip olunan sektörel bilgi birikiminin yapay zekâ ve yazılım kabiliyetleriyle birleştirilmesi halinde Türkiye’nin dikey yapay zekâ çözümleri geliştirebileceği belirtiliyor.

Uzmanlar, yerli yazılım, bulut bilişim, veri merkezi ve siber güvenlik şirketlerinin büyümesini destekleyen politikaların önemine dikkat çekerken, kamu ve özel sektör iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Yaklaşık 28 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaşması beklenen dijital ekonomide kalıcı başarının yalnızca tüketici olmakla değil, teknoloji, yazılım, veri hizmetleri ve dijital altyapı ihraç edebilmekle mümkün olacağı değerlendiriliyor.

Kaynak: Dünya Gazetesi