Dillendirmeyi sevmesek de, istemesek de, Türkiye an itibarı ile bir sınavlar ülkesidir. Bu gerçeği yekten kabul etmemiz gerek. Sınavların olmadığı bir eğitim sistemi hedefliyorsak, öncelikle bu gerçeği kabul edip, dönüşüm adımlarını buna göre planlamamız gerekiyor.

ÖSYM’nin 2018 faaliyet raporu henüz yayınlanmadı. Bu nedenle 2017 faaliyet raporundaki sayılar üzerinden konuşacağım. 2017’de ÖSYM 50 farklı sınav (bazı sınavlarda birden çok oturum da olabilir) yapmış. Bu sınavlara 8.3 milyon kişi katılmış. Her sene, o sene liselerden mezun olan öğrencilerin yaklaşık %85’inin üniversite sınavlarına girdiğini düşünürsek ve bu gerçeği yıllara yayarsak, sokağa çıkıp etrafımıza baktığımızda gördüğümüz her on kişiden sekizinin yaşamlarının herhangi bir anında en azından bir kez ÖSYM’nin sınavlarına girdiğinini rahatlıkla söyleyebiliriz (Suriyeli sığınmacılar hariç).

Ülkemiz, merkezi sınav ve merkezi yerleştirme konusunda ciddi bir know-how’a sahip. ÜSYM adı ile 1974’te kurulduğundan bu yana ÖSYM’de biriken bilgi ve tecrübe, ihraç edilebilecek seviyede. Geçen 44 sene içinde ÖSYM bu tecrübeyi biriktirirken, sınav olgusu da toplumun genlerine iyiden iyiye işledi. Sınav ekonomisi büyük bir boyuta ulaştı.

Ödül (kontenjan) kısıtlı ve talip (aday) çoksa, kıyaslama/sıralama/eleme gereklidir. Bu durum esasen doğanın/evrenin kanunudur; anlamak için TV’de bir kaç saat doğal yaşam belgeseli izlemek yeterli olacaktır. Hem ne demiş atalarımız? Bir kızı bin kişi ister bir kişi alır.

BUDANIP BUDANIP YEŞERİYORLAR

Sınavın, performans ölçümünün, sıralamanın, elemenin olduğu bir süreçte, adaylar ve ailelerinde görülen sınava daha iyi hazırlanma refleksi de doğaldır. Dershaneler de işte bu doğal refleks ortadan kalkmadığı için bir türlü ortadan kalkmamaktadır. Etüd merkezi, özel eğitim kursu vb gibi isimlerle, Sayın Cumhurbaşkanımız’ın belirttiği dibi hacıyatmaz misali budanıp budanıp yeşermektedir.

Bu gerçekler çerçevesinde Milli Eğitim Bakanlığı’nın dershanelerin sonlanması ile ilgili giriştiği mücadele çetin bir mücadeledir. Halen, hazırlık çalışmaları süren ve olgunlaştığında detayları kamuoyu ile, muhtemelen bir kaç ay sonra paylaşılacak olan yeni bütünleşik modelin, bu mücadelede büyük bir ilerleme olacağını düşünüyorum.

Yeri gelmişken, dershanelerin işlevlerini sürdürebilecekleri olası bir bypass (etrafından dolanma) yöntemini sizlerle paylaşayım.

Ülkemizde 206 üniversite var. Bunların 164’ünün sürekli eğitim merkezi bulunuyor (bazılarında yaşam boyu eğitim merkezi adı ile). Bu merkezler üniversitelerin senatoları tarafından kuruluyor, YÖK tarafından onaylanıyor, resmi gazetede yönetmelikleri yayınlanarak resmiyet kazanıyor. Bu merkezlerde, farklı içeriklerde ve sürelerde sertifika programları düzenleniyor, misal 3 aylık bilgisayar destekli çizim (CAD) kursu, 3 günlük finans okuryazarlığı kursu vb gibi. Merkezlerin farklı şehirlerde şubeler açabilecekleri ve faaliyet gösterebilecekleri de yönetmeliklerinde yer alıyor.

Gelin birlikte bir senaryo düşünelim: Pek çok ilde faaliyet gösteren bir “dershane” zinciri bir üniversite ile anlaşma yapar. Üniversite eğitime hazır durumda bulunan “dershane” binalarını kiralar, binanın tabelası değişir, “AAA Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi” olur. Üniversite burada, YKS’ye hazırlanan adaylara “akademik destek sertifika programı” düzenler. Operasyonu eski “dershane” çalışanları yürütürler.

Üniversitenin canına minnet. Hem dershane binasını (yeni SEM binası) ve dersliklerini isterse iş dünyasına yönelik sertifika programları için ayrıca kullanabilecek, hem de tercih döneminde üniversitesini tercih edebilecek üniversite adaylarına doğrudan erişebileceği bir kanal da açmış olacak. Bu arada “Dershane” de bir şekilde varlığını sürdürmüş olacak... Win-win... İşlemeyecek bir senaryo değil.

Bu senaryonun yaşanmaması için SEM’lerin bu alanda faaliyetini kısıtlayacak bir merkezi karar alınması gerekebilir.

Ama gelin bir de tam tersini düşünelim, belki de üniversitelerin sürekli eğitim merkezleri ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın açıkladığı (ikinci 100 günlük icraat programı) Üniversite Kariyer Merkezlerinin bilinçli ve sistematik şekilde devreye sokulması ile “dershane” oluşumları ülke genelinde dizginlenebilir.

Ankara’nın bu konuda fikir jimnastiği yapıp aksiyon alması dileği ile...