İş Dünyası

Murat Ülker’in Bayburt rotası: Baksı Müzesi’nden Derebaşı virajlarına uzanan yolculuk

Murat Ülker, Bayburt’a yaptığı yolculuğun ayrıntılarını paylaştı. Baksı Müzesi’ni ziyaret eden Ülker, Yeter Yıldırım, Özkan Tarhan ve İrfan Önürmen’in eserlerini incelerken beğendiği bazı çalışmaları İstanbul’a aldırdı. Yolculukta 2 bin 330 metre rakımdaki Derebaşı virajlarından geçen Ülker; Bayburt mutfağından buzul göllerine, Tortum Şelalesi’nden Engüzekkapı Kalesi ve Bağbaşı Camisi’ne kadar rotasındaki durakları anlattı.

İş insanı Murat Ülker, her hafta yayımladığı yazılar kapsamında bu kez Bayburt ve çevresindeki yolculuğunu kaleme aldı. Ülker’in rotasının merkezinde, sanatçı ve akademisyen Prof. Dr. Hüsamettin Koçan’ın girişimleriyle kurulan Baksı Müzesi yer aldı. İstanbul’dan Trabzon’a uçakla başlayan yolculuk, dağ yolları ve Derebaşı virajlarının ardından Bayburt’a, buradan Baksı Müzesi’ne ve daha sonra İspir üzerinden Erzurum’a uzandı.

Ülker, yol boyunca bölgenin doğal ve tarihi noktalarını ziyaret ederken yöresel yemekleri de deneyimledi. Baksı Müzesi’nde ise müzenin kuruluş hikâyesi, bölgedeki göç olgusuna yönelik çalışmaları, kadın istihdamı projeleri ve çocuklara sağlanan eğitim ile burs destekleri hakkında bilgi aldı.

BAKSI MÜZESİ ÇORUH VADİSİ’NE BAKAN 40 DÖNÜMLÜK TEPEDE

Bayburt’un Baksı köyünde doğan sanatçı ve akademisyen Prof. Dr. Hüsamettin Koçan’ın girişimleriyle kurulan Baksı Müzesi, Bayburt şehir merkezinden 45 kilometre uzakta bulunuyor. Çoruh Vadisi’ne bakan 40 dönümlük bir tepe üzerinde konumlanan müze, çağdaş ve geleneksel sanat örneklerini aynı çatı altında buluşturuyor.

Baksı Müzesi yalnızca sergi salonları ve depo müzeden oluşmuyor. Yerleşkede atölyeler, konferans salonu, kütüphane ve konukevi gibi farklı alanlar da bulunuyor. Müzenin temellerini oluşturan proje 2000 yılında ortaya çıkarken, 2005 yılında Baksı Kültür Sanat Vakfı kuruldu. Ana bina 2010 yılında tamamlandı ve İstanbul Modern’de gerçekleştirilen tanıtımla kapılarını açtı. Yeni sergi salonu niteliğindeki depo müze ise 2012 yılında ziyarete sunuldu.

Müzenin adı da bölgenin geçmişine dayanıyor. Baksı, günümüzde Bayraktar Köyü olarak bilinen yerleşimin tarihi adı olarak aktarılıyor. Kırgız Türkçesinde “şaman” anlamına gelen kelimenin şifacı, koruyucu ve yardımcı gibi anlamları da bulunuyor.

İSTANBUL’DAN TRABZON’A, ORADAN DAĞ YOLLARINA

Ülker’in Baksı Müzesi yolculuğu sabah erken saatlerde İstanbul’dan başladı. Havalimanından Trabzon’a geçen Ülker, burada ekibi ve araçlarla buluştu. Yola çıkmadan önce bir benzin istasyonunda atıştırmalık raflarını da inceleyen ekip, daha sonra Rize’yi teğet geçerek iç kesimlere ve dağ yollarına yöneldi.

Yolculuğun amaçlarından biri kısa süreli bir off-road deneyimi yaşamaktı. Haziran ayının ortasında yaylalara yönelen ekip, bazı yolların kar nedeniyle kapalı olduğunu gördü. Ülker’in aktardığına göre yolların bazı bölümlerinde araç yüksekliğine ulaşan buz tabakaları bulunuyordu. Yaylalara geçiş mümkün olmayınca ekip ilk rotasına dönerek Derebaşı’na yöneldi.

2 BİN 330 METREDEKİ DEREBAŞI VİRAJLARINDAN GEÇTİ

Bayburt-Trabzon güzergâhındaki Derebaşı virajları, yolculuğun dikkat çeken bölümlerinden birini oluşturdu. Bayburt Valiliğinin aktardığı bilgilere göre 2 bin 330 metre rakımda bulunan yol, 1916 yılında Rus işgali döneminde yöre halkının kazma ve kürek kullanarak yaptığı çalışmalarla inşa edildi.

Toplam 13 keskin virajıyla bilinen yol, 2016 yılında “dünyanın en tehlikeli yolu” olarak anılan rotalar arasına girdi. Tarihi ve doğal yapısıyla öne çıkan güzergâh aynı zamanda bölge açısından stratejik ve kültürel önem taşıyor.

Ülker, yolculuğu sırasında Derebaşı’nda karşılıklı trafik akışıyla karşılaştığını ve özellikle farklı ülkelerden motosikletlilerin rotayı kullandığını aktardı. Yolculuk sırasında motosikletlilerle selamlaşıp sohbet eden Ülker, bazı ziyaretçilerin fotoğraflarını da çekti. Yolun gölgede kalan kenarlarında haziran ayına rağmen insan boyuna ulaşan buzlaşmış kar kütlelerinin bulunduğunu belirtti.

Ülker, gördüğü karları gençlik yıllarında Toroslar’daki gezileriyle de ilişkilendirdi. Obruklarda yaz boyunca erimeden kalan karların bakraçlara konularak “karlı buz” şeklinde tüketildiğini ve kendisinin de gençlik döneminde bunlardan yediğini anlattı.

DEREBAŞI’NIN TEPESİNDE SUCUKLU MENEMEN MOLASI

Derebaşı’nın tepesine ulaşıldığında Bayburt’a yaklaşık 40 kilometrelik yol kalmıştı. Yolculuk sırasında ekibe TransAnatolia ekibi rehberlik etti. Ülker ve beraberindekiler tepede sucuklu menemen, ekşi maya köy ekmeği ve çaydan oluşan bir mola verdi.

Bayburt şehir merkezine ulaşıldığında ise öğle yemeğinde yöresel mutfaktan farklı lezzetler denendi. Lor peyniriyle hazırlanan iç harcın yapraklara sarılması ve yoğurtla servis edilmesiyle yapılan lor dolması bunlardan biri oldu.

Ülker ayrıca tandır ekmeği, yeşil mercimek, yoğurt ve tereyağıyla hazırlanan galacoş ile ince dilimlenmiş etin kendine özgü baharatlarla hazırlanmasıyla yapılan Bayburt dönerini tattı.

BUZUL GÖLLERİNE KAR ENGELİ

Öğle yemeğinin ardından ekip doğrudan müzeye gitmek yerine yeniden dağ yollarına yöneldi. Ülker’in amacı bölgedeki buzul göllerini görmekti ancak farklı güzergâhlardan yapılan geçiş denemelerinde kar nedeniyle ilerlemek mümkün olmadı.

Dağlarda geçirilen sürede Çoruh Nehri’nin oluşumu da gözlemlendi. Ülker, Çoruh’un tek bir kaynaktan çıkmadığını, dağlardan doğan küçük derelerin birleşmesiyle oluştuğunu aktardı. Yolculuk sırasında alabalık avlayan ve köy kahvelerinde vakit geçiren bölge sakinleriyle karşılaşıldı ve selamlaşıldı.

BAKSI KÖYÜNDE 80 HANEDE 480 KİŞİ YAŞIYOR

Ekip akşam olmadan Baksı Müzesi’ne ulaştı ancak Baksı köyünü ziyaret edemedi. Ülker’in paylaştığı bilgilere göre köyde 80 hanede 480 kişi yaşıyor. Bayburt ve çevresinin dikkat çeken sosyolojik özelliklerinden biri ise bölgeden yaşanan yoğun göç olarak gösteriliyor.

Göç nedeniyle çömlekçilik ve dokumacılık başta olmak üzere yöreye özgü bazı el sanatları yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor. Baksı Müzesi’nin kuruluş felsefesinde de kaybolan gelenekleri ve unutulan değerleri korumak, tersine göçü teşvik etmek, kültür turizmi aracılığıyla istihdam oluşturmak ve gelenek ile gelecek arasında bağ kurmak amaçları yer alıyor.

KADIN İSTİHDAMI VE ÇOCUKLARA BURS DESTEĞİ

Baksı Müzesi’nin faaliyetleri sanat eserlerinin sergilenmesiyle sınırlı değil. Bölgede yürütülen kadın istihdamı projeleri, müzenin yerel halka yönelik çalışmalarının önemli bölümlerinden birini oluşturuyor.

Bölgedeki özel yetenekli çocuklara eğitim ve burs desteği de sağlanıyor. Kadınların ekonomik hayata katılımının artırılması ve çocukların eğitimine katkı sunulması, müzenin bölgeyle kurduğu sosyal bağ kapsamında yürütülen çalışmalar arasında bulunuyor.

YETER YILDIRIM VE ÖZKAN TARHAN’IN ESERLERİNİ İSTANBUL’A ALDIRDI

Müzenin koleksiyonunu inceleyen Murat Ülker’in dikkatini çeken eserler arasında Yeter Yıldırım’ın “Yanağımdaki İz” adlı çalışması yer aldı. Pişmiş topraktan yapılan 2005 tarihli eser 22 x 14,5 x 16 santimetre ölçülerinde.

Ülker’in beğendiği bir diğer çalışma Özkan Tarhan’ın “İsyan” adlı eseri oldu. 2026 tarihli, karışık teknikle hazırlanan eser 52 x 19 santimetre ölçülerinde. Ülker, Yeter Yıldırım’ın “Yanağımdaki İz” ve Özkan Tarhan’ın “İsyan” eserlerini beğendiğini ve İstanbul’a aldırdığını açıkladı.

İRFAN ÖNÜRMEN’İN “KAPSAM DIŞI” SERGİSİNİ GEZDİ

Ülker’in Baksı Müzesi’ni ziyaret ettiği dönemde müze, çağdaş sanatçı İrfan Önürmen’in “Kapsam Dışı” adlı sergisine ev sahipliği yapıyordu. Sergi 3 Temmuz’da sona erdi.

Sergideki çalışmalar sosyolojik olgulardan hareket ederken mistik, psikolojik ve dolaylı etnografik referansları bir araya getiriyordu. Çalışmaların önemli bölümü Önürmen’in atölye deneyimlerinden besleniyordu.

İrfan Önürmen, sergiyle ilgili açıklamasında atölyelerin üretimlerin hem ipuçlarını hem de tortularını barındırdığını belirterek, söz konusu izleri müze mekânına taşıdığını ifade etti. Önürmen ayrıca yeni deneyimin imgeleminin mekân içinde genişlediğini ve derinleştiğini görmesini sağladığını söyledi.

OTO-KAM ÇAMLICA KAMPÜSÜNE TAŞINDI

Ülker’in sergide dikkatini çeken eserlerin başında İrfan Önürmen’in “OTO-KAM” adlı hareketli yerleştirmesi geldi. Tül üzerine akrilik, ahşap panel ve motor düzenek kullanılarak hazırlanan çalışma 230 x 220 x 40 santimetre ölçülerinde.

Çalışma, sembolik yapısıyla dijitalleşmiş ruhani bir rehber olarak yorumlanıyor. Eserin odağında insanın akıl ve mantık ile sezgi ve içgüdü arasındaki gerilimde kendi içsel dengesini araması yer alıyor. Ülker, eseri beğendiğini belirterek çalışmanın Çamlıca kampüsünde sergilendiğini aktardı.

“KARŞIDAN KARŞIYA GEÇEN ÇİFT” VE PENTÜL SERİSİ

Ülker’in dikkatini çeken bir başka İrfan Önürmen çalışması “Karşıdan Karşıya Geçen Çift” oldu. 2022 tarihli eser tül kullanılarak hazırlandı ve 175,3 x 136 santimetre ölçülerinde.

Pentül Serisi’ndeki iki çalışma da Ülker’in incelediği eserler arasında yer aldı. “Pentül Serisi II No. 15” adlı, at figürünün yer aldığı çalışma tül katman üzerine akrilik tekniğiyle 60 x 46 santimetre ölçülerinde hazırlandı. “Pentül Serisi II No. 16” adlı çalışma ise 46 x 60 santimetre ölçülerinde ve diyalog temasını taşıyor. Her iki eser de 2026 tarihli.

Ülker, son iki çalışmayı Çamlıca kampüsünde sergilenmeleri nedeniyle kendisinin adlandırdığını belirtti. Yazısında İrfan Önürmen, Yeter Yıldırım ve Özkan Tarhan’ın çalışmalarına da yer verdi.

BAYBURT’TAN İSPİR ÜZERİNDEN ERZURUM’A

Baksı Müzesi ziyaretinin ardından ekip ertesi gün öğleden önce yeniden yola çıktı. Plan, İspir üzerinden Erzurum’a ulaşmak, burada gecelemek ve ertesi sabah İstanbul’a dönerek ofise geçmekti.

Yolculuğun İspir durağında kuru fasulye yenildi. Ülker, İspir’de bulundukları sırada belediye başkanının da eşi ve çocuğuyla kendilerine katıldığını aktardı.

TORTUM ŞELALESİ VE ENGÜZEKKAPI KALESİ’NE UĞRADI

Erzurum yolunda iki ayrı durak daha yapıldı. İlk durak Tortum Şelalesi oldu. Ülker ve beraberindekiler şelaleyi ziyaret ettikten sonra rotalarını Engüzekkapı Kalesi’ne çevirdi.

Ülker’in aktardığı bilgilere göre Engüzekkapı Kalesi eski bir Gürcü kalesi. Stratejik bir konumda bulunan kaleye araç yoluyla ulaşılabiliyor. Ziyaret sırasında kalenin çevresinde gelincik çiçeklerinin açtığını gören Ülker, çiçeklerin fotoğraflarını çekti.

Ülker, gelinciklerin kendisine hayatını kaybeden babasını hatırlattığını da yazısında anlattı. Babasının her ilkbaharda yol kenarlarında açan gelincikleri kendisine gösterdiğini, gelinciklerin ardından papatyaların çıktığını ve birlikte papatyalardan demet yaptıklarını aktardı.

HAHO ÇAYI BOYUNCA BAĞBAŞI CAMİSİ’NE GİTTİ

Erzurum’a doğru ilerleyen ekip yol üzerinde gördüğü bir tabela üzerine yeniden güzergâh değiştirdi. Kırmızı, eski model bir Şahin otomobilin peşinden Haho Çayı boyunca ilerleyen ekip Bağbaşı Camisi’ne ulaştı.

Ülker’in aktardığına göre yapı yaklaşık 1000 yılında inşa edilmiş bir Gürcü manastırından camiye dönüştürüldü. Cami iki vakit arasında kapalı olduğu için ekip yapının içini ziyaret edemedi. Ülker ve beraberindekiler yapıyı dışarıdan inceleyerek fotoğraf çekti.

YOLCULUĞUN SON DURAĞI ERZURUM OLDU

Bayburt’tan başlayarak İspir ve çevresindeki duraklarla devam eden yolculuğun son noktası Erzurum oldu. Ülker, kentle ilgili izlenimlerini aktarırken geçmişte Antep için kullanılan “Doğu’nun Paris’i” benzetmesine atıfta bulunarak Erzurum’u Almanya’ya benzetti.

Ülker ve beraberindekiler Erzurum’da Polat Otel’de konakladı. Yolculuğunun son bölümünde havalimanı salonlarının yatırıma ihtiyaç duyduğunu belirten Ülker, daha sonra İstanbul’a dönüş planını sürdürdü.