Çin’in küresel ekonomideki yükselişi son yılların en çok tartışılan başlıklarından biri olmaya devam ederken, Murat Ülker bu haftaki blog yazısında ülkenin son 47 yılda geçirdiği dönüşümü farklı boyutlarıyla ele aldı. “Çin Nereden Nereye, Son İmparator’dan Mao’ya ve Bugüne” başlıklı yazıda, 1978 yılında kişi başına düşen gelir açısından birçok Afrika ülkesinin gerisinde bulunan Çin’in bugün dünyanın ikinci büyük ekonomisine dönüşmesinin arka planı incelendi.
Yazıda, sosyal medyada Çin’in yükselişine ilişkin dolaşıma sokulan bazı içeriklerin gerçek gelişmeler ile propaganda unsurlarını iç içe geçirdiği belirtildi. Çin’in teknoloji, savunma, haberleşme ve üretim alanlarında önemli ilerlemeler kaydettiği kabul edilirken, bu yükselişin etrafında oluşturulan anlatıların küresel güç mücadelesinin bir parçası haline geldiği vurgulandı.
ÇİN’İN EKONOMİK MODELİ MERCEK ALTINA ALINDI
Yazının önemli bölümlerinden biri, “Economic Analysis of China in the World” adlı çalışmaya ayrıldı. Çin dışından altı ekonomistin katkısıyla hazırlanan kitap üzerinden Çin ekonomisinin yapısı değerlendirildi. Kitapta, Çin’in büyüme modelinin yalnızca serbest piyasa mekanizmalarıyla açıklanamayacağı, devletin yatırım kararlarındaki ağırlığı, uzun vadeli sanayi politikaları ve stratejik planlamanın belirleyici olduğu görüşüne yer verildi.
YATIRIM VERİMLİLİĞİ TARTIŞMASI
Murat Ülker’in aktardığı analizlerde, Çin ekonomisine yönelik en önemli eleştirilerden biri olan yatırım verimliliği konusu da ele alındı. Batılı çevrelerde sıkça dile getirilen “Çin yatırımları verimsiz kullanıyor” tezine karşılık, dünyanın en büyük ekonomileri arasında yatırım verimliliği açısından Çin’in üst sıralarda yer aldığına dikkat çekildi. Değerlendirmelerde, Çin’in ekonomik gelişim sürecine rağmen yatırım performansını büyük ölçüde koruduğu ifade edildi.
KRİZLERDE DEVLETİN ROLÜNE VURGU
Yazıda, Çin’in ekonomik modelinin en belirgin farkının kriz dönemlerinde ortaya çıktığı savunuldu. 2008 küresel finans krizi ve Covid-19 salgını dönemlerinde Çin’in devlet yatırımları ve kamu bankaları aracılığıyla ekonomiyi desteklediği, bu sayede büyümesini sürdürebildiği belirtildi. Çin’in sahip olduğu geniş kamu sektörü sayesinde yatırım kanalını açık tutabildiği, bunun da ekonomik dayanıklılığı artırdığı ifade edildi.
KÜRESELLEŞMENİN YENİ DÖNEMİ
Murat Ülker’in değerlendirmelerinde küresel ticaret sistemindeki dönüşüm de geniş yer buldu. ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşları, teknoloji kısıtlamaları, Avrupa’nın korumacı politikaları ve pandemi sonrası değişen tedarik zincirleri küreselleşmenin yeni bir evreye girdiğinin işaretleri olarak gösterildi. Yazıda, üretimin farklı ülkelere kaydırılması, “friendshoring”, “nearshoring” ve “reshoring” gibi kavramların giderek daha fazla önem kazandığı belirtildi.
ÇİN’İN ZAYIF NOKTALARI DA MASADA
Yazıda Çin’in karşı karşıya bulunduğu temel risk alanları da sıralandı. İhracata bağımlılık, ileri teknoloji alanlarında dışa bağımlılığın sürmesi, çevre kirliliği ve yaşlanan nüfus en önemli yapısal sorunlar arasında gösterildi. Özellikle yarı iletken teknolojilerinde Çin’in halen önemli bir dış bağımlılık taşıdığı, nüfus yapısındaki değişimin ise uzun vadeli büyüme üzerinde baskı oluşturabileceği vurgulandı.
PEKİN’İN YENİ STRATEJİSİ
Çin yönetiminin bu sorunlara karşı geliştirdiği politikaların da değerlendirildiği yazıda, “çift dolaşım stratejisi” ön plana çıkarıldı. İç tüketimi güçlendirmeyi hedefleyen bu yaklaşımın yanı sıra altyapı yatırımları, yapay zeka, elektrikli araçlar, yenilenebilir enerji ve yarı iletken teknolojilerine yönelik büyük ölçekli yatırımların sürdüğü aktarıldı. Çin’in aynı zamanda Kuşak ve Yol Girişimi, BRICS ve bölgesel ticaret anlaşmaları üzerinden yeni ekonomik ortaklıklar kurmaya çalıştığı ifade edildi.
DEVAMI GELECEK
Ülker, yazısının sonunda değerlendirmelerine gelecek hafta da devam edeceğini belirtti. Türkiye ile Çin arasındaki diplomatik ilişkilerin 55’inci yılı kapsamında düzenlenen uluslararası forumda yapılan konuşmaları aktaracağını ifade eden Ülker, Çin’in gelecekte nasıl bir ekonomik ve siyasi model izleyeceği sorusunu da felsefi açıdan ele alacağını duyurdu.