Murat Ülker, 6 Eylül 2026 tarihli yazısında Sabri Ülker Gıda Araştırmaları Enstitüsü Vakfı’nın çalışmalarını ve 11’inci yılına ulaşan Geleceğin Bilim Lideri Ödülü’nü ele aldı. Ülker, ödüle bugüne kadar layık görülen 11 bilim insanının hikâyelerinin “On Bir Meşale” adlı kitapta bir araya getirildiğini belirtti.

Ülker, bilim insanlarının farklı alanlarda çalışmasına rağmen ortak özelliklerinin merak, emek ve sebat olduğunu ifade etti. Kanser metabolizması, hücre yenilenmesi, kök hücreler, kadın yumurta hücrelerinin yaşlanması, beslenme davranışları, embriyo gelişimi ve fonksiyonel gıdalar gibi birbirinden farklı konularda çalışan bilim insanlarının hikâyelerini aynı çatı altında değerlendirdi.

SABRİ ÜLKER’DEN KALAN “EMEK VE BİLGİ” ANLAYIŞI

Ülker yazısına babası Sabri Ülker’in çalışma anlayışını anlatarak başladı. Sabri Ülker’in çevresindekilere çok çalışmayı öğütlediğini ancak kendisinin herkesten daha fazla çalıştığını belirten Ülker, söz konusu çalışma disiplininin arkasında güçlü bir merak duygusu bulunduğunu ifade etti.

Çocukluğundan beri duyduğu “Emek ve bilgi bir araya gelirse başarı kaçınılmazdır” sözünü hatırlatan Ülker, bilim insanlarının bu anlayışın en belirgin örneklerini oluşturduğunu kaydetti. Bilimsel çalışmaların yalnızca bilgiye değil sabra, uzun süreli emeğe ve vazgeçmemeye dayandığını vurguladı.

SABRİ ÜLKER VAKFI 2009’DA KURULDU

Sabri Ülker Vakfı’nın 2009 yılında gıda, beslenme ve sağlık alanlarında güvenilir ve bilimsel bilgiyi toplumla buluşturmak amacıyla kurulduğunu hatırlatan Ülker, vakfın aynı zamanda bilimsel araştırmaları desteklemeyi ve üretilen bilginin insan hayatına fayda sağlamasını amaçladığını belirtti.

Vakfın faaliyetlerinin 15 yılı aşkın sürede çocuklardan sağlık çalışanlarına, üniversite öğrencilerinden araştırmacılara kadar geniş bir alana yayıldığını aktaran Ülker, Türkiye’de başlayan çalışmaların uluslararası bilim kuruluşlarına kadar uzandığını kaydetti.

“YEMEKTE DENGE” İLE YAKLAŞIK 7 MİLYON KİŞİYE ULAŞILDI

Sabri Ülker Vakfı, 2011 yılında Millî Eğitim Bakanlığı ile birlikte Yemekte Denge Eğitim Projesi’ni başlattı. Proje kapsamında 25 ilde 250 okula ulaşıldı ve yıllar içinde yaklaşık 7 milyon öğretmen, öğrenci ve ebeveyn yeterli ve dengeli beslenme konusunda bilgilendirildi.

Ülker, yalnızca çocuklara ulaşmanın yeterli olmadığının görülmesinin ardından aile hekimleri, iç hastalıkları uzmanları ve eczacılara yönelik beslenme ve beslenme iletişimi eğitimlerinin başlatıldığını belirtti. Söz konusu programların bugüne kadar 75 binin üzerinde kişiye ulaştığını aktardı.

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ İLE GIDA VE BESLENME OKURYAZARLIĞI ALANI KURULDU

Vakfın üniversitelerde de çalışmalar yürüttüğünü belirten Ülker, Hacettepe Üniversitesi ile Gıda ve Beslenme Okuryazarlığı Uygulama Alanı’nın hayata geçirildiğini anlattı.

Eski bir kantin alanının dönüştürülmesiyle oluşturulan merkezde gençlerin gıda güvenliği, porsiyon kontrolü, sürdürülebilir beslenme ve fiziksel aktivite gibi konularda günlük hayatın içinde bilgiye ulaşmasının amaçlandığını kaydetti.

VAKIF ULUSLARARASI ÇALIŞMALARINI GENİŞLETTİ

Sabri Ülker Vakfı’nın Avrupa Gıda Bilgi Konseyi EUFIC’in Türkiye’den tek üyesi olduğunu hatırlatan Ülker, vakfın Avrupa Birliği projelerinde ve uluslararası kongrelerde Türkiye’yi temsil ettiğini belirtti.

EIT Food çalışmalarından çocuklarda dijital okuryazarlık ile gıda okuryazarlığını buluşturan DRG4FOOD projesine kadar farklı uluslararası programlarda yer alındığını aktaran Ülker, vakfın bilimsel bilginin yaygınlaştırılması yönündeki çalışmalarını Türkiye sınırlarının dışına taşıdığını ifade etti.

NEWCASTLE VE HACETTEPE İLE DÖRT YILLIK ARAŞTIRMA PROGRAMI

Ülker, vakfın Newcastle Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi ile dört yıllık uluslararası araştırma programı başlattığını da açıkladı. Program kapsamında üç doktora araştırmacısının destekleneceğini belirtti.

Araştırmacıların çocukluk döneminde beslenme, fiziksel aktivite, dengeli beslenme ve beyin sağlığı arasındaki ilişkiler üzerine çalışacağını kaydeden Ülker, programın yalnızca bilimsel makale üretmesini değil yeni bilim insanlarının yetişmesini ve uluslararası araştırma ağları kurulmasını da hedeflediğini ifade etti.

Yeni OVP açıklandı: 2026 enflasyon tahmini yüzde 28,4, büyüme hedefi yüzde 3,3
Yeni OVP açıklandı: 2026 enflasyon tahmini yüzde 28,4, büyüme hedefi yüzde 3,3
İçeriği Görüntüle

GELECEĞİN BİLİM LİDERİ ÖDÜLÜ 11 YAŞINDA

Sabri Ülker Vakfı’nın Geleceğin Bilim Lideri Ödülü 2026 yılında 11’inci yılını tamamladı. Ödülü kazanan 11 bilim insanının hikâyeleri de “On Bir Meşale” kitabında toplandı.

Ülker, ödül sahiplerinin seçiminde ortak üç özelliğin öne çıktığını belirterek bunları “merak, emek ve sebat” olarak sıraladı. Kitap için 11 ödül sahibiyle röportajlar gerçekleştirildiğini ve bilim insanlarının kişisel yolculuklarının, araştırmalarının ve karşılaştıkları zorlukların anlatıldığını aktardı.

“BİR MEŞALE DİĞERİNİ YAKIYOR”

Ülker, bilimsel gelişmenin bir araştırmacının sorusunun başka bir bilim insanının yeni sorusuna dönüşmesiyle ilerlediğini belirtti. “On Bir Meşale” adının da söz konusu düşünceden hareketle seçildiğini ifade etti.

Bilimsel araştırmalarda deneylerin başarısız olabileceğini, fon bulunamayabileceğini ve araştırmacıların zaman zaman başlangıç noktasına dönmek zorunda kalabileceğini aktaran Ülker, bilim insanlarının ortak özelliğinin süreç boyunca vazgeçmemeleri olduğunu vurguladı.

EBRU ERBAY’IN MERAKI “NEDEN VE NİÇİN” SORULARIYLA BAŞLADI

Ülker’in yazısında yer verdiği bilim insanlarından Ebru Erbay, çocukluk döneminden itibaren “neden” ve “niçin” sorularını hayatının önemli bir parçası olarak tanımlıyor. Erbay, lisans öğrencileriyle çalışmaktan keyif aldığını ve gençlerin güçlü sorular sorduğunu ifade ediyor.

Erbay ayrıca bilimsel araştırmadaki dayanıklılığı sporculukla karşılaştırıyor. Bilim insanlarının da sporcular gibi zorluk karşısında çalışmaya devam etmesi gerektiğini belirten Erbay, uzun soluklu başarı için tutku ve devamlılığın önemine dikkat çekiyor.

ELÇİN ÜNAL’IN HAYATINI BİYOLOJİ ÖĞRETMENİ DEĞİŞTİRDİ

Antalya’da büyüyen Elçin Ünal’ın bilim yolculuğunda lise biyoloji öğretmeni Mustafa Öğretmen belirleyici oldu. Ülker’in aktardığına göre Ünal’ın ailesinde bilim insanı veya doktora yapmış biri bulunmazken öğretmeninin ezber yerine merak odaklı eğitim vermesi bilimsel ilgisini geliştirdi.

Ünal bugün UC Berkeley’de kendi laboratuvarını yönetiyor ve hücre yenilenmesi üzerinde çalışıyor. Doktora sonrası MIT’de Angelika Amon’un laboratuvarında çalışmaya başladığında ilk 15 ay boyunca deneylerinden sonuç alamadığı ancak araştırmayı bırakmadığı da yazıda anlatıldı.

CESARETTİN ALAŞALVAR’IN MERAKI FINDIK AYIKLAMA MAKİNESİYLE BAŞLADI

Cesarettin Alaşalvar, Giresun’da deniz ve fındık bahçeleriyle çevrili bir ortamda büyüdü. Bilime yönelik merakının ilk kıvılcımının dedesinin marangozluk becerileriyle yaptığı fındık ayıklama makinesi olduğunu anlatan Alaşalvar, küçük bir mekanizmanın insanların hayatını nasıl kolaylaştırdığını gözlemlediğini belirtti.

Alaşalvar’ın bilimsel çalışmalarında bitkisel sterolleri berrak ve suda çözünebilen fonksiyonel çay formuna dönüştürdüğü, söz konusu çalışmanın klinik olarak test edildiği, patentlendiği ve ürüne dönüştüğü bilgisi de yazıda yer aldı.

KIVANÇ BİRSOY KANSER METABOLİZMASINI ARAŞTIRIYOR

Kıvanç Birsoy’un bilimsel yolculuğu İzmir Fen Lisesi’nde ve TÜBİTAK biyoloji olimpiyatlarıyla şekillendi. Ailesinin doktor olmasını beklediğini belirten Birsoy, üniversite sınavında Bilkent Genetik ve Hacettepe Tıp olmak üzere yalnızca iki tercih yaptı.

Temel bilime yönelen Birsoy bugün Rockefeller Üniversitesi’nde kanser metabolizması üzerinde çalışmalar yürütüyor. Bilimsel araştırmaların yüzde 90-95’inin beklenen sonucu vermeyebildiğini belirten Birsoy, akademik süreçte başarısızlığa dayanabilmenin önemli olduğunu ifade ediyor.

MARIA ELSA PANDO SAN MARTIN TARIMSAL ATIĞI ARAŞTIRMAYA DÖNÜŞTÜRDÜ

Şili Üniversitesi’nden Maria Elsa Pando San Martin, çocukluğunda sabunun neden köpürdüğü veya solucanların neden gözleri olmadığı gibi sorular sorduğunu anlatıyor. Çevresinde bilim insanı rol modeli bulunmamasına rağmen merakının devam ettiğini ifade ediyor.

Araştırmalarında patates kabuğu gibi tarımsal atıklardan elde edilen nişastayı kullanarak yaşlıların B12 vitaminini daha kolay almasını sağlayacak ağızda eriyen dil altı filmleri üzerinde çalıştı. Doktora döneminde laboratuvar taşınması nedeniyle cihaz sorunları yaşadığı, deneylerini yeniden yapmak zorunda kaldığı ve tezinin bir yıl uzadığı da kitapta anlatılan deneyimler arasında yer aldı.

ELİF NUR FIRAT KARALAR’A AİLESİ ÖZGÜRLÜK VERDİ

Elif Nur Fırat Karalar’ın bilim yolculuğunda ailesinin desteği öne çıktı. Üniversite sınavındaki puanı tıp dahil birçok bölüme yeterken moleküler biyoloji ve genetik okumayı seçen Karalar’ın ailesinin tercihine müdahale etmediği aktarıldı.

Karalar, bilimsel araştırmanın temel amacının her zaman somut bir ürün çıkarmak olmadığını, temel bilimde esas olarak bilgi üretildiğini vurguluyor. Doktora sürecinin dördüncü yılında makale yazamayacağını ve tezini tamamlayamayacağını düşündüğü dönemler geçirdiğini ancak çalışmalarına devam ettiğini anlatıyor.

NİLAY YAPICI BEYNİN YEME KARARINI ARAŞTIRIYOR

Nilay Yapıcı’nın çalışmalarında beynin ne zaman, ne kadar ve ne yenileceğine nasıl karar verdiği araştırılıyor. Yapıcı, hayvanların beslenme kararlarında hem vücudun iç ihtiyaçlarının hem de çevreden gelen bilgilerin beyinde birlikte değerlendirildiğini ifade ediyor.

Ülker, Yapıcı’nın çocukluk döneminde arkeolog olmak istediğini ve ailesinin soru sormasını hiçbir zaman yadırgamadığını belirterek bilimsel merakın küçük yaşlarda verilen destekle gelişebildiğine dikkat çekti.

ELVAN BÖKE KADIN YUMURTA HÜCRELERİNİN YAŞLANMASINI İNCELİYOR

Elvan Böke’nin annesinin ODTÜ Fizik Bölümü mezunu öğretmen olduğu ve kızını lise fizik laboratuvarlarına götürdüğü aktarıldı. Böke, 10 yaşında Dolly isimli koyunun klonlanmasına ilişkin haberi gördükten sonra genetik alanında çalışmaya karar verdi.

Böke bugün kadın yumurta hücrelerinin yaşlanma mekanizmalarını araştırıyor. Laboratuvar çalışmalarında aylarca sonuç vermeyen deneylerle karşılaştığını anlatan Böke, sonuç vermeyen çalışmaların da araştırmacıya bilgi kazandırabileceğini “öğretici başarısızlık” kavramıyla açıklıyor.

AYDAN BULUT KARSLIOĞLU EMBRİYOLARIN ÇEVREYE TEPKİSİNİ ARAŞTIRIYOR

Aydan Bulut Karslıoğlu, çocukluk döneminde bilim insanı rol modelinin bulunmadığını ve bilimsel yöntemle ODTÜ’de tanıştığını anlatıyor. Temel bilimlere üniversitenin ilk yıllarında ilgi duymaya başladığını belirtiyor.

Karslıoğlu’nun araştırmaları, embriyoların henüz birkaç hücreden oluştuğu dönemde bile anneye ve çevresel koşullara bağlı olarak gelişimlerini yönlendirebildiğini ortaya koymaya odaklanıyor. Araştırma ekibinin “hücresel uyku” olarak tanımlanan süreci kontrol etmeye yönelik çalışmalar yürüttüğü aktarıldı.

TAMER ÖNDER KÖK HÜCRELER ÜZERİNDE ÇALIŞIYOR

Tamer Önder’in araştırmaları normal deri hücrelerinden kök hücre elde edilmesi ve söz konusu hücrelerin farklı hücre türlerine dönüştürülmesi üzerinde yoğunlaşıyor. Karaciğer ve sinir hücrelerinin laboratuvar ortamında üretilebilmesinin nadir metabolik hastalıkların araştırılmasına katkı sağlaması hedefleniyor.

Önder, bilimsel araştırmaların uzun vadeli olduğuna dikkat çekerek kök hücre teknolojilerinin Parkinson ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklarda gelecekte daha geniş kullanım alanları bulabileceğini düşünüyor.

ÖMER YILMAZ KÖK HÜCRELERİN BESLENMEYE TEPKİSİNİ İNCELİYOR

Ömer Yılmaz’ın babasının doktor olduğu ve küçük yaşlarda oğlunu hastane ortamına götürdüğü anlatıldı. Yılmaz, her hastanın ardından babasının hastalığı anlayabileceği şekilde kendisine açıkladığını ve çocukluğunda yanlış soru olmadığı düşüncesini öğrendiğini ifade ediyor.

Yılmaz bugün kök hücrelerin beslenmeye nasıl yanıt verdiğini araştırıyor. Ülker, soru sormanın bilimsel düşüncenin temel parçalarından biri olduğunu belirtirken doğru soruyu ciddiye almanın hem bilim hem de yönetim açısından önemli olduğunu kaydetti.

BİLİM İNSANLARININ ORTAK NOKTALARINDAN BİRİ MENTORLAR

Ülker’in yazısında öne çıkan başlıklardan biri de mentorların bilim insanlarının kariyerindeki etkisi oldu. Tamer Önder’in öğretmeninden Elçin Ünal’ın MIT’de birlikte çalıştığı Angelika Amon’a kadar birçok bilim insanının hayatında kritik dönemlerde destek veren isimlerin bulunduğu aktarıldı.

Elif Nur Fırat Karalar’ın iyi bilim insanı olmakla iyi mentor olmanın farklı özellikler olduğunu ancak ikisinin aynı kişide birleşebildiğini belirten sözlerini aktaran Ülker, benzer bir durumun iş dünyasında da liderlik açısından geçerli olduğunu ifade etti.

ÜLKER BİLİM DÜNYASINDAKİ YAPISAL SORUNLARI SIRALADI

Murat Ülker, 11 bilim insanının başarı hikâyelerinin yanında karşılaştıkları yapısal sorunlara da geniş yer verdi. Bilim insanlarının engeller sayesinde değil, engellere rağmen başarılı olduklarını belirten Ülker, araştırmacıların yaşadığı sorunların çözülmesi gerektiğini vurguladı.

Gümrük ve ithalat süreçleri, temel bilimin anlaşılmasındaki güçlük, bilim insanlarının değerlendirilmesinde kullanılan ölçütler, bilim iletişimindeki sorunlar ve uzun vadeli fonlama ihtiyacı Ülker’in dikkat çektiği başlıklar arasında yer aldı.

“ARAŞTIRMACI LABORATUVAR MALZEMESİ İÇİN UĞRAŞMAMALI”

Bilimsel araştırmalarda kullanılan malzemelerin ithalatında yaşanan gümrük sorunlarını ele alan Ülker, dünyada önemli sonuçlar doğurabilecek araştırmalar yapan bilim insanlarının bürokratik süreçlerle uğraşmasının önüne geçilmesi gerektiğini belirtti.

Yıldız Holding’in uluslararası hammadde ve lojistik operasyonlarından örnek veren Ülker, ticari faaliyetlerde karşılaşılan lojistik zorlukların farkında olduklarını ancak bilim insanlarının laboratuvar malzemelerine ulaşmasının kolaylaştırılması gerektiğini ifade etti.

TEMEL BİLİMDE “ÜRÜN NEREDE” SORUSUNA DİKKAT ÇEKTİ

Ülker’in gündeme getirdiği diğer sorun temel bilimin her zaman kısa vadeli bir ürüne dönüştürülmesinin beklenmesi oldu. Elif Nur Fırat Karalar’ın temel bilimde ürün değil bilgi üretildiğine yönelik değerlendirmesini aktaran Ülker, araştırmaların yalnızca kısa vadeli ticari sonuçlarla ölçülmemesi gerektiğini belirtti.

Temel bilim alanındaki büyük buluşların çoğunun başlangıçta yalnızca merakla ortaya çıkan sorulara dayandığını kaydeden Ülker, bilimsel üretimin uzun vadeli ve sabırlı destek gerektirdiğini ifade etti.

BİLİM İLETİŞİMİNDE “KANSERE ÇARE BULUNDU” ELEŞTİRİSİ

Kıvanç Birsoy’un bilim iletişimine ilişkin değerlendirmelerine de yer veren Ülker, araştırma sonuçlarının medyada yanlış veya abartılı şekilde aktarılmasının toplumun bilimsel bilgiye güvenini zedeleyebileceğini belirtti.

Birsoy’un verdiği örneğe göre BBC’de dengeli şekilde aktarılan bir araştırma, Türkiye’de “Kansere çare bulundu” şeklinde sunulabiliyor. Araştırmanın henüz potansiyel bir bulgu olduğu ve klinik uygulamaya geçmesinin yıllar alabileceği gerçeğinin aktarılmaması, hastalardan ve yakınlarından gerçekçi olmayan beklentiler doğurabiliyor.

BİLİM İÇİN UZUN VADELİ FONLAMA ÇAĞRISI

Ülker, bilimsel araştırmaların pahalı ve uzun soluklu olduğunu belirterek büyük sonuçların istikrarlı fonlamayla ortaya çıkabileceğine dikkat çekti. Kısa vadeli ve hemen sonuç alınması yönündeki beklentilerin bilimsel araştırmanın doğasıyla uyuşmadığını ifade etti.

Uzun süreli araştırmaların kısa siyasi dönemlere göre planlanan kaynaklarla sürdürülemeyeceğini belirten Ülker, fonlama sorununun yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığını da kaydetti. Maria Elsa Pando San Martin’in Şili’de araştırmalarına devam etmek için fon bulmakta zorlandığı dönemleri örnek gösterdi.

YAPAY ZEKA İÇİN ORTAK MESAJ: ARAÇ, SORUYU SORAN İNSAN

Yazıda bilim insanlarının yapay zekaya ilişkin görüşlerine de yer verildi. Tamer Önder, yapay zekanın bilimsel yöntemi ne ölçüde değiştireceğinin henüz bilinmediğini belirtirken Elçin Ünal biyoloji ile yapay zekanın birlikte önemli sonuçlar üretebileceğini ifade etti.

Ünal aynı zamanda yapay zekaya insan düşüncesi kullanılmadan güvenilmesinin risk oluşturabileceğini belirtti. Aydan Bulut Karslıoğlu da benzer şekilde teknolojinin bir araç olduğunu, bilimsel soruyu soranın hâlâ insan olduğunu vurguladı.

20 YIL SONRASI İÇİN KİŞİYE ÖZEL TEDAVİ VE BESLENME ÖNGÖRÜSÜ

Bilim insanlarına kendi alanlarının 20 yıl sonraki durumu da soruldu. Kıvanç Birsoy kişiye özel beslenme sistemlerinin yaygınlaşabileceğini, Elçin Ünal yaşlanma araştırmalarında önemli gelişmeler yaşanacağını ve asıl hedefin uzun yaşamdan çok sağlıklı yaşam olması gerektiğini ifade etti.

Tamer Önder kök hücre tedavilerinin nörodejeneratif hastalıklarda daha fazla kullanılacağını, Elif Nur Fırat Karalar ise kişiye özel tedavilerin yaygınlaşacağını öngördü. Maria Elsa Pando San Martin, sağlık sektörünün üretim sırasında çevreyi de gözettiği “Döngüsel Sağlık” yaklaşımının gelecekte önem kazanabileceğini belirtti.

BAŞARI TANIMLARI DA BİRBİRİNDEN FARKLI

Kitapta 11 bilim insanına başarı tanımlarının da sorulduğunu aktaran Ülker, Aydan Bulut Karslıoğlu’nun başarıyı insanlığın bilgi birikimini genişletirken dürüst kalmak ve gençlere rol model olmak şeklinde tanımladığını belirtti.

Kıvanç Birsoy, bilimsel bir bulgunun ders kitaplarına girmesini ve mevcut bilgiyi ileri taşımasını başarı olarak değerlendirirken Elçin Ünal başarıyı sabah uyandığında kişinin kendisini mutlu ve huzurlu hissetmesi şeklinde tanımladı.

Tamer Önder ise başarıyı gerçek ve yeni bir şey bulmak olarak açıkladı. Akademik yayın ve benzeri ölçütlerin önemli olduğunu ancak temel hedefin insanlara fayda sağlayabilecek yeni bilgi üretmek olduğunu belirtti.

GENÇ BİLİM İNSANLARINA “KENDİ YOLUNUZU KURUN” MESAJI

Elif Nur Fırat Karalar, başarının tek bir kalıbı olmadığını belirterek gençlerin kendilerini hazır kalıplara uydurmaya çalışmak yerine kendi yollarını oluşturması gerektiğini ifade etti.

Kıvanç Birsoy ise bir kişinin hobisinin aynı zamanda mesleği olmasının önemli bir avantaj olduğunu söyledi. Yaptığı işi beyninin izin verdiği sürece sürdürmek istediğini belirten Birsoy, emeklilik düşünmediğini ifade etti.

SABRİ ÜLKER VAKFI’NDA ÜÇÜNCÜ KUŞAK DÖNEMİ

Murat Ülker, Sabri Ülker Vakfı’nın çalışmalarının artık üçüncü kuşak tarafından sahiplenildiğini de yazısında vurguladı. Yahya Ülker’in Vakıf Başkanlığı görevini devralması ve Meryem Ülker’in çalışmalara katılmasını ailedeki “MUTLUETMUTLUOL” anlayışının yeni nesle aktarılması olarak değerlendirdi.

Ülker, Sabri Ülker’in merakıyla başlayan anlayışın çocuklardan öğrencilere, hekimlerden araştırmacılara ve Türkiye’den uluslararası bilim kurumlarına uzanan bir yapıya dönüştüğünü belirtti.

“11 YIL ÖNCE KÜÇÜK BİR MEŞALE YAKTIK”

Murat Ülker, Geleceğin Bilim Lideri Ödülü’nün 11 yıl önce küçük bir adımla başladığını ve bugün 11 bilim insanının oluşturduğu bir bilim ağına dönüştüğünü ifade etti.

Bilim insanlarının araştırmalarını sürdüreceğini, kurumların görevinin ise onlara ortam ve imkân sağlamak olduğunu belirten Ülker, bilim insanlarının karşılaştığı yapısal sorunların çözümünün destek veren kurumlara ve topluma düştüğünü kaydetti. Ülker yazısını, bilim insanlarına sağlanan imkânların uzun vadede toplumun tamamına fayda sağlayacağı mesajıyla tamamladı.