Murat Ülker, bu hafta kendi sayfasında yayımladığı “Masmavi Bir Durak” başlıklı yazısında Kaleköy, Üçağız ve Kekova’ya yaptığı ziyareti aktardı. Bölgenin klasik mavi yolculuk rotasında yer almamasına rağmen görülmeden geçilmemesi gereken duraklardan biri olduğunu belirten Ülker, sezonda her gün üç binden fazla yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği bölgenin antik Likya kenti Simena’nın günümüzde yaşamaya devam eden mirasını taşıdığını ifade etti.

Ülker’in paylaşımında Kaleköy, Üçağız ve Kekova’nın yalnızca doğal güzellikleriyle değil, Likya döneminden günümüze ulaşan tarihi yapıları ve su altında kalan antik kalıntılarıyla da öne çıktığı anlatıldı. Bölgenin geçmişte deniz ticaretini kontrol eden küçük ancak stratejik liman kentlerine ev sahipliği yaptığına dikkat çekildi.

AKŞAMÜSTÜ KALE’YE ÇIKTILAR

Murat Ülker, bölgeyi kalabalığın azaldığı akşamüstü saatlerinde gezdiklerini belirtti. Karaya çıktıktan sonra Kale’ye tırmandıklarını anlatan Ülker, burada bir dostlarının evine uğradıklarını, dinlenip serinlediklerini ve ağırlandıklarını kaydetti.

Ziyaretin ardından “Eskici Dükkanı”na geçtiklerini belirten Ülker, dükkândan çeşitli objeler aldıklarını da paylaştı. Aldıkları arasında şişe içinde yelkenli gemi, “Gigifau tavuğu” ve kollu bir sandalye bulunduğunu aktaran Ülker, sandalyeyi boyamayı düşündüğünü de yazısında dile getirdi.

SİMENA, TEİMİUSSA, DOLİCHİSTE VE APERLAİ

Ülker, paylaşımında bölgenin antik dönem tarihine de geniş yer verdi. Günümüzde Kaleköy ve Kekova olarak bilinen Simena, bugünkü Üçağız’ın bulunduğu Teimiussa, Kekova Adası üzerindeki ve bugün Batık Şehir olarak anılan Dolichiste ile Sıçak Yarımadası’ndaki Aperlai’nin Likya Birliği döneminde deniz ticaretini kontrol eden küçük fakat stratejik liman kentleri olduğunu aktardı.

Söz konusu yerleşimlerin en ihtişamlı döneminin MÖ 2. yüzyıldan MS 2. yüzyıla kadar sürdüğünü belirten Ülker, bölgede yaşanan büyük depremler sonucunda önemli yıkımlar meydana geldiğini ifade etti. Kıyının bazı bölümlerinin yaklaşık 3 metre çöktüğünü ve yerleşimin bir kısmının deniz altında kaldığını belirten Ülker, kalıntıların bugün su üzerinden dahi görülebildiğini kaydetti.

İki bakandan ortak "suçla mücadele" mesajı
İki bakandan ortak "suçla mücadele" mesajı
İçeriği Görüntüle

BİZANS SONRASI GERİLEME DÖNEMİ

Kekova ve çevresindeki antik yerleşimlerin Bizans döneminin ardından eski önemini kaybettiğini aktaran Ülker, bölgenin zamanla gerileme sürecine girdiğini ifade etti. Likya coğrafyasının mitolojik anlatılar bakımından oldukça zengin olduğuna dikkat çeken Ülker, Kekova’nın denize gömülmesiyle bağlantılı Atlantis benzeri eski bir antik efsanenin ise bulunmadığını belirtti.

Kekova için zaman zaman kullanılan “Akdeniz’in Atlantis’i” ifadesinin tarihsel bir efsaneye dayanmadığını vurgulayan Ülker, söz konusu tanımlamanın daha çok turistik ve mistik bir yakıştırma olduğunu kaydetti.

SU ALTINDAKİ KALINTILAR YAKLAŞIK 1800 YILLIK

Ülker’in paylaşımında Kekova’nın su altındaki arkeolojik kalıntılarına da dikkat çekildi. Berrak denizin altında tekneden dahi görülebilen taş merdivenlerin, iskelelerin, ev temellerinin ve çeşitli kap kacak kalıntılarının yaklaşık 1800 yıl önce meydana gelen bir depremin ardından deniz altında kaldığı ifade edildi.

Akdeniz’de su altında kalan antik yerleşimlerin bu kadar açık biçimde görülebildiği örneklerin az olduğunu belirten Ülker, Kekova’nın mitolojik anlamda bir “kayıp şehir” olmadığını vurguladı. Kekova’yı jeolojik olaylar ile tarihin birlikte şekillendirdiği gerçek bir “batık şehir” olarak tanımladı.

ESKİCİ DÜKKANI RAHMİ KOÇ’A AİT

Murat Ülker, yazısının sonunda ziyaret ettiği Eskici Dükkanı hakkında da bir ayrıntı paylaştı. Ülker, dükkânın iş insanı Rahmi Koç’a ait olduğunu belirtti.

Kale’de uğradıkları küçük ve mütevazı köy evinin de Rahmi Koç’a ait olduğunu aktaran Ülker, Kekova gezisine ilişkin kişisel gözlemlerini bölgenin tarihi ve arkeolojik geçmişine ilişkin bilgilerle birlikte paylaştı.