Murat Ülker, bu haftaki blog yazısında geçen haftanın büyük bölümünü Londra’nın Chiswick bölgesinde geçirdiğini belirterek, pladis’in strateji toplantıları kapsamında şirketin küresel operasyonlarını değerlendirdiklerini aktardı.
Ülker, Çamlıca’daki çalışmalarını tamamladıktan sonra Londra’ya geçtiğini ve üç gün boyunca pladis yöneticileriyle bir araya geldiklerini ifade etti. Toplantılarda başta Ülker, McVitie's ve Godiva olmak üzere şirket bünyesindeki markaların performanslarının ele alındığını belirten Ülker, ayrıca Carr’s, Jacob’s, Verkade, Flipz ve Turtles markalarının da kapsamlı şekilde değerlendirildiğini kaydetti.
Ülker, yalnızca bölgesel faaliyetlerin değil, satın alma süreçleri, üretim faaliyetleri, fabrikaların durumu, insan kaynakları ve diğer operasyonel başlıkların da stratejik bakış açısıyla ele alındığını, gelecek yıllara ilişkin kararlar alındığını ifade etti.
UZUN VADELİ PLANLAMA VURGUSU
Murat Ülker, şirket stratejilerinin birkaç yıllık dönemleri kapsayacak şekilde oluşturulduğunu belirterek, yıllık planların da bu çerçevede hazırlandığını söyledi.
Bu yaklaşım sayesinde faaliyetlerin daha sağlıklı takip edildiğini ve uzun vadeli hedeflerden uzaklaşılmadığını kaydeden Ülker, Londra’daki program kapsamında bire bir görüşmeler gerçekleştirdiğini ve yüz yüze iletişimin önemine dikkat çekti.
Yoğun program nedeniyle bu ziyaret sırasında mağazaları ve üretim tesislerini önceki seyahatlerde olduğu kadar ziyaret etme fırsatı bulamadığını da aktardı.
LONDRA OFİSİNDE İSTANBUL TEMALI ESERLER
Murat Ülker, yazısının ikinci bölümünde ise Londra’daki pladis Genel Merkezi’nde sergilenen sanat eserlerine yer verdi.
Genel merkezde bugüne kadar ağırlıklı olarak modern Türk sanatçılarının eserlerinin bulunduğunu belirten Ülker, bu kez ilk kez üç önemli oryantalist ressamın İstanbul’u konu alan tablolarını aynı mekânda bir araya getirdiğini ifade etti.
Seçilen eserlerin İstanbul’un geçmişini ve günümüze ulaşan kültürel unsurlarını yansıttığını belirten Ülker, tabloların kentin farklı yönlerini ortaya koyduğunu kaydetti.
BAYILDIM KÖŞKÜ ÖNÜNDE CİRİT OYUNU
Ülker’in yazısında yer verdiği ilk eser, Carl Adolph Heinrich Hess tarafından 1831 yılında yapılan “İstanbul’daki Bayıldım Köşkü Önünde Cirit Oyunu” adlı tablo oldu.
Eserde Osmanlı'nın geleneksel sporlarından cirit oyununun tasvir edildiğini belirten Ülker, tabloda görülen Bayıldım Köşkü’nün günümüzde İstanbul’daki Swissôtel bölgesinin bulunduğu yamaçlarda yer aldığını ifade etti.
Tablonun yalnızca bir spor müsabakasını değil, dönemin devlet erkânını ve sosyal yaşamını da yansıttığını kaydeden Ülker, tarihi kaynaklarda merkezde yer alan paşanın bir cirit müsabakasında gözünü kaybettiğine ilişkin bilgiler bulunduğunu aktardı.
OSMANLI KAHVE VE SOHBET KÜLTÜRÜNÜ ANLATAN ESER
İkinci eser olarak Avusturyalı ressam Alois Schönn’ün “Çadırın Altında Keyif: İstanbul’da Kahve ve Satranç” adlı tablosunu değerlendiren Ülker, eserin Osmanlı şehir kültürünün önemli unsurlarından biri olan kıraathane geleneğini yansıttığını ifade etti.
Tabloda satranç oynayan, sohbet eden ve nargile içen insanların yer aldığını belirten Ülker, farklı toplumsal kesimlerden bireylerin aynı sahnede buluştuğunu kaydetti.
Arka planda Süleymaniye ve Haliç manzarasının görüldüğünü belirten Ülker, eserin Osmanlı toplumunun çok katmanlı yapısını yansıttığını ifade etti.
HATİCE TURHAN SULTAN ÇEŞMESİ'NİN YANINDA HALK PAZARI
Üçüncü eser ise 19. yüzyılın önemli oryantalist ressamlarından Alberto Pasini’ye ait “Hatice Turhan Sultan Çeşmesi’nin Yanında Halk Pazarı” adlı tablo oldu.
Ülker, eserin İstanbul’un sokak yaşamını, çeşmelerini, sebillerini ve sokak satıcılarını konu aldığını belirterek, tabloda tasvir edilen yapının günümüzde de ayakta olduğunu ifade etti.
Bu nedenle eserin yalnızca geçmişe değil, günümüzde yaşamaya devam eden İstanbul’a da ışık tuttuğunu kaydetti.
“İSTANBUL’UN HAFIZASINDAN ÜÇ FARKLI SAHNE”
Üç tablonun ortak noktasının İstanbul’un Batılı ressamların gözünden aktarılması olduğunu belirten Ülker, eserlerin yalnızca egzotik bir bakış açısı sunmadığını, dönemin mimarisini, sosyal yaşamını ve insanlarını ayrıntılı biçimde kayıt altına aldığını ifade etti.
Cirit geleneği, kahve ve sohbet kültürü ile çeşme başında şekillenen gündelik yaşamın bu eserlerde bir araya geldiğini belirten Ülker, tabloları bu nedenle yan yana sergilemeyi tercih ettiğini kaydetti.
Ülker, üç eserin birlikte değerlendirildiğinde yalnızca sanat eseri değil, aynı zamanda İstanbul’un hafızasından üç farklı sahneyi yansıttığını ifade etti.
YAZININ TAMIMINI OKUMAK İÇİN >>>





