İstanbul Büyükşehir Belediyesine yönelik davada tutuksuz sanık olarak yargılanan iş insanı Aziz İhsan Aktaş’ın 68’inci duruşmada yaptığı savunma, hak ediş ödemeleri ile kendisinden istendiğini öne sürdüğü paralar üzerinden yoğunlaştı. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada Aktaş, kardeşlerine ait şirketlerin belediyeyle yürüttüğü işlerden doğan alacakların baskı aracı olarak kullanıldığını, ödemelerin yapılabilmesi için kendilerinden belirli tutarlarda para istendiğini ileri sürdü. Aktaş’ın mahkemede açıkladığı toplam tutar 84 milyon 857 bin 500 lira oldu.
2020-2024 ARASINDA 84 MİLYON 857 BİN 500 LİRA İDDİASI
Aktaş, Florya’daki başkanlık konutunda yapıldığını söylediği toplantıya ilişkin savunmasında, İbrahim Bülbüllü tarafından firmalara bazı talepler iletildiğini iddia etti. Aktaş’ın anlatımına göre firmalara, taleplerin kabul edilmemesi halinde sözleşmelerin yürütülmesi sırasında sorun çıkarılacağı ve ödemelerin yapılmayacağı söylendi. İstenen tutarın sözleşme bedeli üzerinden toplam yüzde 10 olacak şekilde ve hak ediş ödemeleri gerçekleştirildikçe verilmesinin talep edildiğini öne süren Aktaş, şirketlerinin mali yapısının bozulmaması için talepleri kabul etmek zorunda kaldıklarını savundu.
Aktaş, mahkemedeki beyanında 2020 ile 2024 yılları arasında söz konusu yöntem kapsamında toplam 84 milyon 857 bin 500 liralık ödeme yaptıklarını ileri sürdü. Haberlerde yaklaşık 85 milyon lira olarak aktarılan tutarın Aktaş’ın açıkladığı kesin karşılığı 84 milyon 857 bin 500 lira olarak kayıtlara geçti.
“HAK EDİŞLER ÖDENMEYECEK” İDDİASI
Aktaş’ın savunmasının merkezinde, belediyeden doğan hak edişlerin para talebi için baskı aracı olarak kullanıldığı iddiası yer aldı. Para teslimlerinin yeni ihale veya yeni bir iş almak için yapılmadığını savunan Aktaş, şirketlerinin zaten hak etmiş olduğu ödemelere ulaşabilmek amacıyla para vermek zorunda bırakıldığını öne sürdü. Aktaş, taleplerin karşılanmaması durumunda şirketlerin nakit akışının bozulacağını, kredi ödemelerinin aksayacağını ve ticari faaliyetlerinin olumsuz etkileneceğini söyledi.
Aktaş’ın iddiasına göre söz konusu yöntem farklı tarihlerde ve farklı kişiler üzerinden tekrarlandı. Savunmasında belediyeden mevcut alacakların ve hak edişlerin bekletilmesini temel baskı yöntemlerinden biri olarak tanımlayan Aktaş, para verilmeden şirketlerin yasal alacaklarını tahsil etmekte güçlük yaşadığını ileri sürdü.
PARA ÇEKME DEKONTLARI DOSYAYA SUNULDU
Aktaş, ödemelere ilişkin banka hareketlerini de savunmasının dayanaklarından biri olarak gösterdi. Daha önce soruşturma kapsamında verdiği ifadede, kardeşlerine ait şirketten talep edildiğini söylediği ödemelerin tutarlarına ilişkin dekontları, teslim yerlerini ve paraların teslim edildiğini öne sürdüğü kişileri avukatı aracılığıyla dosyaya sunduğunu belirtmişti.
Duruşmaya ilişkin haberlerde Aktaş’ın 84 milyon 857 bin 500 liralık ödeme iddiasını 18 para çekme dekontu ve 17 teslimat üzerinden anlattığı aktarıldı. Aktaş, mahkeme heyetine toplam ödeme listesini gösterirken, teslimatlardan bir bölümüne ilişkin banka kayıtları ve konum verilerini de savunmasında gündeme getirdi. Dolayısıyla dekontlar paranın bankadan çekildiğine ilişkin kayıt niteliği taşırken, paranın Aktaş’ın iddia ettiği kişilere ve amaçla teslim edilip edilmediği yargılamada değerlendirilecek konular arasında bulunuyor.
5 MİLYON LİRALIK DEKONTU MAHKEMEYE GÖSTERDİ
Aktaş’ın savunmasında örnek gösterdiği işlemlerden biri 5 milyon liralık para çekme kaydı oldu. Mahkemeye 5 milyon liralık dekont sunduğu aktarılan Aktaş, söz konusu paranın çekilmesinin ardından belirttiği noktada teslimat gerçekleştirildiğini ileri sürdü. Savunmasında banka kaydı ile HTS verilerinin birlikte değerlendirilmesini isteyen Aktaş, para çekme zamanı ile ilgili kişilerin bulunduğunu söylediği konumların birbiriyle uyumlu olduğunu savundu.
Aktaş, 2024 yerel seçimleri dönemine ilişkin ayrı bir iddiada ise Özgür Karabat’ın kendisini aradığını ve CHP’li belediyelerden ihale alan şirketlerin seçim için para vermesi gerektiğini söylediğini öne sürdü. Aktaş, söz konusu talebin de kendisine İmamoğlu’nun talimatı olarak aktarıldığını iddia etti. İddia Aktaş’ın mahkemedeki beyanına dayanırken, yargılama kapsamında kesinleşmiş bir mahkeme hükmü bulunmuyor.
970 BİN DOLARLIK AYRI ÖDEME İDDİASI
Aktaş, İSFALT üzerinden yürüyen işlere ilişkin de 970 bin dolarlık ayrı bir para talebi bulunduğunu ileri sürdü. Ertan Yıldız ve Burak Korzay üzerinden kendisine “Ekrem İmamoğlu’nun talimatı” denildiğini iddia eden Aktaş, söz konusu tutarın ödenmemesi halinde şirketlerin hak edişlerinin alınamayacağının kendilerine bildirildiğini savundu. Aktaş, 970 bin doları 19 Ocak 2024 tarihinde Kilyos’taki bir otele bıraktığını öne sürdü.
Savunmada söz konusu paranın resmi bir belediye hesabına veya bağış hesabına yatırılmadığı, elden teslim edildiği iddia edildi. Aktaş, kendi anlatımına göre farklı olaylarda kullanılan yöntemin ortak noktasının şirketlerin hak edişleri üzerinden baskı kurulması olduğunu söyledi.
“EKREM İMAMOĞLU’NUN TALİMATI” DENİLDİĞİNİ İLERİ SÜRDÜ
Aktaş, iddianamede “Eylem 22” olarak geçen olayda para talebinin kendisine doğrudan “Ekrem İmamoğlu’nun talimatı” denilerek aktarıldığını ileri sürdü. “Eylem 141” kapsamında da aynı ifadenin kullanıldığını ve hak edişlerinin ödenmeyeceğinin söylendiğini savunan Aktaş, “Eylem 142”de ise taleplerin İmamoğlu’nun danışmanı olduğunu söylediği kişi tarafından Florya’daki başkanlık konutunda gerçekleştirilen toplantıda açıklandığını iddia etti.
Aktaş mahkemedeki değerlendirmesinde, söz konusu üç olayın birlikte ele alınması gerektiğini savunarak, “Ekrem İmamoğlu belediye başkanlık makamını sisteme para toplamak için kullanmıştır” iddiasında bulundu. Söz konusu ifade Aziz İhsan Aktaş’ın savunmasındaki suçlamasını yansıtıyor ve mahkemenin kesinleşmiş hükmü niteliği taşımıyor.
FLORYA’DAKİ BAŞKANLIK KONUTUNU İŞARET ETTİ
Aktaş’ın anlatımında öne çıkan diğer ayrıntı, “Eylem 142” kapsamında Florya’daki İBB başkanlık konutuna yaptığı vurgu oldu. İddianamede de İbrahim Bülbüllü’nün Florya’da bulunan İBB’ye ait başkanlık konutunu ofis olarak kullandığı, müteahhitlere bazı taleplerin burada iletildiği yönünde savcılık iddiaları yer alıyor. Aktaş da savunmasında söz konusu konuttaki toplantıyı kendi iddialarının önemli unsurlarından biri olarak gösterdi.
Aktaş, para taleplerini ileten veya parayı teslim aldığını öne sürdüğü kişilerin zaman içinde değiştiğini, ancak kullanılan yöntemin değişmediğini iddia etti. Hak edişlerin bekletilmesi, ödeme yapılmaması tehdidi ve belirli oranlarda para talep edilmesinin birbirini takip eden olaylarda tekrarlandığını savundu.
İMAMOĞLU’NUN AVUKATINDAN HAK EDİŞ SORUSU
Aktaş’ın savunmasının ardından gerçekleştirilen çapraz sorguda İmamoğlu’nun avukatı da hak ediş meselesini gündeme getirdi. Avukatın “İETT’den ne kadar alacağınız var?” sorusuna Aktaş, alacağın miktarından ziyade söz konusu paraların verilip verilmediğine bakılması gerektiğini söyleyerek karşılık verdi.
Davadaki temel tartışmalardan biri de tam olarak söz konusu ilişkinin niteliği üzerinde şekilleniyor. Aktaş, şirketlerinin belediyeden hak ettiği ödemeleri alabilmek için para vermek zorunda bırakıldığını iddia ederken, banka dekontlarını para çekme işlemlerinin kaydı olarak dosyaya sunduğunu belirtiyor. Paraların kime, hangi amaçla ve hangi talimatla teslim edildiğine ilişkin iddiaların hukuki karşılığı ise mahkeme tarafından delillerin tamamı değerlendirilerek belirlenecek.
85 MİLYON LİRALIK SORUNUN MERKEZİNDE HAK EDİŞLER VAR
Aktaş’ın anlatımının merkezinde iki ayrı parasal hareket bulunuyor: Bir tarafta şirketlerin belediyeyle yaptıkları işler karşılığında doğan hak edişleri, diğer tarafta Aktaş’ın söz konusu hak edişleri tahsil edebilmek amacıyla verdiğini iddia ettiği toplam 84 milyon 857 bin 500 lira. Aktaş, para çekme kayıtlarının bulunmasını kendi iddialarını destekleyen unsurlardan biri olarak gösteriyor.
Dekontların varlığı paranın bankadan çekildiğini gösterebilirken, çekilen paraların Aktaş’ın ileri sürdüğü şekilde teslim edilip edilmediği, teslim edilmişse kimlere verildiği ve işlemlerin herhangi bir suçla bağlantılı olup olmadığı devam eden yargılamanın konusu. İBB davasındaki sanıklar hakkındaki suçlamalar bakımından nihai hukuki değerlendirme mahkemenin vereceği kararla ortaya çıkacak.





