Önceki Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Yeni Şafak gazetesinde yayımlanan makalesinde İslam tarihinin ilk dönemlerinden günümüze uzanan birlik, kardeşlik ve medeniyet anlayışına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hz. Muhammed döneminden başlayarak Hulefâ-yi Râşidîn dönemindeki gelişmeleri ele alan Erbaş, İslam dünyasının günümüzde yaşadığı sorunların temelinde birlik ve beraberliğin zayıflamasının bulunduğunu ifade etti. Müslümanların karşı karşıya olduğu sorunlarda dış tehditlerden çok iç ayrılıkların belirleyici olduğunu savunan Erbaş, çözüm olarak kardeşlik hukukunun ve ortak ideal anlayışının yeniden güçlendirilmesini gösterdi.

"MÜSLÜMANLARI ZAYIFLATAN YEGÂNE FAKTÖR KENDİ ARALARINDAKİ İHTİLAFLAR"

Makalede günümüz İslam dünyasının durumuna ilişkin değerlendirmelere geniş yer veren Ali Erbaş, yaşanan dağınıklık, ayrışma ve çaresizlik hissini birlik ve beraberlik ilkesinin unutulmasıyla ilişkilendirdi. Müslümanların karşılaştığı temel sorunun dışarıdaki güçlerin sayısal veya teknolojik üstünlüğü olmadığını ifade eden Erbaş, “Müslümanları zayıflatan yegâne faktör, kendi aralarındaki ihtilaflar, kardeşlik hukukunun zedelenmesi ve ortak bir ideal etrafında kenetlenememeleridir” dedi.

Erbaş, Asr-ı Saadet ve Dört Halife dönemindeki birlik anlayışını örnek göstererek söz konusu dönemde kabileciliğin yerine ümmet bilincinin, şahsi menfaatlerin yerine adalet anlayışının öne çıktığını belirtti. Müslümanların ortak bir ideal etrafında birleşmesinin tarihsel süreçte önemli sonuçlar ortaya çıkardığını savundu.

SAHİH-İ MÜSLİM'DEKİ HADİSİ HATIRLATTI

Erbaş, değerlendirmelerinin merkezine Sahih-i Müslim’in Kitâbu’l-Fiten ve Eşrâti’s-Sâa bölümünde yer alan ve Sevbân aracılığıyla aktarılan hadisi yerleştirdi. Hz. Muhammed’in kendisine yeryüzünün doğusunun ve batısının gösterildiğini, ümmetinin hakimiyetinin gösterilen yerlere kadar ulaşacağını bildiren sözlerini aktaran Erbaş, söz konusu hadisin İslam toplumuna çizilen geniş bir ufuk olduğunu ifade etti.

Hadiste geçen “kızıl ve beyaz hazineler” ifadesini dönemin iki büyük gücü Bizans ve Sâsânî imparatorlukları üzerinden değerlendiren Erbaş, söz konusu anlatımın ilerleyen yıllarda yaşanacak tarihsel gelişmelere işaret ettiğini savundu. Erbaş’a göre Hz. Muhammed’in ortaya koyduğu anlayış, ilk Müslümanlara yalnızca yaşadıkları dönemin sorunlarıyla ilgilenmek yerine daha geniş bir coğrafyaya ulaşma hedefi sundu.

“40 YILA SIĞAN SIKIŞTIRILMIŞ TARİH”

Ali Erbaş, makalesinde Hz. Muhammed’in vefatının ardından başlayan Hulefâ-yi Râşidîn dönemindeki gelişmelere de geniş yer ayırdı. Dört Halife döneminin yaklaşık 30 yıl sürdüğünü hatırlatan Erbaş, Medine’ye hicretten itibaren değerlendirildiğinde yaklaşık 40 yıllık dönemde İslam coğrafyasının çok hızlı şekilde genişlediğini belirtti ve söz konusu dönemi “sıkıştırılmış bir mucize zamanı” olarak nitelendirdi.

Hz. Ebû Bekir döneminde Ridde olaylarının ardından birliğin yeniden sağlandığını belirten Erbaş, Hz. Ömer dönemindeki yayılmanın ise askeri faaliyetlerin yanı sıra kurumlaşma ve yönetim süreciyle devam ettiğini ifade etti. Makalede Arap Yarımadası’nın yanı sıra Şam, Ürdün, Lübnan, Filistin, Mısır, Libya’nın doğusu, Kuzey Afrika’nın bazı bölgeleri, Irak ve İran coğrafyasında yaşanan gelişmeler sıralandı.

“5-6 MİLYON KİLOMETREKARENİN ÜZERİNDE BİR COĞRAFYAYA ULAŞILDI”

Erbaş, Medine’ye hicretten itibaren yaklaşık 40 yıllık dönemde 5-6 milyon kilometrekarenin üzerinde bir coğrafyanın İslam hakimiyetine girdiğini belirtti. Kadisiyye ve Nihâvend savaşları sonucunda Sâsânî İmparatorluğu’nun ortadan kalktığını, doğudaki ilerleyişin Ceyhun Nehri’ne kadar ulaştığını ifade eden Erbaş, Hz. Osman döneminde oluşturulan donanmayla Akdeniz’de de faaliyetlerin başladığını kaydetti.

Anadolu ve Kafkasya’nın bazı bölgeleri, Türkistan’ın güney kesimleri, Kıbrıs ve Akdeniz’deki gelişmelere de değinen Erbaş, Konstantiniyye’ye yönelik seferleri hatırlattı. Hz. Muhammed’e atfedilen Konstantiniyye’nin fethine ilişkin hadisin sonraki dönemler açısından bir motivasyon kaynağı olduğunu ifade etti.

BİRLİK VE KARDEŞLİK VURGUSU

İslam medeniyetinin ilk dönemindeki hızlı genişlemenin arkasındaki temel unsurlardan birinin “Kardeşlik Hukuku” ve “Tevhid Birlikteliği” olduğunu belirten Erbaş, İslam öncesi Arabistan’daki kabile çatışmalarına dikkat çekti. Evs ve Hazreç kabileleri ile Mekke’den Medine’ye hicret eden Muhacirler ve Ensar arasındaki kardeşlik ilişkisini örnek gösteren Erbaş, söz konusu birlik anlayışının ilk Müslüman toplumunun yapısında belirleyici olduğunu savundu.

Erbaş, Sahih-i Müslim’de aktarılan başka bir bölümü de hatırlatarak Müslüman toplumların dışarıdan gelen bir güçten ziyade kendi aralarındaki mücadele nedeniyle zarar görebileceğine ilişkin ifadeleri aktardı. İslam tarihindeki ayrışma dönemlerini de söz konusu yaklaşım üzerinden değerlendiren Erbaş, siyasi ve şahsi çekişmelerin kardeşlik hukukunun önüne geçtiği dönemlerde sorunların ortaya çıktığını belirtti.

“KILICIN DEĞİL, KALBİN FETHİ”

Ali Erbaş, İslam tarihindeki fetihleri Büyük İskender, Cengiz Han ve Napolyon gibi tarihsel figürlerin askeri genişlemeleriyle de karşılaştırdı. İslam’ın ilk dönemindeki genişlemeyi “işgal” olarak değerlendirmeyen Erbaş, süreci “feth-i mübîn”, yani gönüllerin ve zihinlerin özgürleştirilmesi olarak tanımladı.

Makalede Kudüs’ün fethi sırasında Hz. Ömer’in Hristiyan halka verdiği emannâme örnek gösterilirken, fethedilen bölgelerde yerel halkın dini, dili, ibadethaneleri ve mülkiyetinin korunduğu ifade edildi. Erbaş, Mısır, Şam, Kuzey Afrika, Türkistan, İran ve Anadolu gibi bölgelerde İslam’ın kalıcı hale gelmesini de söz konusu anlayışla ilişkilendirdi.

Bahçeli’den Amedspor araştırmasına sert tepki: “Terörsüz Türkiye’yi sabote planıdır”
Bahçeli’den Amedspor araştırmasına sert tepki: “Terörsüz Türkiye’yi sabote planıdır”
İçeriği Görüntüle

İSLAM DÜNYASINA “TEFRİKAYI BERTARAF ETME” ÇAĞRISI

Mevlid-i Nebi’nin 1501’inci yıl dönümü üzerinden günümüze yönelik mesajlar veren Erbaş, İslam dünyasındaki dağınıklık ve ayrılıkların giderilmesi gerektiğini belirtti. Hz. Muhammed’in “Allah benim için yeryüzünü dürdü” şeklinde aktarılan hadisinin yalnızca geçmişteki tarihsel gelişmeleri anlatan bir ifade olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunan Erbaş, söz konusu mesajın günümüzde de Müslümanların ufkunu genişletmesi gerektiğini ifade etti.

Peygamberi anmanın yalnızca doğum gecesini yad etmek veya övgü ifadeleri kullanmakla sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Erbaş, Hz. Muhammed’in ortaya koyduğu adalet, merhamet ve birlik anlayışının günümüzün bilgi, teknoloji ve ahlak dünyasına uyarlanması gerektiğini kaydetti.

“ALLAH'IN İPİNE SIMSIKI SARILIN, TEFRİKAYA DÜŞMEYİN”

Erbaş, makalesinin sonunda Âl-i İmrân Suresi’nin 103’üncü ayetindeki “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, tefrikaya düşmeyin” mesajını hatırlattı. Müslümanların dış engellerden önce kendi içlerindeki ayrılık unsurlarını ortadan kaldırması gerektiğini ifade eden Erbaş, Asr-ı Saadet ve Hulefâ-yi Râşidîn dönemindeki birlik anlayışının yeniden güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

Erbaş, yazısını Hz. Muhammed’in Veda Hutbesi’ne atfedilen “Size iki şey bıraktım. Bunlara sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmazsınız: Allah’ın Kitabı ve Resulü'nün sünneti” sözleriyle tamamladı.