TSK’nın İHA’ları Neden KKTC’de? Bunun Doğu Akdeniz Doğalgaz Rezervi ile İlgisi Olabilir mi?

“KKTC (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) Bakanlar Kurulu geçtiğimiz günlerde İsrail'in Rumlara 8 İHA vermesi, Fransa ve İtalya'nın savaş gemilerini Kıbrıs açıklarına göndermesi üzerine 1982 yılında askeri hava alanı olarak yapılan Geçitkale Havaalanı'nın, Türkiye’nin ‘Acil’ talebi üzerine İHA ve SİHA merkezi (üssü) yapılması kararını aldı.”

“Türkiye’ye ait İHA’lar 3 TIR’a yüklenmiş olarak KKTC’de bulunan Geçitkale Havaalanı'na gönderildi ve montaj işlemleri hemen başlarken, Dalaman'dan havalanan ve Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait Bayraktar TB-2 tipi İHA, KKTC hava sahasında uçarak Geçitkale meydanına indi.”

“KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanı Hasan Taçoy, Doğu Akdeniz bölgesinde 4 katrilyon ayak küplük (TFC) doğalgaz rezervi saptandığını söyledi.”

Yıllardır hep merak ederdim. KKTC’de koca bir “Ordumuz” (Tümen) o kadar askerimiz varken neden aktif hava üssü yok? Evet, hava kuvvetleri uçaklarının harekât yarıçapı Kıbrıs Barış Harekatı’nda bile yeterli gelmişken şimdi haydi haydi yeterli, yani gerek yok. Ancak bence bu gerek yok teorisi veya adada karşı tarafı daha fazla germeme politikası gereği aktif üs bulundurmama kararı artık ulusal güvenlik ihtiyaçlarını karşılamıyor. Hatta doğalgaz rezervi bulundu diye değil, bu beş on yıldır karşılamıyor.

Bilmeyenler için hemen hatırlatayım, İngiltere’nin adada Kıbrıs Rum Kesimi’nde yıllardır aktif hava üssü var. Hatta geçen aylarda geçici F-35 intikalleri dahi oldu. Bu üs 74 Barış Harekâtı zamanında da vardı ve o sıradan bizde henüz olmayan F-4E Phantom uçakları varken harekât anında bize karşı da kullanılmadı. Ancak hala daha İngiltere’nin Ortadoğu ve özellikle Suriye’deki çıkarlarına hizmet ediyor. Üstelik 74 Harekâtında ABD 6.Filosu ve İngilizlerin bizim aleyhimize, Rumların lehine faaliyetler içinde olmaması, mesela 6.Filonun Kıbrıs açıklarına gelip gidemezsiniz dememesi vb. iki ülkenin kayıtsız kalması Yunanistan’ı çıldırtmıştı. Ancak ikinci harekatta Beşparmak dağları aşılınca diplomatik baskı başlamış ve çok sonra ABD askeri ambargosu kararı alınması gibi öncesinde Türkiye’ye yapılan zımni desteği protesto eden Yunanistan’da bir darbe yaşamış ve NATO’dan da çıkmıştı. Ta ki Kenan Evren vetoyu kaldırana kadar da NATO’ya dönemediler. Tabi ki bizi Rumlardan daha çok sevdikleri için değil. Rum lider Makaryos’un bir kominist olması ve adaya Rus askeri çağırmayı planladığının MI6 ve CIA tarafından bilinmesinden kaynaklanıyordu. Hatta Makaryos adadaki İngiliz askerlerine sağda solda suikastlar yaptırıp Türklerin üzerine atarak emellerine ulaşmaya çalışıyor ve bunu İngilizler yutmuyordur. Soğuk Savaş’ın zirve yaptığı ve Sovyetler ’in hala sıcak denizlere inemediği günlerde ABD ve İngiltere derin devletleri Rumları cezalandırmamıza çok sevindi ama Müslüman bir Türkiye’nin Hıristiyan bir Rum toprağını “işgali”ne açıktan destek olamadılar ki onlara göre işgal olabilir oysa biz atalarımızın toprağını ve daha da önemlisi Türk nüfusun hunharca katliamını önlemek için gittik. Dönemin Başbakanı rahmetli Bülent Ecevit’in dediği gibi savaş için değil, barış için, sadece Türklere değil, Rumlara da barış için gittik. Ancak gel gör ki ABD Kongresi nezdinde çok etkin olan Rum ve Yunan lobileri ambargo kararı aldırdı. Bu ambargonun Pentagon tarafından Kongre’den gizli bir şekilde delindiğini daha önce başka yerde anlatmıştım. Hatta bunun için görevlendirilen Emekli Büyükelçi (ABD eski Büyükelçiliği de yapmış olan) Şükrü Elekdağ ile yaptığım röportajdaki ilginç ayrıntılar ile. O zaman F-4E uçaklarını alamasak da ambargo, mevcut silahları asgari idame ettirecek kadar deliniyordu.

Bugün ise S-400’ü bahane eden ABD Kongresi’nde yanlış ve hasmane bir tutum ile CAATSA yaptırımları gündemde ve üstelik daha da kabul edilmez ve sinir bozucu bir uygulama olarak Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne uyguladıkları silah ambargosunu kaldırıyorlar. Türkiye ise bunun adayı silahlandırmaktan başka hiçbir işe yaramayacağını peşinen söyledi. “S-400 bahane eden” dedim çünkü: Bana göre esas sıkıntı ettikleri yönü ticari. Tek sorun F-35 ile birlikte çalışması olsa, F-35 vermedikten sonra CAATSA içinde diğer konular olmazdı. Yani Türkiye’nin tüm dünyaya kötü örnek olması ile dünyada bir S-400 satış patlamasından korkuyorlar ki, bugüne kadar 10’a yakın ülke ilgilendiğini belirtti ama hepsi ABD’den paparayı yedi. Türkiye’yi bu yüzden cezalandırmak, önünü almak istiyorlar. Bugün ABD, PYD desteği bir yana ne Libya’da ne de Doğu Akdeniz konusunda bizim yanımızda değildir.

Nereden nereye geldiğimizi özetledikten sonra konumuza dönecek olursak yukarıdaki tırnak içindeki haber alıntılarından anlaşılacağı üzere bölgede özellikle İHA konusunda çok sıcak gelişmeler yaşanıyor. Türkiye’nin Ege ve Akdeniz’deki İHA/SİHA faaliyetlerine cevap olarak Yunanistan’ın, ABD’den Afganistan’da ve Ortadoğu’da sıkça kullandığı SİHA’lardan alacağı iki gün önce medyaya yansıdı.

Birçok çevrenin ve benim yukarıda değindiğim gibi Türkiye’nin neden aktif bir hava üssünün KKTC sınırları içerisinde olmadığı veya olması gerektiğini dillendirmek isterim. Ayrıca yine çok sayıda akademisyen ve savunma konuların da görüş bildiren kişiler birkaç ay önce bir deniz üssünün de ikmal üssü ötesinde daha kapsamlı bir deniz üssü olarak yapılmasını savunuyorlardı.

Şüphesiz şu an daha çok gözetleme, keşif, izleme, sinyal istihbaratı yani her türlü ISR ve ELINT şeklinde devam eden Doğu Akdeniz savaşlarında en verimli kullanılacak platformlar özellikler ISR için insansız hava araçları. SİHA’lar ve daha çok İHA’lar. Doğu Akdeniz hidrokarbon veya doğalgaz yataklarının ekonomik/stratejik değeri veya ülkeler arasındaki arama, sondaj, MEB (Münhasır ekonomik bölge) ilanı hususundaki konulara her gün hemen hemen tüm gazetelerde okuduğunuzdan ve ana ilgi/bilgi alanım olmadığından girmeyeceğim. Zaten ara sıra da olsa yazılarımın çok uzun olduğu şeklinde eleştiri alıyorum.

Türkiye’nin, Libya’da çatışan iki güçten biri olan ve bize göre Libya’nın yasal varisi olan tarafı ile yaptığı MEB ve diğer askeri anlaşma Doğu Akdeniz tabi kaynaklar paylaşımı savaşında atılan son goldü. Dediğim gibi konuya girmeden mücadele içindeki ülkelere göz attığımızda, Doğu Akdeniz’e kıyısı olan tüm ülkeler söz konusu. Uluslararası hukuka göre ise Akdeniz söz konusu olduğu için aslında tüm Akdeniz ülkeleri taraf. Henüz tam manası ile anlaşan 3 ülke yok ve MEB ilan edip Kıbrıs etrafında doğalgaz çıkarmaya başlayan da yok. Bazen ABD ve Rusya’nın Akdeniz’de kıyısı olmadığına ne kadar seviniyorum bilemezsiniz. Çünkü ikisinden biri olsa idi mutlaka şimdiye kadar 2 tane daha ortak bulup MEB ilan edip sondaja başlamıştı ki tüm ülkeler için hiç iyi olamazdı.

Dolayısı ile İsrail, Yunanistan, G.K.R.K., Suriye, Mısır gibi ülkelerle mücadele ettiğimizi düşündüğümüzde KKTC’de İHA konuşlanmasının hatta hava ve deniz üssü olmasının ne kadar önemli olacağı anlaşılır ki Geçitkale askeri meydan olarak yapıldığından jet hangarları/şelterler de var. Yani sık sık veya geçici konuşlanma ile F-16’larda bu meydan da veya yeni İHA üssümüzde görev yapabilir. Sanırım İHA’ların uçuş maliyeti ile F-16 veya Deniz karakol/gözetleme uçakları CN-235D/K ve ATR-72’leri kıyas etmemize gerek yok. Hepimiz maliyetin daha düşük ve insan hayatı açısından riskin olmadığını biliyoruz.

Hazır Yunanistan, Kıbrıs, Ege konuşurken kendi başıma can sıkıntısından yaptığım bir çalışmayı da buraya aktararak Ege’deki hava hakimiyeti ve Yunanistan’ın Lozan Anlaşması’na aykırı olarak adaları silahlandırmasına dikkat çekmek istiyorum. Çoğu sivil meydan gibi gözükse de savaş anında kısa sürede filolarını dağıtma imkânı olacak olan Ege adalarındaki onlarca pistten bahsetmek, bu konuda farkındalık oluşturmak isterim. Öncesinde bir anımdan bahsedeyim. Lise yıllarımda (80’li yıllar) ve sonrasında üniversitede uluslararası ilişkiler, Ege, Fır hattı gibi konuları takip ederdim. Bir gazetede Dışişleri eski bakanlarından Rahmetli Kamran İnan’ın bir demeci çok dikkatimi çekmişti. İnan diyordu ki: “Yunanistan ABD yapımı A-7 (A-7 Corsair, av-bombardıman uçağı, daha çok ABD uçak gemilerinde taktik bombardıman uçağı olarak kullanıyordu. Şu an hem ABD hem Yunanistan’da servis dışı) uçaklarını aldı ve Ege adalarındaki üslerde konuşlandırdı. Bu uçakların Van’ın bombalayıp geri dönecek kadar menzili var. Türkiye onlar gelirken demeliydi ki, bunları adalarda konuşlandırırsanız sizi bombalarım. Bu kabul edilemez ve Lozan’a aykırı.” (Kendisinin yazdığı “Hayır diyebilen Türkiye” isimli kitabı etkileyici idi).

Bende yazı yazmaya ve okumaya ara verdiğim bir gün ne yapsam diye düşünürken, şimdi hatırlayamadığım bir uyarıcı haber üzerine şu Ege’deki pistlere göz atayım dedim. Google Map’ten tüm adaları tek tek inceleyerek nerede ise bir gün harcayıp aşağıdaki tabloları çıkardım. Amacım Yunanistan’ın Ege’de inşa ettiği, savaş durumunda filolarını dağıtacağı pistlerin kaç tanesinin 2 km üzeri yani, jet uçaklarının inmesine müsait olduğunu tespit etmek idi. Çünkü Kamran İnan derdi ki: “Bu adalardaki pistler Lozan’a aykırı şekilde yapıldı ve 22 adet. Bu da savaş anında 22 ayrı piste saldırmak zorunda kalacağımızı gösterir”. Bu askeri mantık açısından çok yerinde bir tespit değildi. Çünkü ana kara üslerinin yanında gerçekten 22 meydanın da konuşlanma açısından (savunma, yakıt, lojistik mühimmat vs) uygun olması çok zor. Sonradan dostça bir şekilde internetten tartıştığımız bir Yunanlı savunma yazarı bunların çoğunun hiçbir askeri ekipman barındırmayan sivil meydanlar olduğunu söyleyerek savunma yapsa da içlerinde üs olanlar var. Olmayanlar ise şartlar gerektirdiğinden neden birkaç haftada askeri meydana dönüştürülmesin. Mesela Körfez Savaşı’nda tüm Suudi sivil hava alanları dünyanın en aktif hava üslerine dönüşmedi mi?

Ana karadaki zaten bilenen hava üslerini çalışmama katmadım. Sadece Ege adalarındaki üs ve sivil meydanları dikkate alarak Google Map’ten ölçtüm ve yazdım.

Kıbrıs’taki durumu bilemem, devam ediyor olabilir ama Yunan Halkı ile Türk halkı arasında ciddi bir düşmanlığın olmadığını düşünüyorum. Ancak Yunan siyasetçilerin bunu bir iç malzeme yaptığını, fazla cesur veya donkişotça davrandığını düşünüyorum. Bizimkiler de 20-30 yıllık yani benim takip ettiğim sürece bazı konularda kesin ve net kararlı bir duruş sergilerken bazen Yunanistan ve Ege adalarını küçümsemekten kaynaklanan vurdum duymazlık ile tavizler verdikleri oluyor. İş ciddiye binince kürüyorlar ama iş işten geçmiş oluyor. Ege ve Yunanistan kaynaklı sorunları iç politika malzemesi (iktidar/muhalefet fark etmez) olarak kullanma hastalığı bizde de olsa da 20-30 yıl öncesinden şu anki mevcut hükümetimize kadar Türk siyasetçileri genel olarak Yunanlı siyasetçilere nazaran daha gerçekçi, adil, paylaşımcı, özü sözü bir ve çıkarlarımızı kıvırmadan net söyleyerek, arkadan başka ülkelerle iş çevirmeden, daha barışçıl yolları tercih ederek Türk-Yunan ilişkilerine şekil vermeye çalışıyorlar. En azında 1986’da Şehit Hv.Pl.Yzb.Nail Erdoğan olayında olduğu gibi biz hiç durduk yerde Yunan uçağı vurmadık. Hiç böyle sorumsuz bir pilotumuz olmadı. Kardak’ta tüm insiyatifin kendisine verildiği gemi kaptanı da gayet serin kanlı idi. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan Başbakan iken derin bir ekonomik kriz içindeki Yunanistan’a ekonomik yardım dahi teklif etmişti. Açıkçası ben bugüne kadar Gölcük depreminde yanan Tüpraş rafinerisini söndürmek için yangın söndürme uçakları göndermelerinden başka iyi niyeti bir davranışlarına şahit olmadım.

hakankilic@kokpit.aero

https://twitter.com/hkilichsword