Selam,
Moda, genel kabulün aksine sanıldığı gibi yalnızca insanın giyiminden ibaret değildir. Bu köklü kavram, pek çok değişkeni içinde barındırır ve kişinin kendini ortaya koyma biçimi ile de direkt olarak ilgilidir. İnsan, toplum içinde kaldığı müddetçe modanın tüm değişkenlerine de maruz kalmak durumundadır.
İlk yazımda muhafazakâr giyim ve modanın, geçmişte ortak bir paydaya sahip olmadığını ifade etmiştim. Ancak bu ifade, geçmişte belirli bir periyod ile değişen yaygın bir stilin olmadığı ya da tesettürlü hanımların bu genel görünümlere uymadığı anlamına gelmiyor. Her dönem, kendi içerisinde sadık kalınan belirli giyim kodları çerçevesinde kendi “ölçülü giyim” stilini oluşturur. Örneğin, 1960’lı yıllarda etek boyu kısa ve bedene oturan elbiseler ile küçük üçgen eşarplar örtülerek uygulanan genel bir tesettür giyim akımı varken 1980’li yıllarda da vücut hatlarını belli etmekten kaçınan, olabildiğince bol pardösüler ve omuzlardan aşağı dökülen büyük eşarplar yaygınlaştı. Geçmişte dizin ancak dört parmak aşağısında biten pardösü boyları neredeyse ayak bileğine kadar uzatıldı. Elbette ki bu değişim, bir akıma tabi olmaktan çok ötede bir bilincin de göstergesiydi. Tesettür, özellikle İslâmî dergilerin pek çoğunda başlı başına bir konu olarak işleniyordu. Yine de bu dönemde uzun ve bol kesim pardösüye artan talep ve her tesettürlü kadının özel dikim giyinme imkânına sahip olamaması gibi durumlar “tesettür firmaları”nı öne çıkardı.
Tesettür giyim alanında bir açığın olduğunu hisseden ve bu açığın gelecekte büyük bir sektöre dönüşeceğini fark eden firmaların ortaya çıkması 1980’li yılların ortalarını buldu. Sektörde öncü diyebileceğimiz ilk isim, 1982 yılında kurulan Tekbir Giyim’di. Ardından gelen diğer markalarında odağı dış giyim parçalarıydı.
1990’lı yıllara gelindiğinde, tesettürlü kadınların büyük bir çoğunluğu hâlen pardösü kullanımına devam etse de bir kısmı, etek-ceket ve enseden bağlanan minik başörtüsü ile ölçülü giyimin temel kaidelerini bozmadan yeni bir stil uygulamaya başladı. Tesettür giyim için parçalar çeşitlendikçe hazır giyim pazarı da büyüdü. Kullanılan renk skalası arttı, ilgi çekmeyen, koyu tonlar bir kenara bırakılarak yılın trend renkleri çalışılmaya başlandı. Tüm bu sürecin sonunda çıkarılan giysiler birer tesettür giyim parçasından ziyade özgün tasarımlara dönüşmüştü.
Elbette, sözünü ettiğimiz tüm bu değişimler, Müslüman kadınlar içerisinde genel bir kitleye hitap ediyordu. Zaman aşımına uğramayan ve daima kendi çizgisinde kalan pek çok insan da vardı. Genellikle bu insanlar, önceleri kendileri gibi tesettürlü olan kişilerin yeni akımlara kapılarak değişmesine karşı en fazla tavrı gösterenlerdi.
Bugüne baktığımızda ise değişimin tek bir noktaya doğru olduğunu söylemek neredeyse imkânsız. Pantolon-tunik, ferace ya da pardösü... Ölçülü giyimde kullanılan tüm parçalar aynı anda aynı zaman diliminde kullanılıyor ve hiçbiri bir diğerinden daha demode görünmüyor. Birbirinden farklı çizgilere sahip pek çok marka mevcut. İlk kez 1992 yılında organize edilen tesettür defileleri ise neredeyse her sezon karşımızda ve tanınmış yüzler ile yapılan işbirlikleri ile bilinirliliklerini daha da artırıyorlar.
Peki, tüm bu çeşitlilik içerisinde “Kendimizi nasıl giydireceğiz?” Dilerseniz gelecek yazımızın konusu da bu olsun.
Gelecek hafta görüşmek üzere…