Gündem

Murat Ülker: Çin artık dünyanın en önemli ekonomik aktörlerinden biri

İş insanı Murat Ülker, bu haftaki yazısında Çin’in ekonomik dönüşümünü, dış politika vizyonunu ve Türkiye ile ilişkilerini ele aldı. Ülker, Çin’in yalnızca bir üretim merkezi değil, çok kutuplu dünyanın kurucu aktörlerinden biri haline geldiğini belirtti.

İş insanı Murat Ülker, bu haftaki köşe yazısında Çin’in ekonomik modeli, dış politika yaklaşımı ve Türkiye ile gelişen ilişkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ülker, Çin’in küresel sistemde yalnızca üretim gücüyle değil, aynı zamanda çok kutuplu dünya düzeninin şekillenmesinde oynadığı rolle öne çıktığını ifade etti.

Yazısında, Türkiye-Çin Diplomatik İlişkilerinin 55. Yılı Uluslararası Forumu’nda yapılan değerlendirmelere yer veren Ülker, iki ülke arasındaki ilişkilerin ticaret hacminin ötesine taşınarak lojistik, enerji, havacılık, yapay zeka, kültürel diplomasi ve akademik iş birlikleri gibi alanlarda derinleşmesinin hedeflendiğini aktardı.

TÜRKİYE-ÇİN İLİŞKİLERİNDE YENİ DÖNEM VURGUSU

Ülker, forumda öne çıkan başlıklardan birinin Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi ile Türkiye’nin Orta Koridor stratejisinin birbirini tamamlayan jeopolitik projeler olarak değerlendirilmesi olduğunu belirtti.

Forumda yapılan konuşmalarda, Türkiye’nin üretim kapasitesi, lojistik avantajları ve jeopolitik konumuyla Çin’in Avrupa, Orta Doğu, Afrika ve Orta Asya’ya açılan stratejik merkezlerinden biri olabileceği görüşünün öne çıktığını ifade eden Ülker, ilişkilerin önündeki temel engeller arasında karşılıklı önyargılar, akademik bağımlılık ve siyasi güvensizliğin gösterildiğini aktardı.

“ÇİN’İN STRATEJİK VİZYONU UZUN VADELİ”

Yazısında Çin’in kalkınma modelini de ele alan Ülker, ülkenin uzun vadeli planlama anlayışına dikkat çekti. Çin’in beş yıllık planlar aracılığıyla stratejik hedeflerinde istikrar sağladığını belirten Ülker, yarı iletken teknolojilerindeki dışa bağımlılık, yaşlanan nüfus ve bölgesel eşitsizlikler gibi sorunların ise ülkenin karşı karşıya bulunduğu temel zorluklar arasında yer aldığını ifade etti.

Ülker, bazı ülkelerin Çin’e aşırı bağımlı hale gelmek istemediğini ve bu nedenle ticari ilişkilerini çeşitlendirmeye yöneldiğini aktarırken, İtalya ve Panama’nın Kuşak ve Yol Girişimi’nden ayrılmasını bu eğilimin işaretleri arasında gösterdi.

ÇİN’İN EKONOMİK MODELİ TARTIŞILIYOR

Yazıda, Fransız akademisyen Jérôme Ravenet’in değerlendirmelerine de yer verildi. Ravenet’in Çin ekonomisini ne klasik kapitalizm ne de geleneksel sosyalizm tanımlarıyla açıklamanın mümkün olmadığı görüşünü savunduğunu aktaran Ülker, Çin’in kendi tarihsel ve kültürel mirasından beslenen özgün bir ekonomik model geliştirdiğini belirtti.

Çin yönetiminin ekonomik büyümeyi yalnızca kâr odaklı değil, toplumsal refah ve yoksulluğun azaltılması perspektifiyle değerlendirdiğini ifade eden Ülker, devlet ile piyasanın birlikte hareket ettiği bir yapıdan söz edildiğini kaydetti.

ÇİN’İN TEKNOLOJİ HAMLESİNE DİKKAT ÇEKTİ

Ülker, yazısının son bölümünde Çin’e yönelik gözlemlerini paylaşan iş insanı Celalettin Gökçek’in değerlendirmelerine de yer verdi. Gökçek’in, Çin’in son yıllarda özellikle yüksek teknoloji, yapay zeka, çevre teknolojileri ve yeşil enerji alanlarında önemli ilerlemeler kaydettiğini aktaran Ülker, ülkenin üretim gücünün kalkınmasının temel kaynağı olarak gösterildiğini ifade etti.

Yüksek hızlı tren ağları, dijital ödeme sistemleri ve teknoloji yatırımlarının Çin’in dönüşümünde önemli rol oynadığını belirten Ülker, ülkenin artık küresel ekonominin en önemli aktörlerinden biri haline geldiğini vurguladı.

“ÇİN’DEN ÖĞRENECEĞİMİZ ÇOK ŞEY VAR”

Yazısını değerlendirmeyle tamamlayan Ülker, Çin’in ne yaptığı, bunu nasıl yaptığı ve hangi temellere dayanarak gerçekleştirdiği sorularının dikkatle incelenmesi gerektiğini belirtti.

Çin’in Türkiye’ye benzer ve dünyadaki diğer ülkelerden farklı yönleri bulunduğunu ifade eden Ülker, “Çin’den öğreneceğimiz çok şey var.” değerlendirmesinde bulundu.

YAZININ TAMAMI İÇİN >>>