ABD’nin geçen Cuma günü İranlı general Kasımi’nin de içinde bulunduğu konvoya düzenlediği hava saldırısı Ortadoğu’da yeni bir dönemin başlangıcı olarak algılandı. Yaşanacak gerilimin ve askeri faaliyetlerin sonucunda siyasi veya ekonomik sıkıntılar olacaktır. Ancak siyasi açıdan ortaya çıkacak kalıcı değişiklikler bir yana askerî açıdan da tıpkı Körfez Savaşları sonrası olduğu gibi kalıcı değişiklikler olabilir.
Hatırlayacağınız üzere I.Körfez Savaşı sonrasında ABD geri çekilse de askeri açıdan yani askeri güç miktarı olarak Ortadoğu’ya kalıcı olarak yerleşmişti. Savaş buna iyi bir bahane, gerekçe veya gereklilik, adına ne derseniz deyin bu sonucu doğurmuştu. Aynı şeyi Ruslar yakın zamanda Suriye’de yaptı ve kalıcı olarak tıpkı Amerikalılar gibi gitmemek üzere yerleşti ve üstelik Akdeniz kıyısında kalıcı bir üs elde ederek sıcak denizler hayallerini bir nebze gerçekleştirdi.
Abkayk-Aramco petrol rafinerisinin bir kısmının imha edilmesi ve ABD Bağdat Büyükelçiliği’ne yapılan saldırı daha önceki birikimler ile birleşmesi sonucu geçen Cuma günkü drone saldırısı gerçekleşti. Açık söylemek gerekirse ABD eli çok yüksekten açtı. Adeta İran’a hafif misilleme yapma şansı veya tercihi bırakmadı.
Ancak ABD manen İran’ın ikinci adamını veya en çok sevilen devlet adamını öldürdü. Amaç ne diye soracak olursanız, herkesin sorduğu bu sorunun net cevabını hiç kimse veremiyor. Ancak ABD kamuoyu ve dünya kamuoyunun üstünde ittifak ettiği bir şey var ki, eğer Başkan Obama veya Clinton hatta W.Bush olsa idi cezalandırmayı bu şekilde yapmaz idi. Üçüncü bir ülkede, hasım ülkenin üst düzey generaline ve barış zamanı... Hem de sembol bir isim. Dolayısı ile çoğu kişi bunu Trump’un en önemli seçim yatırımlarından biri olarak görüyor. Eğer bu teori doğru ise Trump’un daha ileri gitmeyeceği sonucu çıkacak. Ancak gelecek seçimi kaybederse yeni ABD başkanın nur topu gibi bir “Yavru nükleer güç” sorunu oldu demektir. Çünkü İran nükleer silah anlaşmasını askıya aldığını duyurdu. Artık kimse önümüzdeki günlerde İran’ın nasıl bir nükleer program yönettiğini denetleyemeyecek.
Bu bile Kasimi’nin neden seçildiğine dair çeşitli komplo teorilerini doğurmaya yetiyor. En üst seviyede yapılan bu tahrik aslında asimetrik unsurlarla kardeş ve Suriye’de gördüğümüz gibi birçok terörist unsurların destekçisi İran’ı daha fazla şeytanlaştırmak, ötekileştirmek veya hedefe oturtmak için olabilir mi? Bu soruya cevap vermek zor olsa da İran’da buna dünden razı bir kamuouyu da var. Nitekim İran, ABD saldırırsa İsrail’i yok edeceğini söylemeye başladı.
Hatırlarsanız I.Körfez Savaşı’nda da Saddam Hüseyin koalisyonu dağıtmak daha doğrusu koalisyondaki Arap veya Müslüman ülkeleri koalisyondan çıkarmak için İsrail’e çok sayıda El- Hüseyin (Scud R-17) balistik füzesi attı. İran da İsrail tehdidi ile, sadece ABD’nin Ortadoğu’daki jandarma karakolunu vurarak (muhtemel balistik füzeler ile) misille yapmak istiyor veya blöf yapıyor. Ancak şunu da belirtmek lazım ki ABD’nin Ortadoğu’da pek çok ülkede üssü olmasına rağmen çeşitli sebeplerden ötürü en sıkı müttefiki İsrail’de üssü yok ve çok önemsiz sayıda uzman personelden oluşan askeri var. Bu da işin diğer enteresan tarafı. Yani İran ABD hedefi vuracaksa Suudi Arabistan, Katar ve Bahreyn gibi ülkelerde çok sayıda ABD üssü ve askeri var. Hem de İsrail gibi nükleer misilleme ile karşılık verme riski oluşturmuyorlar.
İran ABD’ye ne yapabilir sorusuna gelince, tıpkı S-400 konusunda avukatından gazetecisine, sendikacısından spor yorumcusuna, uçak bakımcısından, akademisyenine kadar herkesin hava savunma füze sistemi uzmanı (!) olduğu ve yorumların yine havada uçuşmaya başladığı bir ortamda aslında topa girmek istemiyorum. O yüzden sadece temel başlıklarla İran Silahlı Kuvvetleri’nin ABD Silahlı Kuvvetleri açısından sorun çıkarabileceği alanları sıralamak istiyorum. İran ne yapabilir sorusundan ziyade envanterinde ABD’ye tehdit olacak neler var diye soralım ve kısaca cevap verelim.
Zırhlı mekanize birlikler açısından bölgedeki Amerikan deniz piyadeleri ile İran Kara Kuvvetleri’ni kıyaslamak imkânsız. Tankından, zırhlı aracına kadar İran teknolojik olarak çok geride. Açıkçası büyük nüfusu ve yüksek motivasyonu haricinde bu konuda bir caydırıcılığı yok. Ancak halkın motivasyonu derken de son yıllarda ekonomik sıkıntılar ve özgürlük arayışlarının dışarından kışkırtılması ile sürekli isyanlar, sokak gösterileri ile boğuşuyor. Ancak ABD saldırısı karşısında halkın kenetleneceği tahmin ediliyor ki zaten ABD - İran arasında bir kara savaşını kimse öngörmediği için bu bahsi geçiyorum.
Hava savunma konusuna gelince Rusya’dan S-300 alan ve bunu büyük çoğunlukla nükleer reaktörünü ve diğer nükleer enerji için yakıt vs. üretim tesislerini İsrail hava saldırılarına karşı korumak için konuşlandıran İran yıllardır füze teknolojilerine yaptığı yatırımın meyvelerini almaya başladı. Aşağıda anlatacağım üzere balistik füze teknolojisinde zaten dünyada kendine yer edinen İran hava savunma yani SAM (uçaksavar), gemisavar ve seyir füzesi de üretti. Bunların bir kısmı Suriye’de savaş gördü yani “Combat proven” oldu ama yine de tüm dünya çoğuna şüphe ile bakıyor.
Açıkçası ben yalandır, kopyadır, kaportadır diyenlere inanmıyorum. Bu “şüphe ile bakma” kısmına sadece füzenin kabiliyeti, teknik değerleri açısından katılıyorum. Yani gemisavar füze yaptı ama mesela elektronik karıştırmaya karşı ne kadar dayanıklı? Örneğin ABD’nin F-14 uçaklarında kullanılan çok uzun menzilli (200 km civarı) meşhur AIM-54 Phoneix füzesinin İran versiyonunu yaptı (Fakour-90) ama 70 km menzili olduğu söyleniyor. SM-1 Amerikan hava savunma füzesini kopyaladı ama SM-1 zaten çok eski bir teknoloji. Şu an bölgedeki Amerikan AEGIS savaş yönetim sistemi yüklü muhrip (Arleigh Burke sınıfı) ve kruvazörler (Ticonderoga sınıfı) SM-2, SM-3, SM-6 versiyonları ile dolu ki arada dağlar kadar fark var.
Ancak hakkını yememek lazım ki S-300’ü kopyalayıp Bavar-373 yüksek irtifa hava savunma sistemi yaptı ki bu da ABD uçakları için sorun olacaktır. Ayrıca ABD’nin yüksek irtifa (HALE sınıfı) stratejik istihbarat/keşif İHA’sı MQ-4C Triton'un düşüreli daha bir yıl bile olmadı. Bu olay aslında İran yeni SAM füzelerinin sanıldığı gibi işe yaramaz şeyler olmadığını da gösteren bir delil oldu. Bildiğiniz gibi İran Basra Körfezi’nde Hürmüz Boğazı’na yakın bir yerde İran hava sahası içinde veya dışında (her iki ülkede aksini iddia etti) uçan ABD İHA’sı İran SAM füzesi tarafından vurulmuştu. MQ-4C’nin katilinin İran devriminden önce ABD’den aldığı RIM-66 SM-1 füzeleri ile Rus BUK füzelerinin bir melezi olan Sayyad serisi olduğu iddia edilmişti.
İran hava savunma sistemleri kasıtlı olarak değişik isimlendiriliyor ve batıya istihbarat vermemeye çalışıyor. Ancak İHA’yı vuran füzenin ve BUK-M2EK’nin (NATO kod adı:SA-17 Grizzly) bir türevi olduğu söyleniyor. Raad adındaki füze Malezya yolcu uçağı B-777’yi vuran Rus füzesi kadar kapasiteli ve aynı irtifalara çıkabiliyor, 4 Mach hıza sahip. En gelişmiş Ra’ad türevi ise İngilizce yazımı ile Khordad-3, İran’daki adı ile 3.Hürdad (Üçüncü Hürdad).
SM-1’den türeyen Sayyad-2C ise 85 km menzile, maksimum 100.000 fit'lik bir kesişme yüksekliğine, maksimum Mach 4.5 hızına sahip. Sonuç olarak ister Khordad/3Hürdad türevi Ra’ad olsun ister Sayyad-C, İran RQ-4N İHA’sını vurmak için ABD, Rus veya her ikisinin de çeşitli özelliklerin, barındıran ABD/Rus tabanlı, İran tarafından geliştirilmiş bir türevini yani yukarıdaki füzelerden birini kullandı. İşin ilginç tarafı ise yüksek irtifadan uçak RQ-4N’nin düşük radar görünürlüğü yani stealth özelliği olmasa da irtifası ve AN/ALR-89 ECM sistemi yani jamming sistemi ile İran füzesini veya onu yönlendiren radarı karıştıramamış olması. Yani radar güdümlü füzeyi öz savunma sistemi ile karıştırıp, yanıltamamış olması. Belki de füzeyi hiç göremedi.
Sonuç olarak Sayyad-2 ve Sayyad-3 gibi birçok hava savunma füzesine sahip olsa da İran lokal veya bölgesel olarak bir bölgede yoğunlaşıp mesela nükleer santrali yoğun bir şekilde koruyabilir. Ancak hep söylediğim gibi bir ülkenin göklerini dolayısı ile göklerden gelecek düşmanlara karşı kara ve deniz hedeflerini hava savunma sistemleri korumaz. Onlar sadece yardımcı sınıftır ve daha çok barış zamanı caydırıcılık ve hava savunmayı çok daha verimli ve ucuza ve zahmetsiz yapmanızı sağlar. Ancak iş gerçek savaşa gelince birden değişir. Çünkü düşman ABD, Rusya vb. yüksek teknolojiye sahip ise gözünü karartmış ve uçak kaybını da göze almışsa tıpkı I.Körfez Savaşı’nda 16 Ocak 1991 gecesi Bağdat’ta olduğu gibi bir şekilde bu savunmayı aşacaktır. Sonuç olarak hava sahasını, havayı ve dolayısı ile stratejik tesisleri düşman hava saldırılarına karşı koruyan esas güç hava kuvvetleri yani avcı uçaklarıdır.
Bu durumda pilotların eğitim ve kabiliyetlerini eşit saysak bile İran hava kuvvetleri yıllarca süren ambargolar sebebi ile kara ve deniz gücüne göre de yani üç kuvvet için de en zayıfı ve ABD karşısında en geride olan güçtür. Az sayıda Mig-29 (Rus) ve F-14, F-4 (ABD) uçağından başka kayda değer bir uçakları yoktur. Yine çok eski bir uçak olan (Halen TürkYıldızları akrobasi takımının bir versiyonunu kullandığı) F-5 uçağının çift dikey stabizeli bir versiyonunu yapmış olsalar da USNAVY’nin bölgedeki uçak gemisi görev gücündeki uçaklar karşısında bunların hiçbirinin şansı olduğu söylenemez. Dolayısı ile İran hava saldırılarına karşı çok korunmasız olabilir. Eğer son yıllarda ürettiği yukarıda saydığım çok sayı ve çeşitteki SAM füzeleri mucize yaratamaz ise.
Diğer yandan aynı olumsuz tabloyu gemisavar ve seyir füzeleri için çizemeyeceğim. Zaten çizersem son Suudi Arabistan-Abkayk-Aramco petrol rafinerisi saldırısını inkâr etmiş olurum. Daha açık konuşmak ve 2020’li yıllarda hava savunma gerçeklerinden ve değişen konjonktürden bahsetmek gerekirse İran gemisavar füzelerinin veya 1000 km’den uzun menzilli Soumar seyir füzesinin kabiliyetinin tüm ABD yapısı füzelerden daha iyi olması gerekmez. Füze teknolojisi dünyada öyle bir yere gelmiştir ki artık en modern donamalarda hava savunma sistemleri mesela ABD donanmasındaki ESSM, SM-2, SM-6, RAM gibi füze sistemleri gemisavar ve seyir füzelerine karşı garantili bir savunma yapacak durumda değildir ki, İran’ın Çin’den süpersonik gemisavar füzeler temin etme ihtimali de vardır.
Lafı fazla uzatmadan ve örnekleri füze ismi bazında çoğaltabileceğimi belirterek, İran hava kuvvetlerinin ABD hava kuvvetlerini durdurmakta aciz kalacağını öngördüğüm gibi ABD donanmasının da İran veya Çin yapımı gemisavar ve seyir füzelerini %100 durdurabileceği düşünmüyorum. Hatta süpersonik olanları konusunda çok büyük zayiat verebileceğini tahmin ediyorum. Sebebi ise anlatmaya çalıştığım gibi dünyada taarruz amaçlı gemisavar ve seyir füzesi teknolojisinin savunma amaçlı hava savunma teknolojisinin önüne geçmiş olması. Daha doğrusu on yıllardır bu durum böyle devam etmektedir.
İran donanmasının da ABD’nin Ortadoğu’dan sorumlu olan yani Basra Körfezi, Kızıldeniz gibi bölgedeki ABD çıkarlarını kovalayan 5.Filo’nun uçak gemisi görev grubu ile baş edemeyeceğini söylemeye gerek yok. Bizde uçak gemisi görev gücü olarak tanımlanan bu filoların orijinal adı “Aircraft Carrier Strike Group”. Bu sebeple sadece uçak gemisi değil, denizaltılar, muhripler, kruvazörler, yardımcı sınıflar vb. koca bir filodan bahsediyoruz ki, ABD donamasındaki bazı filolara ikinci bir uçak gemisi görev gücü eklenerek görev yapıldığında sadece bir filo (mesela Akdeniz’deki 6.Filo veya 5.Filo) dünyada Çin, Rusya, İngiltere, Fransa, Japonya, Hindistan gibi ülkelerin donanmaları hariç tüm ülkelerin donanmalarında daha büyük oluyor. Bildiğim kadarı ile yedi adet büyük filo var.
GÜÇ
Güç, ulusal çıkarların peşinde uluslararası politikadaki olayları şekillendirebilmek için kaldıraç gibi kullanabileceğiniz varlıklara sahip olmaya karşılık gelir. Güç çok boyutludur: askeri güç, ekonomik güç ve fikri güç gibi kavramsal unsurları içerir. Aynı zamanda görecelidir: Bir devlet rakiplerinin zayıf olduğu ölçüde güçlüdür (Ancak küreselleşen ve ekonomik olarak iç içe geçmiş dünyada bulunduğunuz kıtada tüm komşularınızdan güçlü olsanız bile başka bir kıtadaki ülkenin işgaline uğramanız sürpriz olmaz.).
Bu anlamda güç, etkiden farklıdır. Güç, varlıkların sahipliğine karşılık gelirken, etki bir devletin bu varlıklarla ne elde ettiği ile veya olayları şekillendirme ve çıkarlarına uygun şekilde yönlendirme yeteneği ile tanımlanır. Güç ve etki arasında kesin olmayan bir korelasyon vardır: bir devletin sahip olduğu güç ne kadar fazlaysa etki kazanması da o kadar olasıdır. Sonuçta bir devletin emelleri, çıkarlarının yoğunluğundan oluşur. Belirli bir alanda ne kadarlık bir başarı elde etmek istiyor? Bu nedenle, bir devletin gücünü analiz etmek, uluslararası arenadaki başarısının temellerini anlamak için gerekli ilk adımdır.
Askeri Güç’e gelince ise, örneğin ABD yakın gelecekte bölgeye kalıcı veya geçici olarak dağıtılan eşsiz bir bölgesel üs ağına ve büyük hacimli askeri varlığa sahip bir ülke olarak Ortadoğu’ya hükmeden bölgesel askeri gücün sahibi olarak kalacaktır. Son zamanlarda yerel ortaklarının askeri gücünü artırarak ve rakiplerinin zayıflığı ile (Suriye’yi istikrarsızlaştırarak) avantajlı durumunu daha da artırmıştır.
Bu bağlamda örnek vermek gerekirse: Çin güçlü ancak gücünü istediği oranda yansıtamayan yani gücüne göre etkisi daha az bir ülke iken, Rusya sahip olduğu güçten çok daha fazla etkiyi Soğuk Savaş tecrübelerini kullanarak yansıtan bir ülkedir. ABD hem güçlü hem bunu yansıtan etkili bir ülke iken, İran da gücünün çok ötesinde etkiye sahip bir ülkedir. “Bir devlet rakiplerinin zayıf olduğu ölçüde güçlüdür.” İfadesine en güzel örnek ise Suriye-İsrail örneğidir.
Aslında iki gün önce bu yazıyı yazıp İran’ın en önemli caydırıcılık gücünün balistik füze programları sonucu geliştirdiği balistik füzeler ve çok çeşit ve sayıdaki balistik füze envanteri olduğunu yazarak site yöneticilerine gönderecekken, dün sabah 06:30’da bir ulusal haber kanalının telefonu ile uyandım. Birazdan canlı yayına alacağız (Telefon bağlantısı) dediklerinde bir an çok büyük çaplı bir saldırı oldu sandım. Neyse telefonun şokunu atlatıp kendime geldiğimde ise zaten bunu bekliyordum, illa ki İran’ın ilk misillemesi ya balistik füze ya körfezde tankerlerin mayınlanması yani denizin mayınlanması ile verilen bir karşılık (bu yaz mayına çarpan tankerler gibi) veya asimetrik unsurların bir askeri hedefe yapacağı sabotaj/saldırı vb. olacaktı şeklinde düşündüm.
İran’ın attığı taş kurbağayı ürküttü mü bilemem, bu tartışmaya açık bir konu. Çünkü 80 ABD askeri öldü açıklamasına karşılık Trump "Hiçbir ABD’li veya Irak’lı ölmedi" dedi. Dolayısı ile iç kamuoyuna veya seçimlere oynayan sadece Trump değil, belki İran yönetimi de ülkedeki karışıklıklar ve ekonomik sıkıntılara “Bakın nasıl da ABD üssünü vurduk, 80 kişiyi öldürdük” mesajı vermek istiyor olabilir.
Balistik füze saldırısı veya Türkçe askeri terminoloji ile taarruzuna kısaca değinmek gerekirse. Hep söylediğim gibi balistik füze savunma sistemleri %100 etkili değildir ve hangi ülke hangi ülkeye atarsa atsın daima atan taraf bir adım öndedir. Oysa bu her silah platformunda böyle değildir. Düşmana uçak ve gemileriniz ile gittiğinizde karşı taraf eğitim ve teknoloji açıdan daha iyi olduğundan sizi tamamen yok edebilir. Örneğin İran hava ve deniz kuvvetleri müşterek bir harekât ile 2 uçak gemisi bulunan ve Ortadoğu’daki üslerde kara konuşlu uçakları da bulunan USAF ve 5.Filo’ya karşı bir taarruzda bulunsa sonuç İran açısından bir faciaya dönüşür. Ancak söz konusu balistik füze saldırısı ise maç 1-1 bitebilir. En azından atılan füzelerin yarısının hedefe varması çok çok mümkündür.
Bu arada ABD’nin B-52 stratejik uzun menzilli bombardıman uçaklarını Hint Okyanusu’ndaki İngiliz adasında kendisine ait Diego Garcia Hava Üssü’ne gönderdiği haberleri geçildi. Bu üssün seçilme sebebi ise 2500 km menzilli İran balistik füzelerinin bile menzili dışında olması.
Dünkü saldırıda 700 km menzilli Zülfikar füzelerinin kullanıldığı paylaşılan fotoğraflardan görüldü. Tabi başka bir model daha kullanılmış ve o füzeye ait fotoğrafı görmemiş olabiliriz veya ben henüz görmemiş olabilirim. Teyit edemediğimiz çok sayıda fotoğraf da medya da dolaşıyor. O yüzden ben kesin emin olduğum fotoğraflar üzerinden konuşmayı tercih ettim.
15 adet füzeden birinin Erbil’e diğer on tanenin Irak’daki Al Assad Air Base (Ayn el-Esad) hava üssüne düştüğü, dört adedinin ise başarısız olduğu söylendi. İran neden kısa menzilli, küçük harp başlığı içeren yani küçük füze kullandı sorusunun cevabı ise bana göre bölgedeki çok yoğun Amerika balistik füze savunma sensör kapasitesini etkisini kırmaktı. Çünkü haritada görüldüğü gibi Ortadoğu biri Malatya-Kürecek’te olmak üzere balistik füze erken uyarı radarları ile dolu.
İran 300+ km ilerideki hedefe 700 km menzilli bir füze atarak sadece birkaç dakika uçmasını istemiş olabilir. Buna rağmen balistik füze erken uyarı radarları normal olarak çıkış anından saniyeler sonra füzeyi tespit etmiş olmalı ki Amerikan üssünde verilen alarm ile askerler sığınaklara koşmuş. Bu sayede ölen olmamış.
Bu saldırıların devamı gelebilir. Görülen o ki uydu fotoğrafları ve istihbaratı değerlendiren İran PAC (Patriot) bataryalarının olmadığı bir üssü seçmiş. Aster-30, S-400, PAC gibi sistemler çok maliyeti yüksek olduğunda her üste veya birlikte yok. Hele Ortadoğu’nun ABD üs ve birlikleri ile dolu olduğunu düşündüğümüzde tamamını PAC, THAAD ile donatması ABD bütçesi için bile çok zor.
Üste savunma amaçlı C-RAM yüksek ateş gücü içeren top sistemi var ve bu olağanüstü bir mermi duvarı ile alçaktan uçan uçak, İHA, helikopter ve seyir füzelerini affetmeyen bir sistem (Bizim Korkut, Gökdeniz muadili). Ancak bunun Zülfikar füzelerini vurabilmesi imkânsız gibi. Açıkçası ABD PAC bataryası olsa sonuç farklı olabilirdi depolar veya hangarlar belki kurtarılabilirdi. PAC olmasına rağmen düşen füzeler de olabilirdi. Başka bir savunma sistemi alternatifi yok. Yani gelişmiş bir anti-balistik füze sistemi olmadan ki, o bile (PAC-3) Yemen-Suudi Arabistan örneğinde görüldüğü üzere %50 etkili, diğer türlü savunma imkânsız. Ortadoğu’da Körfez Savaşı’ndan sonra yeniden balistik füze savaşlarını daha çok göreceğe benziyoruz. Yazımı I.Körfez Savaşı’nda gazetelerde yayınlanan karikatürlerdeki bir cümle ile bitirmek istiyorum “Patriot gümüş ise Scud altındır”.