İdlib harekâtının perde arkası

Rusya’nın desteklediği rejim güçleri 27 Şubat Perşembe akşamı İdlib’de Türk askerine saldırı düzenledi. Bu alçak saldırıda 33 askerimiz şehit oldu. Saldırıda yaralıları almaya gelen ambulanslar bile hedef alındı. Bu saldırı ile birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri büyük çaplı bir misilleme operasyonu başlattı. Harekatın adı da “Bahar Kalkanı” konuldu.

Şehit haberlerinin açıklandığı saatlerde Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Bahar Kalkanı harekâtını yönetmek için sınırdaydı. Sadece Hulusi Paşa değil; Türk silahlı Kuvvetleri’nin tüm komuta kademesi harekât karargâhında buluştu.

Rejim hedefleri havadan ve karadan ateş altına alındı. Özellikle ilk 48 saat rejim askerlerine nefes aldırmadı Mehmetçik. Çok sayıda tank, obüs, zırhlı araç, İHA ve hava savunma sistemleri kullanılamaz hale getirildi. Operasyonun beşinci gününde etkisiz hale getirilen rejim askeri sayısı ise 2 bin 500’ü geçti. İdlib sahasında başarılı bir şekilde devam eden Bahar Kalkanı harekatı bilançosu neredeyse Esed’in 9 yıldır süren iç savaştaki kayıplarına denk geliyor.

Esed’i destekleyen Rusya, İdlib hava sahasını kapalı tutuyor. Ancak bu kez Türk silahlı insansız hava araçları (SİHA) devreye girdi. SİHA’lar rejim hedeflerine nokta atışlarıyla büyük bir başarıya imza attı. SİHA’ları aynı anda sürü halinde kullanan Türk Silahlı Kuvvetleri savaş literatürüne bir konsept kazandırdı.
Bahar Kalkanı’nın üçüncü gününde Türk F-16’ları Suriye topraklarına girmeden saldırıya hazırlanan iki rejim uçağını vurdu. Rus yapımı SU-24’leri F-16’lar tarafından havada avlandı. Suriye iç savaşı tarihinde bu da bir ilkti. Esed ilk kez aynı gün iki savaş uçağını kaybetti. Bu yazının kaleme alındığı saatlerde F-16’lar bir rejim uçağını daha düşürdü. Mehmetçik zor, ancak başarılı bir operasyon yürütüyor. Yürütmeye de devam edecek.

Günlerce Ankara’yı müzakerelerle oyalamaya çalışan Rusya ise deyim yerindeyse üç maymunu oynadı bu süreçte. Birkaç cılız demecin dışında kayda değer bir açıklama yapmadılar. Putin’in Cumhurbaşkanı Erdoğan ile telefon görüşmesinde de çok bir yol alınmadığı iki tarafın yaptığı açıklamalardan anlıyoruz. İki lider asıl görüşmeyi 5 Mart Perşembe günü yapacak. O görüşmeye geleceğim ama önce Türkiye’nin kullandığı bir başka önemli karta değinmek lazım.

Türkiye, 33 şehit verdiğimiz saldırının ardından Avrupa’nın kâbusu mülteciler için ‘BATI’ sınırlarını açma kararı aldı. Bir anda binlerce mülteci Yunanistan ve Bulgaristan sınırına dayandı. Beş günde 150 bine yakın mülteci daha iyi bir hayat umuduyla Avrupa’nın kapılarını zorlamaya başladı. Mülteci sorunu ile ilgili Türkiye’nin sırtını sıvazlamaktan başka bir şey yapmayan Avrupa’nın güçlü ülkelerinin liderleri Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmek için sıraya girdi. Türkiye’yi bu kararından vazgeçirmek için mekik diplomasisi yürütmeye başladılar. İdlib’de patlayan bombaların artık Londra’nın, Berlin’in ve Paris’in de sorunu olduğunu anlatmak için başka bir yol kalmadı. Bu nedenle Ankara bu tutumunu değiştirmemekte kararlı.

Yunanistan sınırında yaşananlar ise tam bir insanlık suçu. İnsan hakları denince mangalda kül bırakmayan Avrupa’nın mültecilere karşı takındığı zalimce tutum başka bir şey söylemeye gerek bırakmıyor. Yunanistan polisinin, askerinin mültecileri gazlaması, dövmesi, soyması ve hatta işkence yapması ve ateş açması apaçık bir insanlık suçu. Ama bir kez daha samimiyetsizliğini ortaya koyan Avrupa, sınırda olanlara kör ve sağır. Türkiye’nin mülteciler için talep ettiği 25 milyon doları bile önce söz verip sonra vermemek için bin dereden su getirenler şimdilerde milyarlarca dolar yardım edelim diyorlar ama artık o zamanlarda değiliz. Ankara’nın mülteciler kararı bu sorunu artık Avrupa’nın sorunu yapmıştır. Bu konu daha çok konuşulacak, çok tartışılacak ancak şimdilik bu konuya burada noktayı koyalım.

Gelelim 5 Mart’ta Moskova’da yapılacak Erdoğan-Putin görüşmesine. Gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugüne kadar yaptığı açıklamalar gerekse diplomatik kaynaklarından edindiğim izlenime göre Ankara, Soçi mutabakatında ısrar edecek. Sahada elini iyice güçlendiren Türkiye masaya güçlü oturacak. Bu görüşmeden bir anlaşma çıkar mı? Bunu kestirmek zor. Ama Rusya’nın Türkiye gibi güçlü bir ülkeyi kaybetmek istemeyeceğini düşünenlerdenim.