Medyadan takip etmişsinizdir, Türkiye, F-16V Blok 70 tedariki için ABD’ye daha geniş kapsamlı yeni bir mektup gönderecekmiş. Görünen o ki alım süreci gitgide et kemiğe bürünüyor. İki ülke arasındaki görüşmeler son aylarda yoğunlaşsa ve medyaya yansısa da aslında ilk temaslar geçen sene yaz aylarına kadar uzanıyor. Geçen sene Temmuz ayında Twitter hesabımda, çok merak edilen ve sadece emojilerden ve F-15, F-16 isimlerinden oluşan meşhur tweet ise işte bu yüzden idi. Sonradan ulusal gazetelere de yansıdığı için yazayım, F-15 istendiği, ABD’nin şartlı olarak verebileceğini beyan ettiği, bizimkilerin de egemen bir ülke olarak ve haklı olarak kabul etmeyerek F-16’ya yöneldiğini ima ediyordu.
Öncelikle talebi kısaca özetleyelim: Yeni üretim 40 adet F-16V (Blok 70 konfigürasyonu) alımı ve Türk Hv.K. envanterindeki 80 adet çeşitli bloklardaki F-16’ların Blok70 seviyesine çıkarılması için modernizasyon kiti tedarikini içeriyor. ABD kongresinde soğuk rüzgarlar esse de Habertürk Televizyonu’nda TekeTek programında da söylediğim gibi Türkiye’nin belli bir seviyenin üzerine çıkmasını ve aşağısına düşmesini istemeyen ABD, zaten F-35 verilmeyecek ülkelere alternatif olarak geliştirilen Blok70 konfigürasyonlu F-16V modelini eninde sonunda verecek.
Peki Blok70 nedir?
Genel olarak, bazı gövde parçaları metal yerine kompozitten üretilmiş, AESA radar, yeni yazılım veya aşağıdaki info-grafikte görülen yenilemeler yapılmış modeli diyebiliriz. Böylece uçağın, radar, EH, data-link(veri-bağı), IFF (dost-düşman sistemi) vb. sistemleri değişerek, harekat yarıçapı ve muharebe kabiliyeti artmış ve bazı parçalar yönü ile gövde ömrü artmış oluyor.
Peki “Türkiye zaten ASELSAN’da AESA radar çalışıyor ve Blok30TM’ler için Özgür modernizasyonu var, o zaman Blok70’e ne gerek var?” gibi sık sık sorulan bir soru var. Bu soruya net cevap vermek için ABD’nin mevcut F-16’larımızın hangi bloklarına ne derece müdahale izni vereceğini diğer bir deyişle hangi blokların, hangi kaynak kodlarının alınmasının gerektiğini veya alınması düşünüldüğünü veya bizimkilerin bu kaynak kodlarını satın alarak (Blok30’daki gibi) modernizasyonu kendi AESA radarımız ve yazılımlarımızla yapmayı maliyet-etkinlik veya verimlilik yani F-16V seviyesinde görüp-görmediklerin bilmek lazım ki, bunları siviller yani bizler yani açık kaynak çalışanlar bilemez ve bilmiyor.
Diğer yandan AESA radar ne zaman hazır olacak hatta nasıl test edilecek bu da ayrı bir soru. Evet, ilk önce AKINCI SİHA’da test edilecek dendi. Takılabilir, test edilebilir ama bu sadece kısıtlı çalışma modunda. Radarın tüm fonksiyonlarını ve kabiliyetini yani F-16, MMU gibi insanlı bir savaş uçağında görev yapacak, rekabetçi bir radar için bir testbed uçağından ziyade içinde insan olan yani test personelinin anlık, microsaliseler hızında test yapacağı bir uçak lazım. AKINCI insansız bir uçak, hatta F-16 bile olmaz çünkü elektrik gücü yetse bile test personeli ve ekipmanını alamaz uçak en fazla iki kişilik zaten birisi de pilot. Yani pervaneli (turboprop) motorlu veya bir jet (turbofan) motorlu yolcu uçağı lazım. Tıpkı aşağıdaki birleştirdiğim fotolardaki gibi burun kısmı tam olarak savaş uçağı gibi modifiye edilmiş ve radar takılmış ve içinde test mürettebatı olan uçaklar. SU-57’nin burun konisi nihai prototip ve sonrası seri üretim çıkana kadar boşuna değiştirilmedi. Aslında bu konuyu çok uzatmaya gerek yok. Kanerkurt-youtube kanalındaki videomuzda bu konuyu Kozan Erkan Bey ile konuşmuştuk kendisi çok güzel anlatmıştı.
Dolayısı ile önce böyle bir uçak tedarik edilmeli. Diğer yandan dörtdörtlük bir AESA radar yapsak bile modernizasyon ile yukarıda bahsettiğim diğer ayrıntılar var. Demek ki yetkililer de maliyet veya sistemlerin hazır olacağı zamanı bekleyememiş ki ABD’den F-16 talep ediyor. Ayrıca 80 uçak harici ilave sıfır, yeni üretim 40 adet daha var ki bu 40 rakamına da tekrar dikkatinizi çekmek istiyorum.
Daha önce birçok yazımda da belirttiğim gibi, hatta yetkilerimizin “MMU yapılana kadar yeni uçağa ihtiyacımız yok, F-16’lar yeterli” açıklamaları yaptıkları zamanlarda/yıllarda bile sık sık yazdığım için burada çok ayrıntıya girmeye gerek yok; F-35 iptalinden sonra çevremizin çift motorlu uçaklar, Mig-29, SU-27/30/35 vb., Rafale, EF-2000 ile sarıldığını, Yunanistan’ın en az 40 adet Rafale ve 40-50 adet F-35 alacağını ve uçak ihtiyacımız olduğunu defalarca yazmıştım.
Şimdi herkes hep bir ağızdan uçak lazım demeye başladı. Tabii ki Ukrayna savaşında karizmayı çizdiren “Russever” tayfa hariç. Onlar şu aralar Ukrayna’nın işgaline mazeret bulmayı da bıraktı, artık karizması çizilen Rus ordusu ve savunma ürünlerinin yüzünü yıkayacak bahaneler aramakla meşguller. Özellikle Moskova faciasından sonra. Oysa dürüstçe çıkıp “Putin işgalci, zalim (ve hatta Türk düşmanı), fakat oyuna geldi. ABD tahriki ile çok pis kumpasa geldi ve felakete doğru sürükleniyor. ABD yıllardır Ukraynalıların hayatını hiçe sayarak Rusya’yı zayıflatmak için Ukrayna’yı bu gerilla savaşına hazırlıyordu, Rusya bunu göremeden tuzağa düştü” deseler hem kendilerinin güvenilirliğini hem de taptıkları Rusya ve Avrasya’yı bir nebze kurtarabilirler. O yüzden bu aralar “ABD ve yeni F-16 ALMAMALIYIZ” konusunu çok ihmal etmiş gözüküyorlar.
Sonuç olarak ABD ve ABD silahlarına laf kondurmayan ama Afganistan’da yenilip, itiraf edip çekilen, karizmasını çizdiren ABD’den veya aramızdaki “USseverler”den farkları yok. Demek ki bu “Russever” arkadaşlar 3-4 ay önce Afganistan Taliban’a terk edilince ABD’ye ve “USsever” arkadaşlara gülerken “gülme komşuna gelir başına” atasözünü dikkate almamışlar.
Ancak toplumda yanlış algı üretenler içinde en tehlikeli olanlar bu “ABD, Rus, İran veya PKKsever”ler değil. Bunlar kendilerini saklamıyor ve çoğu kendini kabak gibi belli ediyor ve konuları yakından takip edenler zaten yanlı olduklarını bildikleri için sözlerini tartarak alıyor. Ancak ben 2016’dan sonra anladım ki en tehlikeli olanlar bunlar değil. Esas “İngiliz Muhipleri Cemiyeti”nin modern versiyonlarına dikkat etmek lazım. Bunlar ise çok vatansever gözüken, karda gezip ayak izi de bırakan ama gövdeleri asla görünmeyen, stealth gövdeli, termal gizliliğe sahip, telsiz ve radar sessizliğine azami gayret gösteren sadece ayak izini görebildiğin ama kendisini görüp, tespit-teşhis edemediğin türden. Bizler onları göremiyor veya bazen de görmek istemiyoruz…
Neyse konumuza dönelim. Bu “Uçak lazım değil, bize MMU yeter” lafları F-35 iptal olduktan sonra söylendi ve yazıldı. Sanmayın ki F-35 varken. Yeri gelmişken tarihçi değilim ama bana göre Türk Hv.K.’nin dönüm noktalarını saymak istiyorum. Konunun anlaşılmasına yardımcı olacağını düşünüyorum:
-Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yılları
-Hava Kv.K’nın kuruluşu ve İkinci Dünya Savaşı yılları
-NATO’ya giriş ve jet çağı
-1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nda kendini ispatlama aşaması
-F-4E Phantom’ların gelişi
-1980’lerde F-16 üretimi ve F-16’ya geçiş
-Sonrasında 90’ların sonlarında tarihleri karışık olsa da E-7T, ağ merkezli harp kabiliyeti, Sniper ve Lantirn podları gibi podlarla dünyada çok az ülkenin sahip olduğu gece gündüz gibi harekat kabiliyeti ve havada ikmal kabiliyetine kavuşmak.
-Günümüzde ise milli akıllı mühimmatlar ve seyir füzeleri ile çok daha ayrı bir boyuta taşındı, tabii ki yakında milli hava-hava füzeleri de devreye girince bu durum perçinlenecek.
-Ayrıca son kısma SİHA’ların dünyaya örnek olacak şekilde operasyonel kullanımı ve astronomik sayıdaki envantere sahip olunmasını da eklemek lazım.
Ancak burada F-16’ların montaj/kısmi üretimi ile çağ atlaması veya çağı ile yarışan bir hava gücü iken en az F-16 gelişi kadar önemli olan bir gelişme de F-35 idi. Olaya tersinden bakarsak F-35 iptali sadece Türk Savunma Sanayii açısından değil, hava kuvvetleri ve aslında Türkiye açısından da çok büyük bir kayıp oldu. Savunma firmalarının iş payı haricinde MMU geliştirecek TUSAŞ için mükemmel bir örnek olması bir yana,F-35 Türk Hv. K.’nin en önemli güç çarpanı olacaktı. F-35 bu dönüm noktaları içinde en büyük kayıp olarak tarihe geçti.
Konuya dönersek F-35 olmadığına göre ve MMU’için kesin seri üretim tarihini de hiç kimse veremeyeceğine göre hala daha uçak ihtiyacı var. Evet, MMU’yu Fransa veya İngiltere, Japonya gibi 5’inci nesil çalışan ülkelerden önce uçuracağımız kesin. Hatta öncesinde seri üretime geçme ihtimalimize ve açıklanan ilk uçuş tarihlerine de inanıyorum. Ancak esas mesele uçuştan sonra başlıyor ve seri üretimin ne zaman başlayacağını veya ilk çıkan 4,5’ncu nesil blok-1’lerden sonra nihai 5’nci nesil MMU’unun ne zaman seri üretime geçeceğini kimse bilemez. Çünkü uçuşlarda elli bin tane sorun çıkacak. Bu belirsizliğe inanmayanlar J-20, F-22, F-35, SU-57 geliştirme süreçlerini araştırabilir.
Çok yazdık, çok söyledik; Çin-Rus uçakları, EF-2000, Rafale gibi uçakların teknik ve idame özellikleri yani teknik, mali ve politik sebeplerden dolayı F-35 tek aday idi ve olmadığında geriye pek bir alternatif kalmıyor. Görünen o ki tek alternatif, bir alt pazarlama ürünü F-16V Blok70 kalıyor. F-35 verilmeyecek ülkelere alternatif olarak geliştirilen Blok70 modelini yıllar önce 2 Ekim 2016’da kokpit.aero’da yazmıştım. Dikkat edin 2016’dan bahsediyoruz yani F-35 hala devam ederken.
(Bu site kapandığından yazı archive.org da şurada:
https://web.archive.org/web/20161002220313/http://www.kokpit.aero/hakan-kilic-f16v )
Uzun bir yazı ama F-16V başlığında göreceksiniz ki 2016’yılında LM yetkilisi F-16V aday ülkeleri sayarken Türkiye’yi de sayıyor. Çok ilginç değil mi? F-35 varken neden F-16V alalım veya modernize edelim ki? Bu umuda nasıl kapılmışlar? Okudukça kafamda komplo teorileri uçuşuyor.
Aslında hatırlayacağınız üzere İsrail gazetelerinin, Türkiye’nin F-35 programından çıkarılması sürecindeki İsrail parmağını itiraf etmelerinden en az 1 yıl önce ve ilk kez, programdan çıkarılmamızın altındaki esas sebebin İsrail’in bölgede başka F-35 istememesi olduğunu ve Pentagon’daki esas direncin ABD Yahudi lobisinin etkisinden kaynaklandığın twitter hesabımda yazmıştım. Benden sonra bugüne kadar bunu yazan oldu mu var mı yok mu bilmiyorum. Çünkü F-35’e karşı düşük görünürlüğü sahip olmayan veya stealth tasarım olup da termal gizliğe sahip olmayan uçakların F-35 karşısında çok şansı yok. Manevra kabiliyeti saçmalığı konusunda Türkiye’de çok algı oluşturuldu ama şimdi gençler söyleyenin kariyerine değil, lafına bakıyor ve çok şükür araştırıyor. İpinin elemiş, ununu sermiş takipçiler hariç aktif takipçiler bu numaraları artık yutmuyor. Çünkü hepsi hava savaşının değişen yüzünün farkında veya fark edecek kadar okuyacakları yabancı kanyak var. Benim hava-hava serisi veya HOB veya F-35 yazılarım bile yeterli. En azından durumsal farkındalığın çok yakın hava muharebesinde bile F-16 gibi çok çevik bir uçağın manevra kabiliyetini boşa çıkardığını okuyor görüyor. İnanmayan F-35 görmemiş emeklileri değil, son yıllarda Redflag’a katılmış yabancı bir pilotu bulup sorsun. Tek bir soru soracak, F-35 yakın/orta/BVR hava muharebelerinden yüzde onun üstünde yani 10 savaşta 1 kereden fazla yenebilen bir uçak ya da pilot çıktı mı?
İsrail’in esas sıkıntısı ise F-35’in, F-35 karşısında çaresiz olması. Yani aynı kör-sağır olma durumu F-35’e karşı uçacak İsrail F-35’leri için de geçerli. Dolayısı ile Türk F-35’ine karşı uçan İsrailli pilotlar hiç bir zaman Akdeniz üzerinde hava üstünlüğünü garanti edemiyor, edemediler. Belki bunun ayrıntısını da bir gün yazarım. İşte aslında S-400 alımı ile biz İsrail lobisinin uzun süre aradığı bahaneyi altın tepside sunmuş olduk. Dolayısı ile bu tez “S-400 almasaydık da ABD bize F-35 vermeyecekti” tezini savunanları doğrulasa da biraz tevile muhtaç. Bu tezi “S-400 almasaydık bahane bulmak için çok zorlanacaklardı” şeklinde düzeltmek lazım. Sonuçta evet “S-400 olmasaydık da belki F-35 verilmeyecekti” ki bu “belki”nin altını çizmek lazım küçük bir ihtimal olsa bile verme ihtimalleri vardı. Çünkü en başında vermişlerdi ve sorun yoktu ama sonradan İsrail işleri karıştırdı ve 2016’da LM yetkilisinin F-16V adayları içinde bizi göstermesi de ilginç. Benim kanaatim de, son yıllardaki konjonktür ve duyularımın etkisi ile geçmişteki düşüncelerimin tersine: S-400 mükemmel bir bahane olarak İsrail’e (Yahudi lobisine) sunulmuş bir altın tepsi idi ama S-400 almasaydık hatta S-400 adı bile Türkiye’ye uğramasa idi İsrail veya MOSSAD ve aramızdaki “Russeverlerin” de desteği ile F-35 iptali için başka bir bahaneyi illa ki yaratacaktı. Dolayısı ile benim gibi sadece “F-35severler” için değil de, “USseverler” için söylüyorum, “S-400 almasaydık ABD ile aramızda hiç sorun yoktu” tezinden artık vazgeçin. Sebebini aşağıda ve yazının ikinci bölümünde açıklayacağım.
Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’sindeki kullandığı eski Türkçe kelimelerle ifade etmek gerekirse işte bu ahval ve şerait içinde Türkiye F-35’den F-16B70 seviyesine indirildi. Bana F-35 veya ABD lobisi yapıyor diyen nokta nokta nokta!!! arkadaşlara ilk ve son kez ünlemli cümlelerle söylemek isterim ki, ben F-35 ABD uçağı olduğu için değil, etrafımıza baktığım zaman ve NATO’da 10 yıla bizden ve kendi uçağını yapan Fransa’dan başka F-35 kullanmayan ülke kalmayacağını bildiğimden ve F-35 hakkındaki Türk medyasındaki yalanlara inanmadığım ve iyi uçak olduğuna inandığım/bildiğim için söylüyorum. Yoksa sık sık tekrar ettiğim gibi ben olsam F-35 vermemiş ABD’den değil F-16, artık füze veya mühimmat dahi almazdım.
Evet, F-16’lar büyük ihtimal ile TUSAŞ’ta montaj/kısmi ortak üretim olacak ve ayrıca motorların büyük kısmı TEI’de üretilecek. Yer personeli ve uçucu personel zaten F-16’ları ezbere biliyor, tüm sistemler ve alt yapı ve mühimmat yelpazemiz uyumlu. Yani F-16V Blok70 son derece maliyet-etkin bir alternatif olacak. Kime göre? EF-2000, Rafale, SU-35 veya J-16, DF-17 gibi uçaklara göre. Buna rağmen ben hükümetin yerinde olsam F-35 vermemiş ABD’den artık hiçbir havacılık ürününü en azında uzun süre almazdım.
“S-400 alarak cevap verdik, sille gibi cevaptı” diye sürekli hava atan sosyal medya fenomenleri ne hikmet ise F-35 vermemiş ABD’den F-16 alınırken “sille, cevap, ayar vb.” gibi lafları bir anda unuttu.
Evet, her ne kadar S-400’ün entegre olmaması ve alımın miktarı sebebi ile Türk Hava Savunma Sistemine ciddi katkısı olacağına inanmasam da ve eğer gerçekten F-35’den S-400 alımı sebebi ile olduk ise asla 128 adet S-400 füzesinin 100 adet beşinci nesil F-35 etmeyeceğini, hatta 1128 adet bile olsa değmeyeceğini düşünsem de, eğer S-400 sadece bir bahane ise alım kararı ABD savunma ürünlerine karşı alternatifsiz olmadığımızı gösterdi. ABD vermez veya bir alımın şartlarını istediğimiz gibi kolaylaştırmaz ise başka bir alternatifimiz olduğunu ilk kez ABD’ye ve dünyaya göstermiş oldu. Hiçbir faydası olmasa da veya zarar vermiş olsa da S-400 ile en azından ABD’ye bu soğuk duş etkisini yaşatmış olduk. (Bu arada S-400’lerin o kadar para verdikten sonra depoda gayri faal şekilde tutulması veya servisten çekilmesine karşı olduğumu defalarca yazdığımı tekrar hatırlatayım. Sebebini aşağıda ABD tavrını anlattığımda zaten anlayacaksınız.)
O zaman F-16 alımı bu etki ve cevabı izale etmiş olmuyor mu? Aslında bence oluyor ama dedim ya devlet hislerle yönetilmiyor, ben almak istemesem de en mantıklısı yine F-16 ve onlar da bunu yapıyor. Çünkü uçak lazım ve maliyet etkin olmalı, üstelik F-35’e ödediğimiz para var. Cahilliği mi mazur görün, araştırdım ama bulamadım: Maden programdan çıkaran kendisi ABD verdiğimiz parayı neden nakit olarak anında ödemiyor? Neden parayı almak için uğraşmak zorundayız bunu da anlamıyorum. Bu kısmı ilgi/bilgi alanımın dışında ve gerçekten merak ediyorum.
Ancak yine söyleyeyim ki F-35 programından çıkarılma çuval hadisesi kadar ağır bir şeydi, bence. S-400 alımını ise Türk kamuoyu “ne var bunda, sadece bir savunma sistemi alımı” şeklinde görse de S-400 alımı ise ABD açısından Tezkere Krizi kadar yani İkinci Körfez Savaşı’nda son anda TBMM’den dönen karar ile CENTCOM’un tüm harekat-lojistik planlarının değişmesi ile CENTCOM’un Türkiye düşmanı haline gelmeleri ve harekatın bütün lojistik seyrinin temelden değişmesine sebep olması kadar ABD açısından ağır bir karardı. Bu karar için, yani Irak’ın işgaline yandaşlık etmediğimiz için o gün red oy veren tüm vekillere teşekkürü bir borç bilirim ki beni bilen bilir, söz konusu milletvekilleri veya siyasiler ise bu benim milyarda bir yaşadığım bir duygudur.
ABD için neden ağır bir hayal kırıklığı idi? Çünkü S-400 Rusya’dan alındı ve Rus hava savunma ürünlerinin en büyük reklamı oldu. Mesele ateş olsa cürmü kadar yer yakacak S-400 değil, Rus hava savunma sistemi alınmış/reklamı yapılmış olması idi. Allahtan Bahar Kalkanı’ında SİHA’larımız Pantsir ve TOR vb. HSS’leri vurdu da S-400 ile parlayan Rus hava savunma sistemlerinin karizmasını çizdik. Suriye’ye İsrail saldırıları ve Ukrayna Savaşı zaten karizma diye bir şey bırakmadı.
Aslında bana göre ABD artık S-400 alımımızdan da rahatsız olmamalı çünkü biz aldıktan sonra almak istiyoruz şeklide niyet bildiren çeşitli seviyelerde açıklama yapan 10’dan fazla ülkeden artık S-400 sesi çıkmıyor. ABD’nin hepsini zorla bastırması bir yana Rus HSS’leri eski popülerliğini kaybetti, artık Patriot gibi sistemler ile ortak pazara hitap etmiyorlar. Dolayısı ile artık ABD’nin S-400 alımına tepki vermesinin en temel sebebi olan diğer müttefik ülkelerin “Sen S-400 alan NATO ülkesine bile ambargo uygulamadın, kızmadın, bana neden karışıyorsun?!” deme ihtimali, argümanı ortadan kalkmış gibi. Zaten Hindistan örneği ile ABD’nin bu argümanı ve çekincesi de suya düştü. Kötü örnek olarak Hindistan bizden çok daha ileride.
Şunu da altını çizerek söylüyorum ki: ABD S-400’lerin kendine veya başka ülkeye tehdit olduğu için değil, veya Rus sistemi almamızdan ötürü ABD prestij kaybettiği için değil, bu sistemin bizde olmasının diğer ülkelere kötü örnek olmasından rahatsız olduğu için karşı. Elektronik istihbarat, RCS değeri tespiti vs. hepsi hikaye. Yine kesin, net ve sanki görmüş gibi söylüyorum ki Türkiye dese ki: “S-400’ü parçalayıp eriteceğiz ama gizli olacak, kimse bilmeyecek dost-düşman ve Türk kamuoyu bizde depoda duruyor sanacak”, ABD bu teklifi asla kabul etmez. Adamlar S-400’ün Mürted Üssü’nde savaşa hazır beklemesinden rahatsız değil, bizde S-400 olmasından ve bunu herkesin bilmesinden ve baskıya rağmen geri adım atmadığımızı ilan etmemizden rahatsız. Yani TSK envanterinde S-400 gözüktükçe ABD açısından sorunun çözülme ihtimali yok, isterse bozulmuş ve çalışmıyor olsun.
Diğer yandan ABD F-35 vermek istese “Ambargoyu kaldırdık ama Türkiye kaç yıl gecikti ve hem F-16V hem F-35 sattık” diyerek diğer ülkelere ve kendi kamuoyuna ve İsrail’e karşı savunma yapabilir ve bu sebeple bize bence artık adil davranıp F-35 vermeli. Zaten yeterince zarar verdi ve cezalandırdı. Kendi düşen ağlamaz diyeceksiniz, siz de haklısınız ama Türkiye F-35 konusunda haksızlığa uğradı bu da bir gerçek. Bu paragrafı umut var şeklinde yorumlamayın sadece görüş bildiriyorum. F-35 en az 30 yıllığına Türk Hv.K. için eski bir sevgiliden öteye geçemez. O iş bitti. 30 yıl sonrada gelmişim 70 yaşına, çoluk çocuğa karışmışım, napayım eski sevgiliyi misali.
Sonuç olarak Blok70 ile MMU üretilene kadar acil olan uçak ve modernizasyonu ihtiyacını gidermiş olacağız ama göreceksiniz ABD sürüncemede bırakmak için elinden geleni yapacak ve tedarik sürecini mümkün olduğu kadar uzatacak.
Yazının devamı olan ikinci bölümde çok inanmasam da bu konu ile uzaktan alakalı müthiş bir komplo teorisinden bahsederek bir tahlil yapacağım. İkinci bölümde görüşmek üzere hoşçakalın.
(Eski yazılarımın hepsine archive.org dahil şuradan ulaşabilirsiniz: http://hakankilicaero.blogspot.com/2018/09/tum-makale-linklerim-all-my-articles.html )
Hakan KILIÇ
Savunma Analisti
@hkilichsword