“ATILGAN Hava Savunma Sisteminin İdlib’e Gönderilmesi Hava Savunma Sorununu Çözer mi?” Sorusu ve Suriye’nin Kuzeyi Açısından Değerlendirilmesi

İdlib’deki askerlerimizin ve Türkiye’nin desteklediği Esad muhalifi grupların Rus ve Esad rejimine ait uçaklar tarafından hava taarruzuna maruz kalması, İdlib ve Suriye’nin Kuzey’inin tamamında hava savunma zafiyetimizi gözler önüne serdi. Şehit olan askerlerimiz acısı henüz yüreklerimizde iken, gözlem noktalarının Esad güçlerince çevrelenmiş olmasına karşı tahammülümüz olmadığına dair resmî açıklamalar gelmeye başladı ve bu konuda Esad’a verilen süre de azalıyor.

Bu gelişmelerden ötürü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: “Şu anda en büyük sıkıntımız hava sahasını kullanamıyor oluşumuzdur. İnşallah yakında buna da bir hal çaresi bulacağız.” açıklamasını yaptı. 5 Mart’ta Putin’in de İstanbul’a geleceği açıklamasının ışığında nasıl bir hal çaresi bulunacağı hepimizin merak konusu. Çünkü Ruslar, Türk uçak ve helikopterlerine İdlib üzerinde uçma iznini verecek gibi gözükmüyor. Bugün öğlenden sonra yapılan açıklamada ise Putin’in İstanbul’a gelmeyeceği söylendi. Demek ki görüşme iptal oldu. Belki de durum medyaya yansıdığından çok daha ciddi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: “İdlib’te en küçük bir geri adım atmayacak rejimi mutlaka belirlediğimiz sınırların dışına çıkaracağız.” dedikten sonra, dün gazetecilerin Patriot sorusuna da cevap olarak “Patriot meselesine gelince, ben çok net olarak söyleyeyim, şu anda Amerika’nın bize vereceği Patriot yok. Biz teklifimizi yaptık; 'Eğer bize Patriot gönderecekseniz, biz sizden de Patriot alabiliriz.' Ama şu anda benim aldığım istihbarat ise verebilecekleri bir Patriot yok. Ellerinde böyle bir şey yok. Verecekseniz verin, Kongre'den bunun iznini ben almayacağım, siz alacaksınız. Şimdi bizde sadece İspanya Patriot'u var, bunun dışında da böyle bir şey söz konusu değil. Bizim tabi her görüşmemiz de Patriot söz konusu oluyor." dedi ve kısaca Rus ve Esad saldırıları karşısında ABD’nin bizi yarı yolda bırakacağının işaretini verdi.

Zaten bir Rus yetkili de: “ABD’ye ait bir hava savunma sistemi (Patriot) herhangi bir Rus uçağını düşürdüğü taktirde Türkiye ile ilişkililerimizi tekrar gözden geçirmek zorunda kalabiliriz.” açıklaması yapmıştı. Sonuç olarak kâğıt üstündeki müttefikimiz ABD ile kâğıt üzerinde bile olmayan ama daha düne kadar medyamızın müttefik ilan ettiği “medyatik müttefik (!)” Rusya ile sıkıntılı günler yaşıyoruz.

Ve dün gece iki haber son dakika olarak verildi. Birincisi ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley: "Türkiye-Suriye sınırına bir daha asker konuşlandırma konusunda ne niyetimiz ne de planımız var." dedi. Oysa Suriye petrol bölgelerinde hala daha çok sayıda ABD askeri var.

İkincisi ise MSB açıklaması idi: MSB'den yapılan açıklama şöyle; Ateşkesi sağlamak üzere İdlib bölgesinde bulunan unsurlarımıza düzenlenen hava saldırısı sonucu 2 kahraman silah arkadaşımız şehit olmuş, 2 kahraman silah arkadaşımız da yaralanmıştır. Bölgedeki Rejim hedefleri derhal ateş altına alınmış; alınmaya devam edilmektedir…”

Bölgedeki çeşitli kaynaklardan alınan bilgilere göre ise, 1 adet hava savunma füze sistemi, 1 adet uçaksavar, 1 adet ATGM, 3 tank, 1 mühimmat aracı, 2 iş makinesinin imha edildiği, 3 tankın ele geçirildiği ve 114 Rejim unsurunun etkisiz hale getirildiği öğrenildi.

Yani hava saldırıları devam ediyor ve “Güney Cephesi”nde değişen bir şey yok.

Türkiye ise kendi askerlerinin ve müttefik unsurlarının hava taarruzuna maruz kaldığı, MANPADS’lerin havada uçuştuğu, Rus ve Suriye uçakların flare atıp kaçtığı veya helikopterlerinin vurulup düştüğü bölgede savunmasını güçlendirmek için çareler aramaktadır. Milli orta irtifa hava savunma sistemi Hisar-O’nun 2021’de seri üretime başlayacağını göz önüne alarak ABD’den Patriot talebi bunun en kesin çözümlerinden biri idi, ama…

Hatırlayacağınız üzere geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hisar-A alçak irtifa hava savunma sistemi (2020) ile Hisar-O’nun (2021) ileride servise girdiğinde ilk önce Suriye sınırına konuşlandırılacağını söylemişti (Hisar projesi test atışlarına devam ediyor.).

Şimdi ise birkaç muhalif grup haricinde herkesin hatta bölge ülkesi olmayan ülkelerin bile, bölgede bize düşman olduğu Suriye’de hava savunmamızı güçlendirmenin yollarını arıyoruz. Dokuz yıl süren T-LORAMISD ihalesi ve sonrasında çok uzayan S-400 alım görüşmeleri ve toplamda 1 filo S-400 olması ve S-400’lerin Nisan-2020’de (Ankara- Mürted’de) operasyonel olacağını düşündüğümüzde çok zaman kaybettiğimiz ortada. Hele de yıllardır kanayan yaramız kara konuşlu hava savunma sistemlerindeki zafiyetimize rağmen.

ATILGAN HAVA SAVUNMA SİSTEMİ NEDİR? NE İŞE YARAR?

Türkiye bu hava saldırılarına bir nebze çözüm olması için Suriye sınırına ATILGAN hava savunma sistemi konuşlandıracak. Bu konuya ilişkin haberler birkaç gündür medyanın gündeminde. ATILGAN, paletli bir araç olan M113 Zırhlı Personel Taşıyıcı üzerine Türkiye tarafından gerçekleştirilen bir proje ile ABD yapımı MANPADS olan Stinger füzesinin uygulandığı bir alçak irtifa hava savunma sistemi. Aslında kademeli hava savunma sistemi içinde Çok Yüksek-Yüksek-Orta-Alçak-Çok Alçak hava ve füze savunma kademesinin içinde hava soluyan hedeflere karşı alçak irtifa hava savunma sistemini temsil ediyor. Bu uygulamanın 4X4 taktik tekerlekli araç üzerine monte edilen uygulamasını da ZIPKIN adı ile üretmiştik. Hatta bir NATO ülkesine ihraç ettik. Sistemi anlatmak için öncelikle Stinger füzesini, onu da tanıtmak için kısaca MANPADS’leri anlatmak lazım.

MANPADS

MANPADS, ‘Man-Portable Air-Defense Systems’ cümlesinin kısaltması olup, askeri terminolojide ‘Omuzdan atılan uçaksavar füze sistemleri’ni tanımlamak için kullanılır. Hava araçlarını düşürmek için tasarlanmış olan, bir askerin omuzunda taşıyabileceği ve ateşleyebileceği kadar küçük olan bu füzeler IR (infrared/kızılötesi/ısı) güdümlüdür. Genelde helikopter, İHA ve alçak irtifadan uçan uçakları yani hava soluyan hedefleri ve küçük drone’ları hedef alır. Ancak günümüzde akıllı mühimmatlar ve havadan-yere füze teknolojisi çok geliştiği için artık askeri uçaklar özellikle avcı uçakları gibi muharip uçaklar, hava taarruzlarında alçak irtifaya inme mecburiyetinde değildir. Örneğin Suriye’nin Kuzey’ine yapılan üç harekatta (Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı) Türk Hava Kuvvetleri’ne bağlı F-16 ve F-4E uçaklarının 20.000 feet irtifanın altına inmeden harekât icra ettiği görülmüştür ki zaten üretilen çok sayıda milli akıllı mühimmat/füze ve envanterindeki NATO menşeili füze ve mühimmatlar sayesinde, buna ihtiyaçları da yoktur.

Dolayısı ile 2020’li yıllarda modern mühimmatlarla donanmış hava kuvvetlerine sahip ülkeler açısından hava üslerinin yakın çevresi haricinde, harekât sahası düşünüldüğünde MANPADS alçak irtifaya inmedikçe bir tehdit olmaktan çıkmıştır diyebiliriz. Ancak halen daha helikopterler MANPADS irtifa sınırının altında uçtukları için MANPADS onlar için önemli bir tehdittir.

Stinger ve diğer Rus yapımı MANPADS’lerin özelliklerini tablodan görebilirsiniz. Stinger’ın bizdeki versiyonlarının özellikleri tablodakine ilave olarak: sadece füze kısmının uzunluğu 147 cm, füze ağırlığı 10,13 kg ve 1,7 Mach hızını çıkıştan sonra en fazla 2,2 Mach sürate çıkarabiliyor. Tabloda dikkat edileceği üzere MANPADS/SAM füzesi olduğu tartışmalı, lazer güdümlü İsveç füzesi hariç diğer MANPADS’lerin en yüksek irtifaya çıkanı Rus yapımı SA-25 16.500 feet (5413 m) irtifaya çıkabilmektedir. Demek ki 4000 m civarı irtifa sınırı olan Stinger füzesi taşıyan ATILGAN Rus uçaklarının ancak bu irtifa aşağısında taarruz etmesi durumunda etkili olabilecektir. Zaten dün çekilen bir videoda görülen Suriye Mig-23’ü ve Rus SU-34 uçağının prtscrn yaparak oluşturduğum aşağıdaki resimlerinde görüldüğü üzere flare atarak rahatlıkla kaçmaktadırlar. Füze ateşleyen unsurlar bizim askerlerimiz mi yoksa müttefik muhalif gruplar veya başka bir grup mu bilemiyorum ama füzelerin yetişemediği açıkça görüldü. Oysa irtifa müsait olsa en azından Mig-23 bir MANPADS’den o kadar kolay kurtulabilecek bir savaş uçağı değil.

Stinger füzesinin yeni versiyonları gibi tabloda gördüğünüz üzere bugün çoğu MANPADS, üç veya dördüncü nesil olup IR yerine hem IIR yani hedefi bir bütün olarak gören görüntüleyici kızılötesi ve ultraviyole tarayıcı başlığı aynı anda kullanıyor. Dolayısı ile çok yüksek ısı yayarak füzeyi saptırmaya yarayan ve uçaktan otomatik veya manuel atılan ateş toplarına benzer “flare”lere kanmıyorlar. Özellikle IIR ve Ultraviyole arayıcı başlığa sahip bir MANPADS’den flare atarak kurtulmak artık günümüz şartlarında imkansıza yakındır.

Nitekim daha 1-2 hafta önce iki Suriye (Esad rejimi) genel maksat helikopteri, muhalifler (atış anında videoda gördüğümüz kadarı ile etrafta Türk askerleri de vardı. Ancak ateşleyen kişi çok uzakta olduğu için videoda seçilemiyordu) tarafından rahatlıkla MANPADS ile düşürüldü. Bunu hep birlikte sosyal medyadan izledik.

Ülkemizde de TSK’ya ait çeşitli helikopterler geçmişte PKK tarafından MANPADS kullanılarak düşürülmüştü. Bunları ve ayrıntılı MANPADS analizini geçen hafta başka bir sitede yazmıştım. Sosyal medyadan takip eden okuyucularım görmüştür.

Son yıllarda Suriye’de muhalifler tarafından düşürülen uçak ve helikopterler ise kısaca şunlar: Ancak dikkat edilecek olursa SU-34, SU-35 gibi modern Rus uçaklarının olmadığı görülür. Bunlar daha çok eski model daha da doğrusu bir şekilde pilotun emniyetli irtifanın altında uçtuğu anlara denk gelen vurulma olaylarıdır.

-3 Şubat 2018, Rus Su-25

-5 Nisan 2018, Suriye SU-22 savaş uçağı

-19 Ağustos 2019, Suriye SU-22 savaş uçağı (Ayrıca aynı gün Suriye’ye ait bir L-39’un düşürüldüğü iddiası var.)

Türkiye’de MANPADS kullanımı için ise şunları söyleyebiliriz. ROKETSAN’ın da kuruluşuna vesile olan “Stinger Avrupa Ortak Üretim Projesi” ile Türkiye, içinde Yunanistan’ın da olduğu bir konsorsiyum ile Stinger füzesini ABD linansı ile üretti. Amaçlarından biri de bu füzeyi üretmek olan ROKETSAN Savunma Sanayii İcra Komitesi kararı ile 1988 yılında bu vesile ile kuruldu.

O günlerden bugüne kadar TSK envanterine giren MANPADS sayısı açık kaynak bilgilerine göre ise şu şekilde:

-1994’de 300 adet FIM-43C Redeye

-1985-? 789 adet FIM-43C Redeye

-1992-? 647 adet FIM-92 Stinger

-2004’de 4800 adet FIM-92 Stinger

-1997’de 10 adet Strela-2/SA-7 (Muhtemelen bir şekilde envantere alınan bu 10 adet Rus füzesi deneme ve test amaçlı kullanıldı.) Ayrıca TSK envanterinde lançer sayısı 48 adet olan ancak füze sayısı bilinmeyen miktarda Rus yapımı Igla-S olduğu bazı açık kaynaklarda belirtilmektedir.

Ayrıca milli MANPADS çalışmaları başlamış olup Porsav isimli füzemizin henüz test atışları açıklanmamıştır.

DİĞER HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİMİZ İDLİB’E ÇARE OLABİLİR Mİ?

Suriye’ye veya İdlib’e çare olabilecek başka hava savunma sistemlerimiz neler olabilir, şeklinde düşündüğümüzde Hisar-A ve Hisar-O’nun henüz envantere girmediğini belirttiğimize göre çok fazla alternatifimizin de olmadığını söyleyebiliriz.

Korkut çok namlulu hava savunma top sistemi teslimatları hızla devam etmektedir. Ancak menzil olarak Korkut da nokta savunma veya birliklerin çok alçak irtifa hava savunma sistemi olduğundan irtifa sınırı MANPADS’lerden daha düşüktür. ATILGAN ile birlikte İdlib’e gönderilmesi ihtimal dahilinde OLABİLİR. Çünkü hızlı hareket edebilen yani yüksek mobiliteye sahip, paletli bir araçtır.

Rapier hava savunma füze sistemi de alçak irtifa savunma sistemi olup, IR/IIR değil, yarı aktif radar güdümlü, RF ile çalışmaktadır ama teknolojik açıdan ve teknik değerleri açısında bölgede MANPADS’den daha çok işe yarayacak bir sistem değildir. Tekerlekli araç üzerinde taşınsa da görev yapacağı zaman radar ve lançeler sabitlenmelidir. Yani seyyar zırhlı birlikleri değil, sabit tesis koruması içindir.

Geriye MIM-23 Hawk sistemi kalmaktadır. İrtifa olarak yüksek ancak menzil olarak orta menzilli olduğu için (yani S-400 gibi değil) genel manada orta irtifa hava savunma sistemi kabul edebileceğimiz MIM-23 Hawk hava savunma füze sisteminin 11.000 m irtifa menzilli A modelinin üst modeli olan B modeli envanterde olup 18.000 m irtifa sınırına sahiptir. Teknik değerinden anlaşılacağı üzere mantıken İdlib’de Rus ve Suriye savaş uçaklarına karşı çok rahatlıkla iş görebilecek kapasitede olduğu sanılabilir. Ancak yarı aktif radar güdümlü olan sistemin gerek çok eski teknolojisi sebebi ile elektronik karıştırmaya dayanıksız oluşu gerekse tekerlekli araçlar üzerinde olsa bile birliklerle birlikte seri hareket edecek bir sistem olmayışı açısından İdlib’de çok faydalı olmayacaktır. Tıpkı Rapier gibi zırhlı birlikler ile hareket etsin diye değil, sabit tesisleri korusun diye üretilmiştir. Dolayısı ile düşük menzili ile Türkiye’de konuşlanıp Suriye hava sahasına etki etmesi de mümkün değildir.

Zaten hatırladığım kadarı ile 7 adet olan sistemden Türkiye’de üslerin korunması amacı ile faydalanılmaktadır. Suriye krizi çıktığından beri bazı bataryalar sınıra çok yakın yerlere yerleştirilmiştir ve bildiğimiz kadarı ile şu an İdlib içinde kurulu bir Hawk bataryası da yoktur. Olmamasını da garipsememek lazım. Aslen S-400, Patriot, MIM-23 Hawk gibi sistemler düşmanın göbeğine kurulacak sistemler değil. Evet, üçü de tekerlekli araçlar üstünde olduğu için mobil ama bu bildiğimiz manada zırhlı araçlarla hareket eden türde mobilite değildir.

Yani Hisar-A, Rus Pantsir veya TOR-M2 gibi değil. Bize lazım olan bu tür sistemler. Tabur, bölük seviyesinde koruma sağlayabilen, onlarla birlikte hareket edebilen yüksek mobiliteye sahip hava savunma sistemleri, yani Hisar-O gibi sistemler. Çünkü Hawk’ın faal olabilmesi için radarı taşıyan aracı ve füze bataryalarını (lançerleri) yere sabitlenmesi lazım. Dolayısı ile İdlib gibi sürekli olarak köylerin, toprakların sahibinin değiştiği bir yerde birisi “Topçu ateşi başladı, haydin gidiyoruz” dediğinde 5 dakika içinde hidrolikleri kaldır, kabloları topla vs. zırhlı birlilere yetiş gibi bir durum olamaz. Aynı durum S-400, Patriot, Aster-30 vb. için de geçerli.

Burada bir soru akla geliyor. O zaman Türkiye neden Patriot istedi, ABD verse idi onu bu şartlarda nasıl kullanacaktık? Eğer Patriot gelse idi İdlib’e değil yakınında sınırın Türkiye tarafına kurulacaktı. Bu taraftan görev yapacaktı ve kendisi de bizim tarafımızdan korunacaktı. Menzili buna yetecekti. Yani Rus ve Suriye uçakları (zaten bugünkü konjonktürde cesaret edemezler de) kazara girmeye kalktıklarında hava kuvvetlerimiz tarafından önlenebileceği yerde Patriot konuşlanacaktı. Malum SU-24 olayı hala daha hafızalarımızda.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi İdlib hava sahasını kullanamıyoruz. Yani helikopter ve uçaklarımız giremiyor. Çünkü girdiklerinde karşılarında Rus SU-35’lerini buluyorlar. Rusya sadece Suriye’deki hava gücü bakımından bizden çok zayıf ama yine de aşağıdaki eski (2008-Hmeymim Hava Üssü) uydu fotolarında da görüldüğü üzere ciddi bir güç bulunduruyor. Esad’ın uçakları ise son derece demode ve uçabilen uçak sayısı çok az. Ancak dediğim gibi söz konusu sınır tecavüzü olduğunda SU-24 olayındaki gibi Türk F-16’ları affetmeyecektir. Aynı şekilde şu an biz Suriye hava sahasına girdiğimizde de karşımızda Rus SU-35SM’lerinin buluyoruz. Türk ED/ET sistemi Koral ile Rus muadilinin sınırda düello yaptıkları da kulağımıza gelen duyumlar arasında.

Peki Patriot sınır içinde İdlib’i koruyacak ise Hawk neden koruyamaz sorusuna ise yetersiz, menzili/ mobilitesi/teknolojisi olduğunu söyleyerek cevap verebiliriz.

Aslında şunu da belirtmek lazım ki Hisar-A/O ve Siper (milli yüksek irtifa hava savunma füze sistemi) boşuna yapılmıyor. TSK’da zırhlı birliklerle donanmış güçlü bir kara ordusu, denizaltı ve suüstü gemileri ile güçlü bir deniz kuvveti ve güçlü bir hava kuvvetti bulunsa da hava savunma yıllardır hava kuvvetlerinin uçakları ile yapılmaya çalışıldığı için 30-40 yıldır kara konuşlu hava savunma veya hava savunma füze kuvvetleri ciddi ihmal edildi ve büyük bir zafiyet söz konusu. Açıkça söylemek gerekir ise elimizde 1 filo S-400’den başka hiçbir modern HSS yok. İşte Suriye’de yaşanan sıkıntı bunun sıkıntısı ve işte Hisar ve Siper bunun için yapılıyor.

Hava kuvvetleri ülkemizin hava sahasını koruyor, ANKA-S Ruslar ile yapılan anlaşmalar gereği bölgedeki gözlem noktaları ve bölgeyi gözetlemek için uçuyor ama saldırgan uçaklara müdahale edecek NASAMS, PANTSİR, TOR-M2 tarzı sistemimiz olmadığı için İdlib’deki birliklerimiz savunmasız kalıyor. İnşallah bu sistemlerin muadili olan HSS’nin ilki Hisar-O olacak. Ayrıca milli hava-hava füzelerimiz Gökdoğan ve Bozdoğan’ın ileride kara konuşlu düşünüldüğünü biliyoruz. Yani hava kuvvetleri uçaklarında servise girdikten sonra NASAMS (ABD), Spyder ER/MR (İsrail) vb. taktik tekerlekli araç üzerinde bir SAM sistemine dönüştürülmesinin düşünüldüğünü belirtmek isterim.

Sonuçta Suriye üzerinde Rus uçakları ile dogfight’a girip Rusya ile savaşa girecek halimiz olmadığına göre ve bunun mantıklı bir yaklaşım olduğunu da iddia edemeyeceğimize göre şimdilik bu meselenin nasıl ve ne şekilde çözüleceğini herkes gibi bende çok merak ediyorum. “Türkün, Türk’ten başka dostu yoktur...Dış mihrakların oyunu...” gibi klişe sözlerin her şeye monte edilmesini tasvip etmem ama Suriye olayında bir kez daha anladık ki söz konusu Suriye’nin Kuzeyi olduğunda birkaç muhalif gruptan başka dünyada hiçbir dostumuz yokmuş.

https://twitter.com/hkilichsword

hakankilic.hsword@gmail.com