Akdeniz'de yalnızlık çözüm değil

Doğu Akdeniz havzasındaki hidrokarbon yatakları tüm dünyanın ve ülkemizin gündemindeki yerini korurken, uzun süredir çeşitli medya organlarında ne kadar büyük bir potansiyel olduğunu duyuyor ve Türkiye’nin “Mavi Vatan” stratejisi çerçevesinde deniz kuvvetleri muharip unsurları ve sismik arama ve sondaj gemileri ile yaptığı faaliyetleri izliyorsunuz. Ancak bugüne kadar ne biz ne de başka bir Akdeniz ülkesi yeni bulunan sahalarda sonuca ulaşabilmiş değil. Bunun sebebi ise kaynakları çıkarma ve sevk etme tesisleri maliyetinin çok yüksek oluşu ve bundan da ziyade ülkeler bu maliyet konusunda ortaklık yapsa da esas sorun kimin kimle nerede çıkaracağı konusunda anlaşılamamış olması.

Çünkü MEB (Münhasır Ekonomik Bölge) ilanı ile iş bitmiyor. Komşu veya karşılıklı kıyıdaş en az iki ülkenin anlaşması lazım. İşte bu noktada çok büyük çıkar çatışmaları ve muharip unsurların sahaya inerek bayrak gösterdiği “hard power” gösteriler, soğuk savaş taklitleri ve soğukkanlılığını kaybeden bir kaptan olsa bir anda sıcak çatışmaya dönebilecek potansiyelde yakın geçişler, NAVTEX yasakları vb. uygulamalar ile daha önceden sakin olan suların ısınması söz konusu.

Pe ki bu kadar değerli olan ne? Bunu zaten biliyorsunuz ama ben çok kısa özetlemek isterim: “8 Nisan 2010 tarihinde ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS-US Geological Survey) tarafından yayınlanan rapora göre: Kıbrıs, Lübnan, Suriye ve İsrail arasında kalan bölge olan Levant Havzasında 3,45 trilyon metreküp (122 trilyon kübik feetlik) doğalgaz ve 1,7 milyar varil petrol bulunduğunun tahmin edildiği ve bu tahmin ile dünyanın en büyük doğalgaz yataklarından birinin Doğu Akdeniz’de olduğuna işaret edilmektedir. ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi tarafından Nil Delta Havzasında ise yaklaşık 1,8 milyar varil petrol; 6,3 trilyon metreküp (223 trilyon kübik feet) doğalgaz ve 6 milyar varil sıvı doğalgaz rezervi olduğunun tahmin edildiği, Kıbrıs Adası’nın çevresinde ise 8 milyar varil olduğu söylenen petrol rezervinin yaklaşık değerinin 400 milyar dolar civarında olduğu açıklanmıştır. Ayrıca “Herodot” olarak adlandırılan Girit’in güney ve güneydoğusundaki alanda biri 1,5, diğeri 2 trilyon metreküp olmak üzere toplam 3,5 trilyon metreküplük doğalgaz bulunmaktadır. Dolayısı ile Doğu Akdeniz’de yaklaşık olarak toplam değeri 1,5 trilyon dolar olan 30 milyar varil petrole eşdeğer hidrokarbon yatakları bulunduğu değerlendirilmektedir.”

Bugüne kadar bölgedeki hidrokarbon yataklarındaki LNG’nin (Sıvı Gaz/Liquid Natural Gas) bulunup, çıkarılması hususunda kendi arasında anlaşıp Türkiye’yi by-pass etmeye çalışan ülkelere karşı Türkiye’nin icracı tutumu deniz kuvvetleri ve sismik araştırma gemilerini sahaya sürmekle, politik tutumu ise çözümsüzlüğü bir çözüm olarak görme ve “bana sormadan çivi bile çakamazsınız” politikası idi. Bu politika bugüne kadar bizi by-pass etmelerini engellese bile bizim de Akdeniz nimetinden faydalanmamızı engelliyor. Anlaşabildiğimiz tek ülke Libya ama onun da deniz gücü yok.

Dolayısı ile bizim için “çözümsüzlüğü çözüm görme çözümü” aslında bir çözüm değil. Pe ki Türkiye bölgede Libya gibi bir partner bulsa tek başına bu ülkelerin hepsine karşı gelebilir mi? Böyle bir gücü var mı? Hayır.

Üstelik 15 Temmuz’dan beri aramızdan su sızmayan İngiltere veya tartışmalı müttefikimiz ABD veya bir dost-bir düşman olduğumuz, sabah akşam dost-düşman skalasında yeri değişen Rusya’dan da medet umamayız. Sadece biz değil, hiçbir Akdeniz ülkesi medet umamaz, çünkü Akdeniz’e kıyıları olmadığı için uluslararası hukuka göre hiçbirinin söz hakları yok. Bu üç ülkenin MEB anlaşması ilanı söz konusu değil. Yani “İsrail, ABD ile anlaştım, şuralar benim, burada ben LNG çıkaracağım başka kimse giremez!” diyemez, diyemiyor. Ya da Türkiye ben İngiltere ile anlaştım diyemez.

Sonuçta partner adayları belli. Şunu kabul etmek lazım ki Mısır ve Türkiye kilit ülke. Ancak Mısır, İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs arasında sık sık görüşmeler olsa da ve bu dörtlüye Allah akıl, fikir, para ve ABD firması sayesinde teknoloji verse de konum vermemiş. Levant Havzası’nın burnunun dibindeki İsrail Avrupa’ya çok uzak. Dolayısı ile bu bölgeden İsrail’e veya İsrail aracılığı ile Mısır’a oradan da Avrupa’ya akacak LNG’nin maliyeti çok çok yüksek. Bu sebeple kimse İsrail’i hemen kabul etmiyor veya en uygun çözüm görmüyor. En ekonomik çözüm Kıbrıs-Türkiye üzerinden Avrupa’ya giden çözüm. Burada da onlar Türkiye’yi istemedikleri gibi özellikle Fransa-Yunanistan ikilisi reddediyor. Türkiye de kendi rızası olmadan hakkı olan sahlardan tek taraflı vazgeçmiyor ki bu da çok tabii.

Pe ki ne olacak bu işin sonu veya ne olmalı? Malum Reuters ajansına bomba gibi düşen Türkiye’nin 40 adet yeni F-16 almak ve 80 adet eski F-16’sını Blok70 seviyesine yükseltmek için ABD’ye teklif mektubu gönderdiği haberi doğru ve ABD tarafından kabul görse bile 235-239 arası F-16’sı olan Türk Hv.K.’ne ilave sadece 40 uçak gelecek demektir. Üstelik diğer Akdeniz ülkeleri İtalya ve İsrail’de olan F-35 değil veya İsrail’de yani Ortadoğu’nun en güçlü hava gücü olan İsrail’deki F-15’lerden değil. Benim haftalık videolarımı takip edenler duymuştur; bu hafta dört ülkenin tatbikat yaptığını söylemiş ve kırmızı kuvvetleri temsil eden ülke hangi ülkeyi simule ediyor diye sormuştum. (Kıbrıs Rum Kesimi, İsrail, İtalya, Yunanistan).

Dolayı ile lafı fazla uzatmaya gerek yok, İsrail ve Rafale (F-35 de talep ettiler) alan Yunanistan karşısında ve dahi SU-35’leri teslimat bekleyen ve yine çift motorlu Mig-29 son versiyonundan Rafale kadar çok fazla sofistike uçak alan Mısır karşısında bunların hepsini Doğu Akdeniz ve tartışmalı alan olan Kıbrıs’ın güneyinden sürecek bir hava gücümüz yok. S-400, zaten Ankara’da ve sadece 2 batraya (1 Filo) Alanya’ya gitse bile tek Big Bird radar ile 360 derece radar menzili 300 km, 180 derece çalışırken radar menzili 600 km ve füze kilit mesafesi 250 km (füzesini 400 km boyunca uçan modelinden almış olmamız, Alanya’dan 400 km uzakta uçan İsrail uçağını vuracağız manasına gelmez) ve zaten toplamda 64 yedek 64 lançerde 128 adet mevcut. (S-400 sürekli Akdeniz konuşulduğunda TV’lerde gündeme getirildiği için yazdım yoksa bu mevzuda lafı bile olmaz. Çünkü altı üstü kara konuşlu SAM, deniz konuşlu hava savunma sistemi değil.)

Deniz Kuvvetlerimiz denizaltı filosu hariç Akdeniz’de bir numara değil. En azında aynı anda MEB ilan eden iki ülkeye birden kafa tutacak durumda değil. Ayrıca Fransız ve İtalyan muhriplerinden füze yönü ile nicelik ve nitelik olarak geride ki zaten bizde muhrip de yok. İlki TF-2000 olacak.

Sonuç olarak Doğu Akdeniz’de esip gürleyerek Libya ile MEB ilan edip istediğimizi yapamayız. Bunu yapacak gücümüz yok ama bunu yapmak isteyen yukarıdaki ülkelere de Fransa dahil izin vermiyoruz. Yani buna müsaade etmeyecek kadar da gücümüz var. Kısaca zorbalık yapamıyoruz ama zorbalık yapmak isteyenin de karşısında dik durabiliyoruz çünkü jeostratejik avantajımız ve ordumuzun gücü sayesinde kimse Doğu Akdeniz’de zorbalık veya oldu-bitti yapamıyor. Fransız uçak gemisinin 40 adet uçakla gelip geri gittiğini hatırlayınız. Yani biz by-pass etmek isteyenlere karşı TSK gücü ile çözümsüzlük stratejisi ile karşı geliyoruz.

Ancak nereye kadar? Hidrokarbon kimin olacak? İşte burada istemeyerek de olsa, içimize sinmese de Türkiye olarak bu partnerlerden birini seçmemiz anlaşmamız gerekiyor ki onlar da bize bayılmıyor. Ancak herkes bunun farkında. Suriye, Yunanistan veya Fransa buna Güney Kıbrıs da dahil olmayacağı belli. İmkansız gibi. İtalya bizim açımızdan coğrafi konumundan kaybediyor. Geriye sadece 2 alternatif kalıyor. Lübnan evet dese bile çok yoğun uluslararası baskıyı kaldırmaz ve bizde onu kurtaramayız. O yüzden Lünban’ı geçerek geriye kalan İsrail ve Mısır. Sevmesek de bu iki ülkeden birisi ile veya ikisi ile birlikte, Libya’yı da alarak anlaşmalıyız. Türkiye üzerinde Avrupa’ya akacak LNG’ye Fransa-Yunanistan hariç hiçbir Avrupa ülkesi hayır demez ki İsrail veya Mısır ile anlaşırsak kim takar Fransa’yı…

Bir yolunu bulup bunların en az birisi ile anlaşmalıyız. Yoksa ne alternatif dış politik hamlelerle ne de TSK’nı gücünü “hard power” kullanarak yola getirebileceğimiz kolay lokmalar değiller ki zaten Fransa ağırlığını koyar. Ayrıca Fransa ve İsrail nükleer güç olduğundan yapacaklarımız da sınırlı kalacaktır. Ama uluslararası hukuka uygun olarak bunlardan biri ile anlaşırsak nükleer güç olmalarının bir önemi yok hiçbir şey yapamazlar.