Yapımcı-saloncu kavgasında gözden kaçırılanlar... Asıl önemli olan seyirci!

Türkiye’nin en büyük sinema salonu işleticisi olan ve 2016 yılında Koreli CJ Entertainment’e satılan Mars Grubu ve yapımcılar arasındaki ¨Mısır Savaşları¨ hız kesmeden devam ediyor. Taraflar ardı sıra açıklama yapıyorlar, uzlaşmak bir yana birbirlerine iyice bileniyorlar.

Mars’ın Kurumsal İlişkiler Direktörü Aslı Irmak Acar, Cengiz Semercioğlu'na verdiği röportajda bir adım bile geriye atmıyor, “Cem Yılmaz olmazsa başka Cem Yılmaz’lar çıkar”, “Onlar film çekmezse çekeni bulacağız” gibi cüretkar açıklamalar yaptı, bu açıklamaya Youtuber filmlerinin cesaret verdiğini düşünüyorum ama gişenin patron sinemacıları kolay kolay değişmez.

Aslı Hanım, kendilerinin hiçbir günahı olmadığını, aksine ülkemizde sinema kültürünü geliştirdiklerini savunuyor ama sinemaseverler bu kavganın hiçbir yerinde yok, film çekenle film gösteren birbirine girdi ve sebebi sinemanın sanatı değil parası! Yine de belli olmaz çünkü burası Türkiye; 5 dakikada değişir bütün işler!

Eniştem İsmet Kurt, ömrü boyunca Samsun Zafer sinemasının işletmeciliğini yaptı. Bisiklete binmeyi bile fuayede öğrendim ben. Sinema kültürü Mars sayesinde oluşmadı çok şükür, çoklu salon sistemiyle sinema seyircisine en büyük kötülüğü yaptılar, janjanlı işleri öne çıkararak sadece gülmek için sinemaya giden bir nesil yarattılar. 13 yaşındayken sinemada Bertolucci’nin Son İmparator’unu izliyordum çünkü başka salon, başka film yoktu. İyi ki de yoktu, böylece gerçek sinemayı ıskalamadan yetişmiş olduk.

O yüzden seyircinin tarafından bakmaya devam edeceğim. Çünkü insanlar film izleyerek keyifli vakit geçirmek için yola çıkıyor ancak fahiş bilet fiyatları, bitmek bilmeyen beyaz eşya-otel reklamları ve altın vuruşu gerçekleştiren büfe ürünleri yüzünden ceplerde açılan delik sinir bozuyor, keyif meyif kalmıyor.

Sinema salonları AVM’lerde yapılanıp çok salonlu kompleks yapılar olarak karşımıza çıktığından mütevellit, işletme giderleri epey yükseldi. Ben salonun ortasındaki kocaman kömür sobasıyla ısıtılan salonlarda film izlenilen zamanlardan geliyorum, tahta koltuklarda film izlemekten popom düzleşirdi ama şimdiki salonların standardı yüksek. Rahat, geriye yaslanan, ayaklarınızı uzatabileceğiniz, önünüzde oturanın görüşünüzü engellemediği koltuklarda oturuyor ve perdeye güçlü ve net bir görüntünün yansıdığı, inanılmaz bir ses kuşağının filmin içinde hissettirdiği salonlarda film izliyoruz. Elbette bunun bir bedeli var, sinema biletlerinin fiyatı günden güne arttı.

Ancak bir şekilde bu pahalılığı aşmak mümkün; fırsat siteleri ucuz bilet satıyor. Fast Food zincirleri ¨menü alana bilet 10 TL¨ kampanyası yapıyorlar. İşte bunlar hep promosyon! Sinemia adında bir oluşum da her ay iki bilet bedeline size sınırsız film izleme imkanı veriyor ama mesele bilet almaktan ibaret değil elbette…

SİNEMAYA FİLM DEĞİL REKLAM İZLEMEYE GİDİYORUZ!

Bilet fiyatlarını yukarıdaki etkenlerle bir şekilde açıklayabiliyoruz ancak filmden önce 30 dakika sucuk reklamı göstermenin savunulacak bir tarafı yok. Bu işin adabı şudur; filmden önce gelecek haftalarda gösterilecek filmlerin fragmanları girer ve sonra asıl film başlar. Fragman izlemek de en az film izlemek kadar keyiflidir ama artık neredeyse hiç film fragmanı gösterilmiyor.

Aslı Irmak Acar, itiraf eder gibi, ¨reklam meselesi bizim için daha önemli. Çünkü reklam geliri, benim kârımın yüzde 75’i¨ diyerek durumu netleştiriyor. Hani, parasını verdiğiniz filmden önce reklam izletiyorlar diye şikayet ediyorsunuz ya... Aslı Hanım’ın dediğinin aslı; film göstermek bahane, şurup kola-mısır satmak ve reklam izletmek şahane! Yani buralar aslında sinema değil, öyleymiş gibi yapıyorlar.

İki yıl önce, Bodrum Türk Filmleri Haftası esnasında Komşudaki Kos adasında bir sinemayı ziyaret etmiştik, orada bu “en çok satan” gazlı içecek firmasından iki yetkili bir brifing vermişlerdi, konu: sinemalardaki kola ve patlamış mısır satışlarını nasıl arttırabiliriz? Öyle saçma fikirler tohumladılar ki salon sahiplerinin beynine, en sonunda birileri çıkıp tepki verdi ve susup indiler. Mars Grubu sanırım bu arkadaşlar can kulağıyla dinlemiş.

FİLM SADECE SİNEMADA MI İZLENİR?

Çocuk gözlerim, video furyası sırasında bu ülkedeki sinema salonlarının seyircisizlikten kapanıp kömür deposuna dönüştüğünü gördü. Yapanlar da gösterenler de bilsinler ki ayağı birden kesiliverir seyircinin, zaten gençlerden başka sinemaya giden kalmadı, onları da bu promosyon dolmasıyla kandırıyorlar işte. Birkaç yıl sonra bu yazıyı hatırlatarak yeni bir yazı yazacağım ve göreceksiniz ki sinemada yeni bir çağ başlamak üzere, filmler artık her yerden izlenebilen medyalar haline geldi, gelmek zorunda kalacak. İnanmayanları Öteki Sinema’da yayınlanan şu yazıya alalım: Sinema Salonları Eski Cazibesini Koruyor mu?

Artık Netflix var, BluTV var, Amazon Prime Video var, dahası da gelecek. Sandra Bullock’ın oynadığı post apokaliptik gerilim filmi Bird Box, Netflix’te gösterildiği ilk haftada 45 milyon izleyiciye ulaştı. Sinemaya gitmek için harcayacağınız para ile evinizde müthiş bir film izleme odası oluşturabilirsiniz. Bir oynatıcı, bir yüksek çözünürlüklü projeksiyon ve iyi bir ses sistemi yeterli bunun için… Öyle çok paralar da gerekmiyor ve bir sinema yazarının bunu önermesi ne kadar acıklı ama salon işletmecilerinin artık kendine gelmesi gerekiyor, gelmiyorlarsa da yakında derslerini alırlar.

Salon yoksa film, film yoksa salon yok ama asıl önemlisi; seyirci yoksa ikisi de yok!

murattolga@gmail.com

YORUM EKLE

banner8

banner19

banner6

banner17