banner38

'Tarih, insanların geçmiş hakkındaki bilgisinden ibarettir'

Yazar Cemil Koçak, objektif kalemi ve yılların birikimiyle ortaya çıkan eserleriyle tarihe adeta ayna tutuyor. Çocukluğundan beri aktif politikanın içinde olduğunu belirten Koçak, "Ben sadece yakın dönemimiz hakkında araştırmalar yapıyor ve sonra bu araştırma sonuçlarını tarihçi olarak kaleme alıyorum." diyor.

Röportaj 07.06.2021, 11:55 07.06.2021, 13:29
'Tarih, insanların geçmiş hakkındaki bilgisinden ibarettir'

Tarihteki derin araştırmalarını usta kalemiyle sayfalara döken Cemil Koçak ile yeni kitabı “Madalyonun Arka Yüzü” üzerine detaylı bir söyleyişi gerçekleştirdik. 

İşte bir solukta Deniz Demirdağ'ın haberiyle okuyacağınız o röportaj...

Bize biraz kendinizden, yolculuğunuzdan bahsedebilir misiniz? Nerede doğup büyüdünüz? Nerelerde eğitim aldınız? Kendinizi nasıl tarif edersiniz?

İzmirliyim, 1956 doğumlu... Liseyi bitirinceye kadar da hep İzmir’de kaldım. İlkokul, ortaokul, lise, hep İzmir’de... Sonra bir yıl kadar Almanya’da dil eğitimi gördüm. 1974 yılının Kasım ayında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın-Yayın Yüksek Okulu’na başladım. Gazeteciliğin bir miktar serbest çalışma imkânı sağlayacağını ümit ediyordum. Ama daha ilk gençlik günlerimden bu yana esas merakım politikaydı. Hâlâ da öyle ya... Kendimi kısacası politikaya meraklı bir tarihçi olarak tanımlayabilirim. Politika-tarih ilişkisini bu kadar çok yazmamın nedeni de budur zaten...

Tarihin Verebileceği İpuçları İle Keşfetmek

Tarihçi olmaya nasıl karar verdiniz? Öncelikle gazetecilik eğitimi aldığınızı biliyoruz. Gazetecilik eğitiminden sonra sizi tarih alanına yönelten sebepler, meraklar nelerdir?

Dört yıllık gazetecilik eğitiminin sonlarına doğru gazetecilik yapmaya çalıştım; az biraz da yaptım ama daha bu kısacık sürede başarılı bir gazeteci olmam için tabiatımın uygun olmadığını fark ettim. Galiba politikacılık gibi gazetecilik de doğuştan bir yetenek istiyor. Zaten gençliğimden beri çok okurdum ve hatta gençlik çevrelerinde eğitim seminerlerim bile olurdu! Çok okuyup çok yazabileceğim bir hayat tarzı, akademideydi ve ben de 1978 yılının Kasım ayında Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde doktora programına katıldım. Siyaset bilimi programına... O zamana kadar siyasal bilimin pek çok alanıyla ilgilenirken eskiden beri okumaktan hoşlandığım yakın tarih çalışmalarına yöneldim. Amacım, güncel politikanın “Sırları”nı tarihin verebileceği ipuçları ile keşfetmekti. Altı yıl süren üniversite ve sonrası dönemde özellikle yakın dönem tarih çalışmaları üzerine yazılmış ne varsa okudum diyebilirim. Tarih, hep zevkle okuyup yazdığım bir alan oldu. Ve bunu geçmişle günümüz arasındaki bağlantıları da belirterek yapmayı benimsedim.

Tarihçi olma kararınıza yakın çevrenizin ya da ailenizin etkisi oldu mu?

Hayır; böyle bir etki olmadı; fakat babam Dr. Sıtkı Koçak, kendi deyimiyle “Fikir adamı” olma yolunda beni hep ve çok destekledi. Babam da politikayla çok yakından ilgiliydi. Ben daha bebekken aktif politikanın içinde de bulunmuş... Muhtemelen politika merakımın kaynağı odur; çünkü çok genç yaşlarımdan itibaren onunla hep politika konuşurduk.

Peki, yazmaya nasıl başladınız? Bir hikâyesi var mı? Yazarlık hayali olan birisi miydiniz?

Yazarlıktan çok araştırmacı olmayı arzu ettim. Araştırmalarımın sonucunu yayınlamak, kendiliğinden yazarlık oluyor galiba! Çok araştırıyorum-çok yazıyorum da... Ama yazarlık tarafı ikinci planda... İyi bir yazar olduğumu sanmıyorum... Yazarlık bambaşka bir yetenek... Ben sadece yakın dönemimiz hakkında araştırmalar yapıyor ve sonra bu araştırma sonuçlarını tarihçi olarak kaleme alıyorum.

Haftalık yayınlanan tarih yazılarınızın yer aldığı son kitabınız “Madalyonun Arka Yüzü” okuruyla buluştu. Yazılarınızın yer aldığı bu kıymetli eser hakkında neler söylemek istersiniz? Kitabın oluşum sürecinde ne gibi ön çalışmalar yapıldı? Bu süreç nasıl gelişme gösterdi?

Star Gazetesi’nde 2011’den itibaren beş yıl boyunca her hafta tarih sayfam vardı ve bu fırsattan istifade 250’den fazla gazete yazısı kaleme alabildim. Bütün bu yazıların eski gazeteler arasında kalmasına gönlüm razı olmadı. Hepsini, Timaş Yayınları sağolsun, birkaç kitap hâlinde yayınladı. “Madalyonun Arka Yüzü” son kitabımın adı, Star Gazetesi’nde tarih sayfamın başlığıydı! Böylece toplam altıncı kitapla seriyi tamamlamış oldum.

Kitapta yer alan yazılarınızı derlerken belirlediğiniz bir planınız veya adım adım takip ettiğiniz bir yol haritanız var mı? Yoksa her çalışma kendi yol haritasını mı belirliyor?

Evet, var açıkçası; belirli bir alanda toplanmış olan yazılarımı, bana anlamlı gelen bir çerçeve içinde sunuyorum. Mesela, bu kitap, Birinci Dünya Savaşı anlatımıyla başlıyor; ardından Çanakkale ve Gelibolu öykülerine sıra geliyor. Gazete yazılarımı böylesi bir ana çerçeveye yerleştirerek yayınladım hep... Yine mesela, Türkiye’de askerî darbeleri konu alan bir kitabımın başlığı da “Darbeler Tarihi” oldu. Darbelerle ilgili yazdığım bütün yazıları bu kitapta bir araya getirdim. Böylece okuyucular, kitabın adından dahi içeriği hakkında bilgi sahibi olabilirler.

“Efsaneler”i İrdeliyorum

“Madalyonun Arka Yüzü” kitabınızı oluşturmanızın temel dinamiği neydi? Bu kitapla okuru hangi noktasından yakalamak istediniz?

Bu kitabımda da diğer bütün kitaplarımda yaptığımın aynısını yapıyorum, yakın tarihimiz konusunda yazılmış, söylenmiş, kulaktan kulağa geçmiş “Efsaneler”i irdeliyorum. Hiç yazılmamış, söylenmemiş, gözlerden özellikle kaçırılmış olanları da buna eklememe bilmem gerek var mı? Araştırmalarımın özellikle tek partili dönem üzerinde yoğunlaştığını söyleyebilirim. Yakın tarihimizin her yönüyle bilinmeden soğukkanlı tartışılabilmesine pek imkân görmediğimden, araştırmalarımı bu alanda yoğunlaştırdım. Okuyucuların çok kez güncel politik ya da tarihî tartışmaların temelini oluşturan bilgileri, bu araştırmalarımdan öğrenebilmelerini arzu ediyorum. Tarihte hiç olmamışı olmuş gibi kabullenmek ya da olmuşu olmamış gibi benimsemek, günümüzü anlamak bakımından en sakıncalı yöntemdir çünkü!

Bir tarihçi olarak sizden öğrenmek isteriz. İnsanlar için tarih neden önemlidir? Tarih makro ya da mikro anlamda insan için neden belirleyici bir değere sahiptir?

Bir tarihçi olarak tarihi de fazla abartmamak gerekir derim ben! Tarih, insanların geçmiş hakkındaki bilgisinden ibarettir. Geçmişinizi ne ölçüde gerçekçi bir şekilde bilmek istemenizle ilgilidir bütün mesele... Eğer bu konuda öznel değerleriniz ağır basarsa korkarım, tarihin bir anlamı kalmaz. Ama eğer yeterince cesur bir tavırla geçmişin “Otopsi”sine katılırsanız; bugün olan bitenleri anlamlandırmak ve nedenlerini bulmak konusunda bir adım atmış olursunuz. Ve sanırım bu önemli bir adım olacaktır.

“Ezber”i Kırmaya Gayret Ediyorum

Kitabınızın “Sunuş” bölümünde yer alan “Asıl yapılması gereken yakın tarihimizin bugünü anlamlandıran bir şekilde yeniden yazılmasından geçiyor.” diyorsunuz. İfadenizden yola çıkarak sormak isteriz. Yakın tarihimizin bugünü anlamlandıran biçimde yeniden yazılmasından kastınız ve bunu başarabilmenin yolları nelerdir?

Ben yakın tarihimizin -pek çok başka toplumda da olduğu gibi- politikadan etkilenerek oluşturulduğu kanısındayım. Bu bakımdan fazla “Ezber” gibi geliyor bana... Ben bu “Ezber”i de kırmaya gayret ediyorum. Gerçek bir araştırmanın amacı da zaten bilinenin ne ölçüde doğru ve ne ölçüde bütünsel olduğunu anlamaya çalışmaktır. Doğrularımızın ve gerçeklerimizin ne ölçüde doğru ve gerçek olduğunu sorgulamaya cesaret edemediğimiz sürece; zaten araştırmanın mantığı da kalmaz. Bunu ancak bir “Mahalle”ye ait değilseniz, siyasal, sosyal, ekonomik, malî bağlantılarınız sizi zorlamayacaksa belirli bir “Tribün”e karşı şov yapmayacaksanız başarma ihtimaliniz vardır. Eğer ayağınızda ağır “Prangalar” varsa özgür ve dürüst bir araştırma yapamazsınız. Bir de araştırmanızın sonuçlarını bağımsız olarak yayınlamanız gerekir. Bu sonuçlardan kimlerin, neden, nasıl ve ne kadar yararlanacağına hiç bakmadan... Dolayısıyla gerçek bir araştırmanın temeli özgür bir ruhtur diyebilirim.

Türkiye’nin son yirmi yılda içinden geçtiği ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel sürecini tarihi anlamak ve doğru analiz etmenin önemi açısından değerlendirmenizi istesek?

Bu soruya yanıt vermek zor ama daha erken tarihlerde bunu da yapmaya çalıştım. Okuyucular “Resmî Tarihe Meydan Okuyorum” kitabımda; son yıllarda meydana gelen ve benim temel bir dönüşüm olarak gördüğüm konulardaki görüşlerimi bulabilirler. Fakat benim yakın tarihimiz konusunda yazdıklarım ve ana tezlerim; sanırım son yirmi yılın neden bu istikâmette olduğunu anlamak isteyenler açısından bir referans olabilir. Özellikle de anlamaya çalışanlar dedim; çünkü öğrenmek, öncelikle merak ve ardından da anlamaya çalışmakla ilgilidir.

Peki, yaşam yolculuğunuzda özellikle etkilediğiniz, birikiminizde kilometre taşı niteliğinde diyebileceğiniz şair/yazar/düşünce adamları kimlerdir?

Öncelikle, 1980’li yılların başında doktora tezimin danışmanlığını yapan ve sonra yakın ahbap da olduğumuz sevgili hocam Mete Tunçay’ı zikretmeliyim burada... Onun araştırmacı yönü, insanî yönü kadar etkilemiştir beni. Araştırma ruhunu ondan öğrendim. Tarihçiliğin kuşkuculuk gerektirdiğini, tarihin sorgulanması gereken bir alan olduğunu, gerçekliğinden hiç şüphe etmediğimiz her şeyden şüphe ederek araştırmamız gerektiğini... Ve bulduğumuzu da çekinmeden yayınlamamız gerektiğini.

Üniversite yıllarında pek çok değerli hocam oldu; kimisinden güzel ve etkili ders vermeyi öğrendim galiba! Kimisi hiç bilmediğim bir pencereyi araladı. Mesela, İlkay Sunar hocamdan bilim felsefesi, bilgi teorisi, siyasal düşünceler tarihinin derinlikleri gibi o zamana kadar pek de karşılaşmadığım konuları öğrendim. Daha önemlisi, bunların çok önemli şeyler olduğunun farkına vardım onun sayesinde. Temel hukuk bilgimi; anayasa hukukunu -gazetecilik öğrencisi olarak- Bahri Savcı’dan, Muammer Aksoy’dan, Mümtaz Soysal’dan öğrendim. Kemal Karpat’ın “Türk Demokrasi Tarihi”ni okuduğum 1970’li yılların sonlarında, onun kadar iyi yazabilir miyim diye düşündüğüm de oldu.

Bunların dışında nasıl bir okursunuz? Okurken nelere dikkat edersiniz? Son zamanlarda okuduğunuz ve beğendiğiniz birkaç kitap ismi verebilir misiniz bize?

Hani Bernard Shaw’a sormuşlar ne okuyorsunuz diye; o da ben okur değil yazarım demiş ya… Maalesef kendi alanımın dışında fazla bir şey okuyamıyorum. Galiba uzmanlığın böylesi bir sonucu oluyor. Ama kendi alanımda yazılanları olabildiğince tüketici bir şekilde okuyorum ya da gözden geçiyorum, araştırma alanımda yazılmış yüksek lisans ve doktora tezleri de dâhil... Beni heyecanlandıran çok şey yok... Çünkü tekrar tekrar aynı şeylerin yazılması heyecan uyandırmıyor. Diğer yandan da spesifik alanda yapılmış gerçekten çok başarılı, iyi araştırma kitapları da var. Onları okuyunca yeniden bir şeyler öğreniyorum. Bir de eğer elindeki malzemeden yeni bir fikir ortaya atan olursa onu alkışlıyorum içimden...

Ama bunlar maalesef sayılabilir kadar az... Akademik dünyanın fazlasıyla içine kapalı, kendine özgü jargonunun dışına çıkamayanlar da var elbette... Akademisyenler, öncelikle cesur olmayı öğrenmeliler kanımca... Son zamanlarda özellikle basın tarihi ve karikatürler üzerinden yakın tarihimizi ele alan genç araştırmacıların kitaplarını okudum. Bu alanda hayli başarılı işler yapıyorlar. Muhtemelen yapmaya da devam edecekler. Onları cesaretlendiren yayıncıları da burada kutlamak isterim.

Yakın gelecekte hayata geçirmeyi planladığınız yeni projeleriniz var mı?

Evet, bu en kolay soru oldu. Öncelikle DP iktidarı tarihini yazmaya başladım. Üç cilt yazacağım-ilk cildi bitti gibi. Sanırım şimdiye kadar yazılmış olan hiçbir DP tarihine benzemiyor ve benzemeyecek. Ardından da 27 Mayıs ve sonrasının geniş analizine dayanan birkaç ciltlik bir başka seri, masamın gözünden bana göz kırpıyor. Pek çok dergi koleksiyonum var ve bir yandan da 1950’li ve 1960’lı yılları bu dergi koleksiyonlarının içinden yazmak istiyorum. Türkiye’de solun tarihine de el atmak gibi bir dileğim var. Yine bu dönemlere ilişkin... Yayınladığım ve yayına hazırladığım 1930’lu ve 1940’lı yılların “CHP ve Taşra” serimi sürdürmek istiyorum. Onun da ilk cildi yayınlandı, iki cildi hazır ve sonunda altı cilt olacak. Bilmiyorum, okuyucuların sabrı mı daha çok yoksa benimkisi mi?

Röportaj: Deniz Demirdağ

Yorumlar (0)
banner35
19
açık
Günün Anketi Tümü
Yerli veya yabancı aşılardan hangisini kullanmayı tercih ederdiniz?
Yerli veya yabancı aşılardan hangisini kullanmayı tercih ederdiniz?
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 40 84
2. Galatasaray 40 84
3. Fenerbahçe 40 82
4. Trabzonspor 40 71
5. Sivasspor 40 65
6. Hatayspor 40 61
7. Alanyaspor 40 60
8. Karagümrük 40 60
9. Gaziantep FK 40 58
10. Göztepe 40 51
11. Konyaspor 40 50
12. Başakşehir 40 48
13. Rizespor 40 48
14. Kasımpaşa 40 46
15. Malatyaspor 40 45
16. Antalyaspor 40 44
17. Kayserispor 40 41
18. Erzurumspor 40 40
19. Ankaragücü 40 38
20. Gençlerbirliği 40 38
21. Denizlispor 40 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 38 86
2. M. United 38 74
3. Liverpool 38 69
4. Chelsea 38 67
5. Leicester City 38 66
6. West Ham 38 65
7. Tottenham 38 62
8. Arsenal 38 61
9. Leeds United 38 59
10. Everton 38 59
11. Aston Villa 38 55
12. Newcastle 38 45
13. Wolverhampton 38 45
14. Crystal Palace 38 44
15. Southampton 38 43
16. Brighton 38 41
17. Burnley 38 39
18. Fulham 38 28
19. West Bromwich 38 26
20. Sheffield United 38 23
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 38 86
2. Real Madrid 38 84
3. Barcelona 38 79
4. Sevilla 38 77
5. Real Sociedad 38 62
6. Real Betis 38 61
7. Villarreal 38 58
8. Celta de Vigo 38 53
9. Granada 38 46
10. Athletic Bilbao 38 46
11. Osasuna 38 44
12. Cádiz 38 44
13. Valencia 38 43
14. Levante 38 41
15. Getafe 38 38
16. Deportivo Alaves 38 38
17. Elche 38 36
18. Huesca 38 34
19. Real Valladolid 38 31
20. Eibar 38 30