Okay Tiryakioğlu: Sır Peş Peşe Yenilgilerle Güçlenmektir

Kitabın Ortası dergisinden Mahi Çelik “Şeyh Şamil” kitabının yazarı Okay Tiryakioğlu ile kitabın yazım sürecini ve yazarlık kimliğini konuştu. Yazar, bu romanımla “İnanmış ve aksiyona geçmiş bir insanın karşısında, imkânsızlık denen o zırhlı duvarın anbean eriyeceğini göstermek istedim.” diyor.

Okay Tiryakioğlu: Sır Peş Peşe Yenilgilerle Güçlenmektir

Kitabın Ortası

Deniz Demirdağ

Spot: “Her yazarın kurguladığı karakter, eser miktarda dahi olsa kendinden izler taşır. Bu kaçınılmazdır. Bu noktadan bakıldığında, her metin insanın bir nevi kendisiyle yüzleşmesi, ruhuna bir ayna tutmasıdır.”

Tüm Ömrümü Bu Mesleğe Vakfettim

Yazmaya nasıl başladınız? Bir hikâyesi var mı?

İleri bir yaşta yazarlığa kalkışmış, buna göre ansızın hayatını değiştirmiş heveslilerden değilim. Çok küçük yaşlardan itibaren yazar olmaya inandım. Bunun için durmak dinlenmek bilmeden, aralıksız çalıştım. Neredeyse tüm ömrümü bu mesleğe vakfettim ve ister istemez çok şeyi de feda ettim. Henüz yedi yaşındayken bile, doğaçlama olarak kafamda kurguladığım heyecanlı ve daha çok korkunç öykülerimi merakla dinleyen bir arkadaş grubum vardı. Hikâyelerin ucunu açık bırakır, bir sonraki bölüm için heveslenmelerini sağlardım. İlkokul yıllarında bunları kaleme almaya başladım. Ortaokul döneminde ise ilk novellamı kaleme aldım. Pelür kâğıtlara yazdığım bu metne zaman zaman bakar gülümserim.

Kitaplarınız, okuyanda, tarihin dönemlerinde seyir halindeymiş hissi uyandırıyor. Bu tarihi romanlarda yakalanması zor bir his ve siz bunu çok iyi başarıyorsunuz. Bunun bir sırrı var mı?

Bunun sırrı, yetenek dışında elbette iyi bir okuma geçmişine sahip olmak. Türk ve dünya edebiyatının temel eserlerinin pek çoğunu defalarca okuduğum gibi bazı kitapları oturup en baştan yazar, ben olsam burada şu cümleyi nasıl kendimce daha uygun bir şekilde kurardım diyerek yeniden kaleme alırdım. Muhtemelen bu ve bunun gibi daha pek çoğunu irticalen bulduğum, ancak daha sonra Batı’daki yazarlık okullarında birer teknik olarak öğretildiğini hayretle öğrendiğim usulleri, üzerimde yıllar boyu uygulamış oldum. Ayrıca pek çok edebi kuram kitabı okudum. Bazılarını defalarca hatmettim. Temel roman teknikleri üzerine çalışmayan bir yazarın yolda kalacağı su götürmez.

Temel Yazım Tekniklerimi Bu Devlerden Edindim

Türk veya yabancı yazarlar içerisinde sizi yazar olmaya teşvik eden yazar/yazarlar var mı?

Pek çok var. Bir iki örnek verecek olursak; Ahmet Hamdi Tanpınar, Orhan Pamuk, Hasan Ali Toptaş, Yaşar Kemal, Mario Levi ya da Batı’dan Dostoyevski, Tolstoy, Victor Hugo, E. Allan Poe, H. Philips Lovecraft, Stephen King gibi isimler. Temel yazım tekniklerimi bu devlerden edindim.

Sizi yazarken en üretken yapan duygu nedir?

Yetersizlik, yalnızlık, darda kalmışlık duygularıyla mücadele arzusu.                               

Son kitabınız “Şeyh Şamil” hakkında neler söylemek istersiniz? Yazım aşaması ne zaman başladı ve bu süreç nasıl gelişim gösterdi?

Şeyh Şamil, verdiği mücadelenin içindeki imkânsızlıkların farkında olan bir liderdi. Ama yılmadı. İnanıyor ve geride bırakacağı mücadele ruhunun tüm ezilenlere sonsuz bir güç ve ilham olacağını biliyordu. Devasa Çarlık ordularına karşı bir avuç mücahidiyle verdiği o amansız mücadelede yenilgi bir adım ötesindeydi, ancak hiç tereddüt göstermedi. Buna hayran olmamak imkânsız. 9 aylık bir araştırma ve altı aylık bir yazma sürecinin sonucudur Şeyh Şamil.

Yenilmekte Bir Başarıdır

“Şeyh Şamil” birçok zorlukla mücadele etmiş bir kahraman. Bu kitabınız ile okurlarınızın zihninde oluşturmak istediğiniz düşünce nedir?

İnanmış ve aksiyona geçmiş bir insanın karşısında, imkânsızlık denen o zırhlı duvarın anbean eriyeceğini göstermek istedim. İnsanlara nasihat edecek çapta biri değilim, o yüzden Şeyh Şamil gibi görkemli bir liderin şahsında sözüm önce kendimeydi. Yeter ki tereddüt ve bezginlik gösterilmesin. Yola ilk çıkıldığı günkü heyecanı ne kadar muhafaza edebilirsek, o kadar başarılı olabiliriz. Yenilsek dahi cesaretimiz ve hareketimiz ölçüsünde bu bir başarıdır.

“Şeyh Şamil”, “Selahaddin Eyyubi”, “Tarık Bin Ziyad”, “Atilla” gibi birçok önemli tarihi karaktere yer veriyorsunuz. Kitaplarınızın yazım aşamasında ne gibi ön çalışmalar yapıyorsunuz?

Muteber akademik kaynakları seçiyor ve uzun notlar çıkarıyorum. Daha sonra konu üzerindeki destanlara yöneliyor, bunları titizlikle gözden geçiriyorum. Hayret verici bir şekilde destanların tamamen masalsı olmadıklarına, gerçeklerle bir şekilde örtüştüklerine tanık olduğum noktalarda yaşadığım keyfi anlatmak zor. Tarihi romanlardan önce, Gotik edebiyat tarzında eserler veriyordum. Bunların yazım aşamasında halk söylencelerini uzun uzun inceleme fırsatını yakalamıştım. “Karanlığın Çağrısı”, “Gölgeler” ve “Bin Yılların Gecesi” isimli romanlarımın yazım süreçlerinde, söylencelerin, gerçek hayata nasıl da şaşırtıcı bir güçle sirayet ettiğine bizzat tanıklık ettim. Tarihi romanlarımda da buna şahit oluyorum. Gerisi, gerçek, efsane ile kurmacanın birbirini tekzip etmeyecek bir şekilde iç içe geçirilmesine kalıyor. Burada muhtemelen eğitilmiş bir kabiliyet devreye giriyor.

Eserlerinizi genellikle tarihi karakterler üzerine yazıyorsunuz. Bunları yazarken hayal gücü sınırlarını zorladığınızı hissedip bunun toplumsal yargılarla ters düşebileceğini hissettiğiniz oldu mu?

Eserlerimin hepsi tarihi karakterler üzerine değil. Gotik edebiyat geçmişim ve toplumları etkileyen ve değiştiren vakalar üzerine yazdığım romanlar da mevcut. Metinlerimi olabilirlikler üzerinde kurguladığım ve bu kurala azami riayet ettiğim için, bu noktada ciddi bir sıkıntı yaşamıyorum.

Karakterlerin Okurla Bütünleşmesi Önemli

“Ulak” serisinin son kitabı “Ulak-Akıncı Fırtınası” yayımlandı. Seri Ulak Nuri için çizmiş olduğunuz yol haritasını nasıl belirlediniz?

Ulak serisi, en başta biraz daha genç okurları hedefliyordu. Ama daha ilk kitabın ortasından itibaren bu fikirden vazgeçtim. Kendim keyif alamadığım bir metni okurlarımın önüne çıkarma fikrini reddettim. Yazdığımdan önce kendim mutlu olmalı, zevk almalıydım. Bu yüzden genç ya da yetişkin herkesin keyif alabileceği bir stilde kaleme aldığıma inanıyorum. Yani yarı Gotik, yarı tarihi, yarı modern. Ulak Nuri, bugün, çoğumuzunkiyle benzerlikler taşıyan bir hayatın zorluklarından ve mutluluklarından geliyor. Bunların şekillendirdiği bir tabiata sahip. Çağlar geçse de insanlar benzer güçlükler, endişeler ve mutluluklarla sınanıyor kuşkusuz. Bu yüzden tüm metinlerimde asıl yol göstergem, karakterlerin okurla bütünleşmesi ve mutlak bir içselleştirmeyi yakalayabilmesidir. Bundan ödün vermemeye gayret ediyorum.

Bu yol haritasının sizin hayatınızda bir karşılığı var mı ve sizin hayat yolculuğunuzdan izler taşıyor mu?

Her yazarın kurguladığı karakter, eser miktarda dahi olsa kendinden izler taşır. Bu kaçınılmazdır. Bu noktadan bakıldığında, her metin insanın bir nevi kendisiyle yüzleşmesi, ruhuna bir ayna tutmasıdır. Bunu kişisel olmaktan çıkarıp, genel ve yetkin bir karakter çizebilmek, yazarın yeteneğine kalır.

Tarih ve edebiyat alanında özel bir ilginiz var. Bu ilginizin kaynağını oluşturan ana etken nedir?

Ben zaten edebiyatçıyım, bir öykücü ve romancıyım. Tarihe özel ilgim, edebiyatın peşi sıra uyanmış bir meyil değil. Uzun yıllar baş başa yürüdüler ve geliştiler. Zaman içinde edebiyat biraz daha yol kat etti ve öne geçti. Zira edebiyatın gücünü, tarihin kuru akademik metinlerinde hiçbir zaman bulamadım. Oysa iyi yazılmış bir edebi metin, gerçeği zenginleştirerek ruhumuza nakşeder. Metnin kahramanlarıyla özdeşleşir ve kendimizi bir başka zamanın ve dünyanın içinde, o günün gerçekleriyle baş başa buluruz. Akademik metinler bunu veremez. Daima kısır ve sönük kalırlar.

Resim ve Sinema Bir Tutkudur Bende

Yazmak, tarih ve edebiyat dışında ilgi alanlarınız nelerdir?

Görsel sanatlar her zaman ilgi alanım içinde oldu. Bilhassa resim ve sinema birer tutkudur bende. Ressam olmak ve hayatın tüm keşmekeşini renklerle çözmeye çalışmayı çok isterdim ama bu konuda hiç kabiliyetim yok. Ama yine de bir Van Dyke kahverengisinin, Van Gogh sarısının ve Caravaggio kırmızısının üzerimde oluşturduğu düşsel tesiri anlatabilmem çok güç. O yüzden şehir hayatında ya da doğada pitoresk bir manzarayla karşılaştığım zaman, bir tablonun önündeymişim gibi tutulur kalırım. Sinema ise, edebiyatın bir koluna dönüştü artık. İnsanlık tarihinin bu en yeni iki sanatı, yani roman ve sinema, el ele ilerliyorlar. Spor ise bende neredeyse hastalıklı bir aşk. Bir müsabık olamasam da iyi bir uygulayıcı ve izleyici olduğumu düşünüyorum. Spor, günümün mühim bir kısmını alır.

Yakın zamanda hayata geçirmeyi düşündüğünüz bir projeniz veya yeni bir kitap çalışması var mı?

Var elbette ama şimdilik saklı tutuyorum.

Yararcılık, Güzelliğin Katilidir

Okurlarınız tarafından tarihi roman denilince akla gelen ilk yazar olarak biliniyorsunuz ve okurlarınız ile yazım dilinizle geliştirdiğiniz iletişim çok kuvvetli. Sizce yazar ile okuyucu arasında yazım dili ile sağlanan iletişim nasıl olmalıdır?

Yazar, yazdığı metinden kendi keyif almıyorsa eğer, hemen durmalı ve kendini bir gözden geçirmeli. Şu iyi bilinmelidir ki edebiyatın esas amacı “yararcılık” değildir. Baudelaire’nin bu husustaki ifadelerini bilirsiniz, “Yararcılık, güzelliğin katilidir.” der. Ben de bu sözü kendimi şiar edindim. İyi bir metin yazmaya, yazdığından önce kendi keyif almaya çalışan bir yazarın söyleyeceği ve yazacağı çok şey var demektir. Bunu yakalayabilirse başarısı sürdürülebilir hale gelir. Bu hususta herkese Edgar Allan Poe’nun, “Yazmanın Felsefesi” adlı makalesini okumaya davet ediyorum.

Bir başucu kitabınız var mı?

Edgar Allan Poe’nun tüm öyküleri.

İnsanların Tercihleri Tavsiyeleri Boşa Çıkarıyor

Yakın zamanda okuduğunuz ve okurlarımıza tavsiyede bulunabileceğiniz kitaplar var mı?

Tarih alanında, her nedense son yıllarda unutulmuş bir isim olan Profesör Osman Turan’ın kitaplarını okumalarını tavsiye ediyorum. Edebiyat kısmında ise, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yine biraz kıyıda köşede kalmış gibi görünen “Beş Şehri”ni şiddetle tavsiye ederim. Genç yaşlı herkese büyük bir okuma keyfi ve mutluluğu verecektir. Bunlar dışında pek çok eser var elbette ama insanların tercihleri çoğu zaman tavsiyeleri boşa çıkarıyor.

Genç bir yazar adayına önerileriniz nelerdir?

Roman kuramları üzerine çalışsınlar, severek okusunlar ve kendilerini edebiyat yarışmalarında sınasınlar. Hiçbir yenilgi de onları yıldırmasın, zira bu işin doğasında yatan sır peş peşe yenilgilerle güçlenmektir.

Güncelleme Tarihi: 26 Haziran 2019, 16:51
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner8

banner19

banner6

banner17