banner38

'Hâlâ annemin sırtıma taktığı o kelebek kanatlarıyla dolaşıyorum'

Gaste24'ten Deniz Demirdağ usta oyuncu Nevra Serezli ile oldukça keyifli bir röportaj gerçekleştirdi. “Ağaçlar Ayakta Ölür” oyunu ile 11 yıl sonra tiyatro sahnesine geri dönen Serezli “Sahnede olmak benim için yaşam demek, nefes almak demek… Çünkü biz tiyatro salonunun koltuklarında oturan insanların elektriğiyle, enerjisiyle hayat buluyoruz.'' diyerek oyunculuk serüvenini anlattı..

Röportaj 31.01.2020, 11:33 31.01.2020, 14:33
'Hâlâ annemin sırtıma taktığı o kelebek kanatlarıyla dolaşıyorum'

RÖPORTAJ

DENİZ DEMİRDAĞ

“Sahnede olmak benim için yaşam demek, nefes almak demek… Çünkü biz tiyatro salonunun koltuklarında oturan insanların elektriğiyle, enerjisiyle hayat buluyoruz. Sahnenin üzerinde ne hastalığımız kalıyor ne yorgunluğumuz. Sahnedeyken hiç yaşımı hissetmiyorum. Esasen ben evimde de yaşımı hissetmiyorum ya… Yaş aynaya baktığın zaman meydana çıkıyor. Ruhun, kalbin ve fikirlerin gençse ayakların da seni bir yerlere götürüyorsa gençsin demektir.”

Dormen Tiyatrosu, Çevre Tiyatrosu, Devekuşu Kabare gibi birçok tiyatro topluluğuyla sayısız oyun oynayan ve birçok ödül kazanan Nevra Serezli ile 11 yıl sonra Tiyatrokare ile sahneye çıktığı “Ağaçlar Ayakta Ölür” oyununa, meslek hayatına ve özel hayatına dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Nevra Serezli, “Oyununda yer alma kararını vermem bir saniyemi aldı. Teksi okudum ve final sahnesi için rolü kabul ettim. Bazen tek bir replik için oyun kabul edilebilir.” diyor.

Tüm ülkenin tanıdığı Nevra Serezli olma yolculuğunuzdan bahsedebilir miyiz? İlk tiyatroya başlangıcınız, ilk sahneye çıkışınız ne zaman oldu?

Tiyatroya, Dormen Tiyatrosu’nda “Cengizhan’ın Bisikleti” adlı oyunla başladım. Öncesinde Amerikan Kız Koleji’nde okuyordum ve oradaki eğitim hayatım boyunca her yıl tiyatro yapıyordum. O dönem aldığım eğitim dolayısıyla hep İngilizce oyunlar oynamıştım. Kolej eğitimimi bitirdikten sonra Amerika’ya gittim. Amerika’da da da tiyatro dersleri aldım ve eğitimim süresince de piyeslerde oynadım. Sonrasında birden bire Dormen Tiyatrosu’nda profesyonel hayata atılınca biraz zorlandım. Ancak etrafımdaki büyük ustalar ve değerler sayesinde hızlıca uyum sağladım. Böylelikle büyük sıkıntılar çekmeden profesyonel hayatıma başlamış oldum. Çok şanslı bir oyuncuydum… Daha birinci piyesimi oynarken Ankara Sanat Tiyatrosu’ndan bana “Durdurun Dünyayı İnecek Var” adlı müzikalde oynama teklifi geldi. Bu oyun sanat hayatımın dönüm noktası oldu. Müzikalde, dört beş tane kadın karakteri canlandırıyordum, dans ediyordum, şarkı söylüyordum ve en önemlisi Genco Erkal ile birlikte oynuyordum ve Genco Erkal’dan aşağı kalır yanım da yoktu. Hatta bu oyundaki performansımdan sonra tüm Ankara gazetelerinde “Bir yıldız doğuyor!” diye başlıklar atılmıştı.

11 yıl sonra yeniden sahnedeyim

Sonra uzun yıllar Dormen Tiyatrosu’nda devam ettim. Ardından 1970-1978 yılları arasında Çevre Tiyatrosu, Kocamustafapaşa’da Altan Erbulak ve Metin Serezli ile birlikte kendi tiyatromuzu kurduk. 80’lerde müzikaller çağı başladı ve “Hisseli Harikalar Kumpanyası”nı sahneledik.  90’larda tekrar Dormen Tiyatrosu’nda “Çılgın Sonbahar” ve “Şahane Züğürtler” oyunlarını sahneledik ve ikinci Dormen devri başlamış oldu. En son Gencay Gürün’ün “Altı Haftada Altı Dans Dersi” oyununu Cihan Ünal ile birlikte sahneledik. Gişelerin dolup taştığı, kapılarda kuyrukların oluştuğu, ayakta alkışlar aldığımız bir oyunla bitiriş yapmıştım. Şimdi 11 yıl sonra Nedim Saban’ın “Ağaçlar Ayakta Ölür” oyunuyla yeniden sahnedeyim.

Çocukluğunuz Bebek’te, geniş bir aileyle birlikte geçiyor. Sanat, yetiştiğiniz bu ortamın neresinde duruyordu?

Babam çok değerli bir insandı. Sanata çok değer verirdi. Bizlere klasik ve Türk sanat müziğini öğreten, klasik eserleri dinlememiz gerektiğini öğütleyen biriydi. Devamlı evimize kitap alınırdı. Kıt kanaat geçinirdik ama yine de evimize kitap alınırdı. Ayakkabımız yoktu ama İngilizce ansiklopedimiz vardı. Mesela, bir gün partiye gidecektim, “Babacım ayakkabım eskidi yenisini alabilir miyiz?” dedim. Babam “Hayır yeni bir ayakkabı almak için paramız yok.” dedi. Ama üç gün sonra bir İngilizce ansiklopedi almam gerekiyor dediğimde çıkarıp hemen parasını verirdi. Parayı verirken de ayakkabıyı her zaman alırsın ama ansiklopediyi her zaman alamazsın diye de öğütledi. Hâlâ kitaplara hatırı sayılır bir bütçe ayırırım. O yüzden kütüphanemiz çok geniştir. Kitaplarıma çok değer veririm, benim için mücevher değerindedirler.

Oyuncu olmama kararımı ise en çok ailem destekledi

Oyuncu olmaya ne zaman, nasıl karar verdiniz bu konuda en büyük destekçiniz ya da destekçileriniz kimler oldu?

Oyuncu olmaya karar vermek gibi bir durum söz konusu değildir. Bunu içinde hissedersin. Bana ilkokul 5. sınıfta oynayacağımız bir müsamerede kelebek rolü verdiler. Annemde rolüm için bana kartondan bir kanat yaptı ve sırtıma taktı. Bu yaşıma geldim hâlâ annemin sırtıma taktığı o kelebek kanatlarıyla dolaşıyorum. Oyuncu olmama kararımı ise en çok ailem destekledi. Annem, babam, kardeşim… Hepsi çok destek gösterdiler. Hatta bir dönem sen çocuğunu doğur ama tiyatroyu bırakma biz çocuklarına bakarız dediler. Kız kardeşim üniversite öğrencisiyken oğlum Murat doğmuştu. Kardeşim bize gelir Murat’ı uyuturdu ben matineye, suareye giderdim.

Aynasız yaşlı değilsin! Ben aynasız çok gencim!

Tiyatronun sizdeki karşılığı nedir, sahnede olmak sizin için ne ifade ediyor? Bu mesleğin sizi besleyen tarafları nelerdir?

Sahnede olmak benim için yaşam demek, nefes almak demek… Çünkü biz tiyatro salonundaki seyircimizin elektriğiyle, enerjisiyle hayat buluyoruz. Sahnenin üzerinde ne hastalığımız kalıyor ne yorgunluğumuz. Sahnedeyken yaşımı hiç hissetmiyorum. Esasen ben evimde de yaşımı hissetmiyorum ya… Yaş aynaya baktığın zaman meydana çıkıyor. Ruhun, kalbin ve fikirlerin gençse ayakların da seni bir yerlere götürüyorsa gençsin demektir. Sadece aynaya baktığında baya da yaşlandım diyebiliyorsun. Yani aynasız yaşlı değilsin! Ben aynasız çok gencim! Çünkü sadece aynaya bakınca anlıyorum yaşlandığımı. Mesleğimin beni besleyen en önemli tarafı ise sahnede beni izleyen gözlerin bana enerji veriyor olması. Hangi ilaç hangi vitamin size bu enerjiyi verebilir.

Başarılı bir oyuncu olmanın bir sırrı var mıdır? Yetenek ve eğitim olmazsa olmazı mıdır bu mesleğin?

Başarı bir oyuncu olmanın sırrı: Disiplin! Algının açık olması, her şeyle ilgili olmak. Her şey derken bu moda da olur, yemek de olur, marangozluk da olur, resim çizeni izlemek de olur, şarkı söyleyeni dinlemek de olur… Her şeyi izleyeceksin her şeyi gözlemleyeceksin her konuyla disiplinli bir şekilde ilgileneceksin. Çünkü bu mesleği layıkıyla icra edebilmek için hem empati hem de gözlem yeteneğinin kuvvetli olması gerekir. Nasıl yürüyor, nasıl davranıyor, nasıl konuşuyor, neden hıçkırıyor, neden öksürüyor, neden tiki var… Her şey tavrı, davranışı gözlemleyeceksin. Bir de tabi ki okumak çok önemli. Sadece piyes okumak değil, edebiyat okumak, magazin okumak, kadın dergisi okumak… Okuduklarından edindiğin bilgiler çok kıymetli. Kendini geliştirmeye çalışmak, bilgiye açık olmak çok önemli.

Allah vergisi bir yeteneğim vardı

Eğitimini almadan oyunculuk yapılmasını doğru buluyor musunuz?

Eğitim almadan da oyunculuğun yapılabileceği düşünüyorum. Baktığınız zaman ben konservatuar eğitimi almadım. Kolejdeki hocalarımdan dersler aldım, 9 sene tiyatro eğitimi aldım, bir yıl Amerika’da eğitim aldım ancak konservatuvar mezunu değilim.  Tabii ben Dormen Tiyatrosu’nda piştim. Orada büyük oyuncularla, ustalarla birebir sahne üzerinde eğitim aldım. Bir de Allah vergisi bir yeteneğim vardı. Çünkü bu mesleği layığıyla icra edebilmek için eğitimli olmaktan da önemlisi yetenekli ve akıllı olmaktır.

Bunun yanı sıra insanın analitik zekâya da sahip olması gerekir ki her şeyi kafanda bir problem olarak görüp çözümleyebilesin. Bunun içinde algı her zaman açık olmalı. Tüm bunların dışında insana şans da gerekir. Eğer şansın yoksa hiçbir yerde kendini gösteremezsin. Ben çok şanslıydım Haldun Dormen gibi bir hocayla karşılaştım bütün roller önüme serildi. Roller önüme serildi ama ben de çok çalıştım ve bu sayede başarılı oldum. Sana verilen şansı değerlendirmek çok önemli. Verilen şansı değerlendirmekte çok çalışmaktan, disiplinden, farkındalıktan geçiyor.

Tiyatroya 11 yıl ara verdikten sonra “Ağaçlar Ayakta Ölür” oyunuyla geri döndünüz. Bu oyunda yer alma kararını nasıl verdiniz?

“Ağaçlar Ayakta Ölür” oyununda yer alma kararını vermem bir saniyemi aldı. Teksi okudum ve final sahnesi için rolü kabul ettim. Bazen tek bir replik için oyun kabul edilebilir.

Nedim Saban ikinci bir Haldun Dormen diyebiliriz

“Ağaçlar Ayakta Ölür” uzun zamandır hazırlıkları devam eden bir oyundu. Hazırlık süreci hakkında da konuşmak isteriz. Nasıl bir süreçti?

Oyunumuzun iki aylık bir hazırlık süreci oldu. Çünkü öncelikle Nedim Saban müthiş bir iş çıkararak 1950 yılında İspanya’da geçen bir oyunu 1980 Türkiye’sine uyarladı. Tabi bu zaman alan bir iştir. Uyarlama sürecinde bazı sahneler kesildi ve Nedim Bey senaryoya hayal dünyasını kattı. Evin içine ağaçları soktu. Bunu benimle ilk paylaştığında şaşırdım ama sonra düşününce doğru bir şey yaptığını anladım. Çünkü oynadığım bu kadının hayatı ıhlamur ağaçlarıyla geçiyor. Onun dünyasının içerisinde ıhlamur ağaçları var.

Dolayısıyla evin içerisinde yer alan ağaçları bir müddet sonra ağaç olarak görmüyor, hayalinizdeki bahçe ve bahçedeki ıhlamur ağacı kokusu olarak algılıyorsunuz. Burada hayal gücü çok önemli ve Nedim Saban’ın hayal gücü çok güçlü. Bu sayede harika bir oyun sahneye koydu, hiçbir masraftan kaçmadı, harika bir patron, aynı zamanda da çocuğum gibidir. Tam bir tiyatro aşığıdır! Onun için ikinci bir Haldun Dormen diyebiliriz. Tiyatro olsun başka hiçbir şey olmasın diyen bir insan. Bende onun bu tiyatro sevgisine çok hayranım.

Oyunun yönetmeni Nedim Saban 20 yıl içinde pek çok farklı oyunla size gelmiş ancak kabul etmemişsiniz. 20 yıl sonra bu oyuna evet demenizin sebebi neydi?

Benim ilk izlenimlerim her zaman tutmuştur. Dolayısıyla bir oyunu okuduğumda bana tesir etmezse kabul etmiyorum. Oyunu okurken hissin izleyiciye geçmesi konusu sürekli aklımda oluyor. “Ağaçlar Ayakta Ölür” oyununu okuduğumda seyirciye geçeceğine inandım. Oyunun konusu insancıl duygulardı. 70 senelik bir oyun olsa da insan duyguları değişmiyor. Bu sebeple oyunu kabul ettim. Yaşı ve tipi itibariyle de hiçbir zorlama gerektirmeyecek ya da sırıtmayacak, çok içime sinen bir rol oldu. Nedim’i tanıyorum, tiyatrosunu biliyorum, kaliteli işler yapıyor, ekibini tanıyorum o yüzden hiç düşünmeden rolü kabul ettim.

Sevdiğim işte bedava bile oynayabilirim

Gelen teklifleri değerlendirirken nelere dikkat edersiniz?

His benim için çok önemlidir. Yapacağım işin bir duygusu bana dokunmalı. Ya beni güldürmeli ya hüzünlendirmeli ya da kızdırmalı… Ama muhakkak benim bir duygumu harekete geçirmelidir. Bunun yanı sıra ben oynayacağım bu role ne katabilirim diye de düşünürüm. Rolde Nevra’nın bir dokunuşu olacaksa kabul ederim. Para en son düşündüğüm şey olur. Hayatım boyunca yaptığım işlerde para belirleyici unsurum olmadı. Sevdiğim işte bedava bile oynayabilirim. Yeter ki o rol bana güzel gelsin yeter ki tiyatroya giderken ayaklarım geri geri gitmesin. Mesela, şimdilerde sabah uyanıp tiyatroya gitmek için sabırsızlanıyorum. Neden çünkü ekibimi, arkadaşlarımı çok seviyorum. Oyunu izlemeye gelen seyircimizi çok seviyorum.

Aşkımız 45 yıl boyunca hep diri kaldı

Eşiniz Metin Serezli vefat edeli 7 yıl oldu. 45 yıllık evlilik ve bu süreçten bahsedebilir miyiz? Neler değişti hayatınızda onun yokluğuyla?

Tiyatro sahnelerinde başlayan aşk tiyatro kulislerinde devam etti. Doğumlar, çocuklar, mutsuzluklar, mutluluklar, ölümler, aileler… Her şey sahne üzerinde geçti. Metin annesini sahne üzerindeyken kaybetti, babasını turnedeyken kaybetti, ben annemi turnedeyken kaybettim, babamı dublaj stüdyosundayken kaybettim… Mesela, küçük oğlum Selim’in doğumu sırasında Metin turnedeydi. Ben hastanede doğum sancıları çekerken Metin apar topar yanıma gelmek için yola çıktı. O hastaneye girdiği anda Selim doğdu. Doktorum vücudun eşinin gelmesini bekledi dedi.

Hayatımız böyle enteresan anılarla sahne üzerinde geçti. Bugün iyi ki de öyle geçti iyi ki de Metin Serezli ile evlendim diyorum. Çünkü bütün bu enerjiyi Metin ile birlikte yaşadık. Onun oyunu, benim galam, onun turnesi, benim turnem derken mecburi ayrılıklarda yaşadık. Ancak bu mecburi ayrılıklarda sevgimizi, aşkımızı, heyecanımızı dinç tuttu. Ben turneye giderdim Metin telefonlar ederdi, mektuplar yazardı, birbirimizi çok özlerdik böylelikle aşkımız yeniden alevlenirdi. Bu sayede aşkımız 45 yıl boyunca hep diri kaldı. O yüzden biraz ayrılık iyidir diyorum çünkü sonra kavuşması güzeldir.

Yeni kuşağı televizyon ekranlarında ve sinemada daha başarılı buluyorum

Oyunculukta yeni kuşağı nasıl değerlendiriyorsunuz? Ne gibi eksikleri, artıları var?

Tiyatro sahnesine baktığımda yeni kuşaktan çok iyi oyuncu olur, Yıldız Kenter’in yolundan gider diyebileceğim bir iki kişi var. Ancak isimlerini vermem doğru olmaz. Yeni kuşağı televizyon ekranlarında ve sinemada daha başarılı buluyorum. Oynadıkları sahneleri bazen tekrar izlediğim ve helal olsun dediğim isimler var. Ama tiyatro sahnesi bambaşka bir şey. Kamera önünde beğenmediğiniz bir sahneye müdahale edebiliyorsunuz. Tiyatro sahnesindeyse üçüncü zil çalıp oyun başladığı andan itibaren oyunun sonuna kadar aynı performansı, etkiyi göstermeniz gerekiyor. Ve bunu genç kuşakta yapabilen birkaç kişi var.

Günümüzde sanata sanatçıya ilgi ve duyarlılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce sanat nasıl gelişir?

Sanat, okumayla, okullarla, okullarda verilen tiyatro ve sanat eğitimlerine ağırlık verilmesiyle gelişir. Daha anaokulunda çağındaki çocuklara tiyatroyu, sanatı aşılamakla gelişir. Bolca çocuk tiyatrosu var artık. Ancak bunlar ne kadar pedagog takibinde yapılıyor bilmiyorum. Henüz çok başarılı bir oyuna denk gelip torunlarımı götüremedim. Bu benim hatam da olabilir. Netice itibariyle çocuk tiyatrosu yapmak çok zor bir iştir. Çünkü oyunda yapılan en ufak bir hata çocuklar için çok kötü sonuçlar doğurabilir. O yüzden çok dikkatli olunmalı ve çocuk oyunları denetlemeli diye düşünüyorum.

Bir de olanak sağlamanın yanı sıra, sağlanan olanağın değerlendirilebileceği sahalar oluşturulmalı. Hayaller ülkesi Amerika’ya baktığınızda en küçük kasabasında bile kaç tane basket sahası kaç tane tiyatro sahnesi vardır. Bu yüzden sağlanan olanaklarla birlikte saha da olmalı ki gençler kendilerini bu sahalarda deneyim kazanarak geliştirebilsinler. Mesela, küçük yaşlarda verilen folklor eğitimleri bile o kadar önemli ki. Çocuk orada aldığı eğitimle belki dansçı olmaya karar verecek. Bunlar uzun vadede geleceğimize yapılan yatırımlardır.

Yakın zamanda televizyon ya da beyaz perde de yer alacağınız yeni bir proje var mı?

Şimdilik öyle yeni bir projem yok. Zaten neredeyse gün aşırı oynadığımız bir oyunumuz var. Bu tempoda televizyon için bir şeyler yapmam zaten mümkün değil. Ama yaz aylarında “Sihirli Annem” dizisinin sinema filmi projesi olabilir.

Haldun Dormen kitaplarında tiyatronun geçmişini, geleceğini anlatıyor

Gelecek nesillere aktarılması için meslek hayatınıza dair anılarınızın, tecrübelerinizin yer aldığı bir kitap kaleme almayı düşünmüyormuşsunuz?

Hiçbir zaman anılarımı, hayat hikâyemi yazmak gibi bir düşünce içerisine girmedim. Oynadığım oyunlar, roller, bilgi ve düşüncelerim tabi ki önemli ancak onları da çocuklarıma aktarabilirim. Sırf hayat hikâyesini anlatmayı başkaları da yapsa çok sevmiyorum. Ama mesela, Haldun Dormen kitaplarında tiyatronun geçmişini, geleceğini anlatıyor. Onunki sırf hayat hikâyesi değil ve dikkat ederseniz kendisiyle ilgili çok şey anlatmaz. Anlattıkları okuyanın tiyatroyla ilgili olan gelişimini, bakış açısını kuvvetlendirir. Müthiş deneyimler vardır o kitapta o deneyimler için okursun. Ben hayat hikâyemle daha fazla ne verebilirim ki diye düşünüyorum. Bir de herkes yazar olamaz birine anlatıp yazdırmakta bana faydalı bir iş gibi gelmiyor. İnanın şuan gerçekleştirdiğimiz bu röportaj çok daha faydalı bir iş diye düşünüyorum.

Yorumlar (0)
banner35
25
açık
Günün Anketi Tümü
Yerli veya yabancı aşılardan hangisini kullanmayı tercih ederdiniz?
Yerli veya yabancı aşılardan hangisini kullanmayı tercih ederdiniz?
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 40 84
2. Galatasaray 40 84
3. Fenerbahçe 40 82
4. Trabzonspor 40 71
5. Sivasspor 40 65
6. Hatayspor 40 61
7. Alanyaspor 40 60
8. Karagümrük 40 60
9. Gaziantep FK 40 58
10. Göztepe 40 51
11. Konyaspor 40 50
12. Başakşehir 40 48
13. Rizespor 40 48
14. Kasımpaşa 40 46
15. Malatyaspor 40 45
16. Antalyaspor 40 44
17. Kayserispor 40 41
18. Erzurumspor 40 40
19. Ankaragücü 40 38
20. Gençlerbirliği 40 38
21. Denizlispor 40 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 38 86
2. M. United 38 74
3. Liverpool 38 69
4. Chelsea 38 67
5. Leicester City 38 66
6. West Ham 38 65
7. Tottenham 38 62
8. Arsenal 38 61
9. Leeds United 38 59
10. Everton 38 59
11. Aston Villa 38 55
12. Newcastle 38 45
13. Wolverhampton 38 45
14. Crystal Palace 38 44
15. Southampton 38 43
16. Brighton 38 41
17. Burnley 38 39
18. Fulham 38 28
19. West Bromwich 38 26
20. Sheffield United 38 23
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 38 86
2. Real Madrid 38 84
3. Barcelona 38 79
4. Sevilla 38 77
5. Real Sociedad 38 62
6. Real Betis 38 61
7. Villarreal 38 58
8. Celta de Vigo 38 53
9. Granada 38 46
10. Athletic Bilbao 38 46
11. Osasuna 38 44
12. Cádiz 38 44
13. Valencia 38 43
14. Levante 38 41
15. Getafe 38 38
16. Deportivo Alaves 38 38
17. Elche 38 36
18. Huesca 38 34
19. Real Valladolid 38 31
20. Eibar 38 30
version="1.0" standalone="yes"?> <