Patriot & S-400

Bugün Patriot haberi ile uyandık. ABD Dışişleri Bakanlığının sosyal medya hesabından 3.5 Milyar USD değerinde Patriot füze sisteminin Türkiye’ye satışına FMS olarak adlandırılan Yabancı Askeri Satışılar kanalı ile onay verildiği haberi gündeme bomba gibi düştü.

Tabii ABD’de onay süreci devam ediyor. Ancak bir anda sürpriz yaşar gibi olsak da 3-4 ay önce F-35 satışının durdurulması ve ambargo uygulanması tasarısı sırasında ABD’de medyaya sızdırılan bir belgeyi hatırladık. Hatırlanacağı üzere biz Patriot ile ilgili hiçbir şey duymamışken orada Türkiye’ye muhtemel satılacak silah sistemleri yani verilmemesi istenenler içinde Patriotlar hatta AH-64 Apache helikopterleri vardı. Derken bir iki ay sonra Dışişleri Bakanı Sayın M.Çavuşoğlu’nun “Patriot füze sistemi için ABD ile görüşmelerimiz devam ediyor” açıklaması geldi.

Şimdi gelinen noktada henüz alıcı ve satıcı tarafında kesinlik yokken her iki tarafında niyetli olduğunu söylerken S-400’ü serüvenini hatırlayınız. Sürekli yapılan açıklamalara rağmen kredi sorunu çözülemeyince ben dahil alım kararı ile ilgili tereddütlü çok yazılar yazdık/yazıldı ama 2 yılın sonunda nihai anlaşma imzalandı. 2 yıl sürmesi ve acil ihtiyaç olmasından ötürü tabi ki haklı eleştiriler idi ama sonuçta hükümette o kadar spekülasyona rağmen sözünün arkasında durdu ve S-400’lerin ilk iki bataryası yani 1.Filosunu oluşturacak kısmı 2019’da teslim edilemeye başlanacak.

Peki S-400 varken Patriot neden alınıyor?

Bunun altında spekülasyonlarda söylendiği gibi Fırat’ın Doğusu’na yapılacak muhtemel harekât öncesinde ABD’nin gönlünü almak için değil. Evet kabul etmek lazım teknik yönü düşünüldüğünde entegre olmayacağı için çok verimsiz ve sıkıntılı bir kullanım yaşayacağımız S-400 biraz siyasi bir kararla alındı. Ancak batıya bir cevap idi ve şimdi Patriot için en fazla batı veya NATO ile olan ilişkilerimizde denge kurma ihtimali konuşulabilir. Yoksa harekât ile alakası olamaz çünkü belli ki Patriot aylardır müzakere ediliyor. Zaten 2016 yılında iptal edilen T-LORAMIDS ihalesi boyunca yani 9 yıla yakın ihaledeki üç adaydan biri idi. Aslında bence PAC (Patriot) alım kararı altında S-400 füze sisteminin anti-balistik yani balistik füze savunması kabiliyetine yönelik olarak tüm dünyada ve NATO’da olduğu gibi Türk yetkililerin de güvensizliği yatıyor.

S-400 YÜKSEK İRTİFA HAVA SAVUNMA SİSTEMİ OLARAK RAKİPSİZ

Evet, S-400 yüksek irtifa hava savunma sistemi olarak çok çok iyi ve adeta rakipsiz. Yani uçak, seyir füzesi, İHA gibi hava soluyan hedeflere karşı. Ancak balistik füze savunması/önlemesi konusunda aynı şeyi söyleyemeyiz. Hatta burada uzatmak istemiyorum başka mecralarda daha önceki yıllarda da uzun uzun yazdığım gibi bana göre SRBM dediğimiz kısa menzilli balistik füzeleri vurması çok zor. Bunu kısaca asla vurmaz demek manasında değil ama eğer on taneden bir iki tane kesişme sağlayacak ise bu sistemi anti-balistik olarak niteleyemeyiz. Zaten böyle bir test bilgisi, videosu, SSB veya Genelkurmay yetkililerine yapılan gösteri atışı vs. yok.

EKSİKLİK BALİSTİK FÜZE SAVUNMASINDAYDI

Dolayısıyla kademeli ve etkili bir hava savunma şemsiyesinin gereği olarak milli hava savunma füze sistemi Hisar-A ve Hisar-O’ya ilave Korkut çok namlulu topçu sistemiyle alçak ve orta irtifa hava savunma kademesini oluşturmaya çalışan Türkiye, envanterinde mevcut olan Amerikan yapımı Stinger, Hawk, Rapier füzelerini de bölgesel olarak yayarak bir hava savunma ağı oluşturmak istiyordu. Fakat burada çok çok önemli iki eksik vardı:” Yüksek İrtifa Hava Savunma” ve “Balistik Füze Savunması”.

S-400 VE PATRIOT'LA İKİ EKSİK DE GİDERİLİYOR

S-400 alarak yüksek irtifa hava savunmasını tamamlamaya çalışırken diğer eksik belirgin şekilde devam ediyordu. Üstelik etrafımız balistik füze cenneti iken. 

İKİNCİ AÇIĞIN ÇARESİ DE PATRIOT'TU

İşte ikinci açığın çaresi de dünya üzerinde gerçek savaşlarda gerçek balistik füzeler karşısında kendisini kanıtlamış Patriot sistemi idi. Alımı düşünülen veya onaya gönderilen 4 adet MPQ-65 radar balistik füze tespit, takip teşhis ve güdüleme kabiliyetli. Hemen söyleyeyim S-400 radarlarında da bu kabiliyet var hatta S-400 radarı hava soluyan hedefler için versiyona göre 400-570 km aralığında, balistik füzeler için 230-250 km aralığında. PAC radarı çok daha kısa menzilli. Ancak GaN yani Galyum Nitrür teknolojisi ve AESA (Aktif elektronik taramalı Dizisi) teknolojisi barındırmakta. Fakat esas fark burada da değil fark füzelerde.

S-400 HAVA SAVUNMA İÇİN

S-400’ün hava savunma için 125 ila 400 km gibi olağanüstü bir menzili olan füzeleri var. Bize verileceğin en faza 250 km menzilli olanlardan olacağı söylenmekte. Bu menzil de çok kulağa hoş geliyor ama bunlar hava soluyan hedefler için yani balistik füzeler için değil. Balistik füze için ise 60 km. Balistik füze savunmasında marifet yataydaki menzilden ziyade irtifa sınırında ve füze niteliğinde. Balistik füze angajmanı yapan füzesi 60 km menzil 30 km irtifa sınırına sahipken PAC-3 MSE füzesi 40-45 km irtifaya sahip. Üstelik TVC güdümlü ve S-400 füzelerinde olmayan burun thruster’leri yani resimde gördüğünüz roketçiklere, kanallara sahip.



DEFALARCA SAVAŞTA TEST EDİLDİ

Bunlar füzeyi balistik füze ile kesişme sağlaması için kanatçıklardan başka ekstra yönlendirirken gerek güdüm sistemi gerekse radarı çok daha başarılı ve defalarca savaşta mecburen test edilmiş ve hala Yemen-Suudi Savaşı’nda test ediliyor. Burada sık söylenen bir itirazı hemen cevaplamak isterim. O da PAC’ların başarı oranının çok düşük olduğu. Evet bu oran Körfez Savaşı’nda Saddam’n attığı Scud türevi El-Hüseyin benzeri füzeler karşısında İsrail ve diğer Körfez ülkelerindeki bataryalar için %40 ve %70 idi. Hatta ABD ve LM firması yıllarca %90 dese de sonradan savunma bakanlığı itiraf edip gerçek rakamı açıkladı. Ancak balistik füze savunması başka hiçbir savunma türüne veya füzeye benzemez. Sebebi çok basit: atmosferden dünyaya doğru dalan savaş başlıklarında daha hızlı bir hedef dünya üzerinde kul yapımı olarak yok. Var ama asteroidler. Onlara da yapılacak bir şey yok. Dolayısı ile hele gerçek savaşta %50 oranla balistik füze önlemiş bir sistem mevcut değil. Bugün dünyanın en iyi anti-balistik füzesi sayılan SM-3 (ABD) bile bazen testlerde kesişme sağlayamıyor hatta ABD’de bile medya bunu tenkit edince füze savunma uzmanlarının hiç oralı olmadığını gülücükler eşliğinde seyrediyorum.

SAVUNMA HEM S-400'E HEM PATRIOT'A EMANET EDİLECEK

Yani sonuç olarak Türkiye yüksek irtifa hava savuma sistemini S-400’e emanet ederken, balistik füze savunma sistemini de Patriot PAC-2 GEM-T 20 adet lançer yani 80 adet atışa hazır füze ve 60 adet PAC-3 MSE füzesine emanet diyor.

PAC-2 GEM-T hem hava soluyan yani uçak gibi hedefler ve taktik balistik füzeler içinken PAC-3MSE ABD’deki testlerde pilotsuz hale getirilmiş QF-4 Phantom savaş uçağını vursa da esas olarak balistik füze savunma yani anti-balistik füze olarak üretilmiştir.

Konre bildiriminin en yüksek rakamdan yapıldığını da not düşerek yani alım miktarının 3,5 Milyar USD’in altında tahmini 2,5-3 arası olacağını da ekleyerek daha önce çeşitli yerlerde yazdığım S-400 ve Patriot makalelerinden teknik özellikleri aktarmak istiyorum.



S-400 TRIUMF: UÇAK KALDIRMAKTAN DAHA AZ MALİYETLİ

Almaz-Antey üretimi S-400 Triumf (Zafer) Yüksek İrtifa Hava Savunma Sistemi (NATO kod adı: SA-21 Growler/Homurdayan ayı) 1999’lı yıllarda bir önceki sistem olan S-300’ün P/V/PMU2 modellerinin geliştirilmesi ile ortaya çıktı. Başlangıçta S-300-PMU-3 olarak adlandırılan sistem radar ve yazılım farklarının yanı sıra, S-300PMU2’de kullanılan 48N6E ve 48N6E2’ye ek olarak dört yeni füze ilavesi ile daha da güçlendi ve S-400 doğmuş oldu. Dünyanın en kabiliyetli hava savunma sistemlerinden biri olan S-400’ü sadece yüksek irtifa da uçak avlayan bir füze olarak görmemek lazım. Yüksek irtifa hava savunma füzesi demek ayrıca uzun menzilli de demektir ki bu çok büyük bir taktik avantajdır. Yani Ege’de hava sahanızı ihlal eden bir Yunan uçağı için F-16 kaldırıp personeli, uçağı riske atacağınıza 250 km menzilli bir füze ateşlemek çok daha verimlidir. Barış zamanı kilit atabilmek ile uçak kaldırmak arasında da korkunç bir maliyet farkı vardır.

Teknik özelliklerine geçmeden önce çok kısa olarak hava savunma mimarisinden bahsetmekte fayda var. Hava savunma sisteminin caydırıcı ve başarılı olması isteniyorsa kademeli bir füze bataryası yerleşimi ile yaygın bir radar kapsama alını oluşturulmalıdır. Bunların bile coğrafi şartlardan dolayı yeterli olmadığı günümüzde erken uyarı ve kontrol uçakları gibi alternatif sensörlerin erken uyarı amaçlı mutlaka devreye girebilmesi gerekmektedir. Çok alçak, alçak, orta, yüksek ve çok yüksek irtifa olarak kademeli ve bir şekilde iç içe geçmiş hayali çeyrek küreler şeklinde yerleştirilen hava savunma sistemleri ancak bu şekilde etkili bir savunma yapabilir. Her ayrı tehdit türüne karşı ayrı bir nitelik ve teknik değerlerdeki füze çeşidi bulunması gerekir. Şöyle ki, hava savunmasına füze savunmasını da dahil ederek konuşursak hava ve balistik füze savunma sistemi; kademeli, her ayrı hedef için ayrı irtifa ve menzile hitap eden ayrı füzelerin olduğu, tüm radar, erken uyarı uyduları, gemilerdeki mobil radarlar ve havadan erken uyarı sistemleri ile C2BMC komuta-kontrol merkezlerinin tamamen entegre bir şekilde çalışması şartının yerine gelmesi ile mükemmelleşir. THAAD, SM-3 gibi füzelerin hava savunma yanında balistik füze savunmasındaki başarılı denemelerinin sırrı da budur.

48N6E3 VE 40N6 FÜZELERİ

Sisteme S-300’den sonra ilave edilen ilk füzelerden biri 48N6E3/48N6DM (uzun menzilli), kademeli olarak geliştirilmiş 48N6E2 versiyonudur ve 240 km menzile sahiptir. Standart TEL yani 5P85TE2 / SE2 taşıyıcı araçlarını kullanır.

S-400'e eklenen ikinci füze, AWACS (Erken uyarı ve kontrol uçağı, hava kuvvetlerimizdeki E-7T gibi) ve JSTARS(EC-135 C4ISR elektronik izleme ve kara sistemleri tespit uçağı) gibi yüksek değere sahip ancak cephe hattının gerisinde uçan büyük gövdeli uçakları imhayı amaçlayan füzesidir. Yukarıda bahsettiğim aktif ve yarı aktif radar güdümlü arayıcı başlıkla ile donatılmış, 398 km menzilli yeni 40N6'dır.

48N6E2'nin yaklaşık iki katına çıkarılan menzili, iki kademeli veya daha büyük itici güze sahip çok daha büyük bir motor gövdesi anlamına geliyor. 2010'da Rus üst düzey subaylarına atıfta bulunan Rus basınında yapılan haberlerde, 40N6 menzili 240 deniz miline (398 km) kadar büyük olabileceği, testlerin tamamlandığını ve üretime gireceğini belirtilmiştir.

9M96E VE 9M96E2 FÜZELERİ

Amerikan Patriot PAC-3 füzeleri ile eşdeğer olması amaçlanarak üretilmiştir. Ancak düşük ve orta irtifa hava hedeflerine karşı tasarlanmıştır. Bunlar 9M96E ve 9M96E2, daha büyük bir motor ile donatılmış olan ikinci versiyonla özdeş 96M6E'nin 21.6 Deniz Mili (40 km), 9M96E2’nin ise 64.8 Deniz mili (120 km) menzilleri ve 66 kft (20116 metre) ve 100 kft'a (30480 metre) kadar irtifa yeteneğine sahip oldukları ileri sürülür.

9M96 füzeleri, direkt darbe için tasarlanmış yani çarparak imha eden (hit-to-kill), angajman zarfı boyunca son derece yüksek G ve keskin dönüşlü manevralar yapabilmesi için kanards ve iticiler kullanmaktadır. Bir atalet seyrüsefer/navigasyon paketi 30N6E2 / 92N6E radardan bir veri hattı ile orta yol fazında güdülenmek için faydalanır. 53 lb'lik (24 kg) patlamalı/parçalanma savaş başlığı, akıllı bir radyo sigortası ile savaş başlığı zamanlamasını kontrol etmek için kullanılır

Füzelerinin menzilleri kesin olmamakla birlikte açık kaynaklar verilerine göre;

-48N6E: 150 km

-48N6E2: 200 km

-9M96E: 40 km

-9M96E2: 120 km

-9M83M / 9M82M: 400 km

Füzelerin hızları ise 4800km/s veya 5 Mach sınırındadır.

Radar menzili versiyona göre 400 ila 570 km hava soluyan hedefler için, balistik füzeler için ise 230 ila 250 km arasındadır.

PATRIOT

-MIM-104A

-MIM-104B (PAC-1)

-MIM-104C (PAC-2)

-MIM-104D (PAC-2-GEM) (Taktik balistik füze önleme GEM-T, Seyir füzeleri GEM-C)

-MILM-104F (PAC-3)

-PAC-3 MSE MEADS (ABD/Avrupa müşterek orta menzilli hava savunma sistemi MEADS sistemi de PAC-3 MSE füzesini kullanır),

Şeklinde çeşitli türevleri olan ve ilk kez 1983 yılında operasyonel hale gelen Pariot’ların Amerikan ordusundaki tüm bataryaları 1992 yılında GEM konfigürasyonuna çevrilmiştir. Bunun ana sebebi ise bir yıl önceki körfez savaşındaki Scud TBM’lerine (Taktik Balistik Füze) karşı başarı oranının (kimilerine göre başarısızlık) %50’nin altında olması.

Patriot’lar 1991 yılında Birinci Körfez Savaş’ından sonra ikinci kez bölgede hava ve füze savunması için konuşlandırılmıştı. Irak’a Özgürlük Operasyonu (OIF) kapsamında 2003 yılında yerleştirilen PAC-3, GEM ve GEM+ füzeleri Al-Samoud-2 ve Ababil-100 gibi TBF’leri yüksek oranlarda yakalayıp imha etmeyi başarmışlardı.

GEM-T ise PAC-3 füzesinin bir tamamlayıcısı olarak, hava soluyan hedefler, cruise (seyir) ve balistik füzeleri önlemek için geliştirilmiş yetenekli bir konfigürasyondur. İlk GEM-T teslimatı ise 2002’de yapılmıştır.

Birinci Körfez Savaş’ında genellikle balistik füze önleme görevlerinde iki Patriot birden fırlatıldı. Bazen bu sayı dörde de çıktı. Patriot’un kendi radarının menzili sınırlı olduğundan düşman topraklarından ateşlenen balistik füze ilk önce DSP uyduları ve X band radarlar tarafından tespit edilerek Patriot komuta-kontrol aracı uyarılır. (Körfez savaşında Malatya’da konuşlu X band radar AN/TPY-2 yoktu. Bu sebeple sadece DSP uyduları Scud’ları tespit ediyordu. NATO ve ABD’nin AWACS uçakları E-3C’ler de mevcuttu. Ancak gerek kullandıkları radar frekans bandının balistik füze tespiti için yeterli olmaması gerekse tepelerindeki tepsi radarın her on saniyede bir tur dönmesinden dolayı balistik füze gibi çok hızlı bir hedefin radar ekosuna 10 saniyede bir yansımasından sağlıklı tespit ve takibin zor olması onları bu konuda etkisiz kıldı).

Güdüm Sistemi,

PAC-3 türevine kadar Patriotlar yarı aktif radar güdüm sistemini kullanmakta ayni zamanda hedefe doğru yönlendirilmesini de TVM (füze üzerinden takip-track via missile) sistemi ile gerçekleştirmekteydi. PAC-2 konfigürasyonlarında TVM güdümlemesi için ilk emir ve yönlendirmeler downlink kullanılarak iletilir, düzeltme konutları ise uplink üzerinden füzeye iletilmektedir. Ancak PAC-3 füzesi ile buruna takılan resimde gördüğünüz radar anteni ile füze Aktif Radar güdüm sistemine kavuşmuştur. Buna rağmen Aktif Radarın yanısıra yerden yönlendirilebilme kabiliyetini kaybetmemiştir.

PAC-2 İLE PAC-3 ARASINDAKİ FARKLAR VE TEKNİK ÖZELLİKLERİ

-PAC-2 uçuşun ilk aşamasında Yarı Aktif Radar son aşamasında ise TVM güdümlüdür. PAC-3 ise terminal safhasında Aktif Radar güdüm kullanır yani burunda radar anteni vardır. (AR güdümlü havadan-havaya füzeler gibi).

PAC-2’de ki TVM (füze üzerinden takip-track via missile) güdüm sistemi radarın hem hedefi hem füzeyi takip etmesi gerektiğinden ve komutları radyo link (uplink-downlink) üzerinden verdiğinden çok hızlı olan balistik füzeleri önlemek için yeterli süratte komut veremiyordu. Bu sebeplerle uçaklar için yeterli olsa da balistik füzeler için yeterli bir güdüm sistemi değildi.

-PAC-2 yönlendirmesini sadece kanatlarla yapar, aslen hava soluyan hedefleri vurmak için üretilen bu füze Birinci Körfez Savaş’ında birazda acele ile yazılım güncellemesi ile TBM önleme amacıyla hizmet etmiştir. Ancak 4 ila 5 Mach hızdaki Scud’lar karşısında manevra kabiliyeti yetersiz kalmıştır. PAC-3 ve türevleri ise tam bir ABM (anti-balistik füze) olarak kısa menzilli TBM yani SRBM önleme kabiliyetine sahip füze olarak tasarlanmış ve iki sıra kanatçık ile buruna yakın 180 adet thruster’le donatılmıştır. (Fuarda çektiğim resimde görülen)

-Standart bir PAC-2 lançerinde her bir kanister içinde bir adet olmak üzere 4 füze bulunurken PAC-3 de 4X4, 16 adet bulunur. Bununla birlikte teknolojik yenilikleri içerse de PAC-3, PAC-2’ye aynı uzunlukta olsa bile daha ince, daha hafif ve bunun sonucu olarak ta etkili menzili ile azami irtifası daha düşüktür.

-Her ikisi de hedef bilgilerini almak ve yerden yönlendirilebilmek amacı ile “C” band veri yolu kullanır.

-PAC-2’ler 90 kg’lık harp başlığı taşır, PAC-3’ler ise kafa-kafaya çarparak imha eden füze tasarımına sahiptir. Harp başlığı sadece 15 kg. Bu değişiklik Birinci Körfez Savaş’ında alınan derslerin sonucudur. Çünkü PAC-2 füzesi hedefi direk çarpıp patlamak yerine proximity sensörlü tapa sayesinde hedefin yanından geçerken harp başlığını detone ederek parça tesiri ile imha etmeye çalışır. Hedef önünde patlayan bir parçacık duvarı oluştururlar.

-PAC-2 de komuta merkezinden 10 km uzağa konuşlandırılabilen füze bataryaları PAC-3’de 30 km’ye kadar uzağa çekilebilir. M901 fırlatma araçları ile komuta merkezi arasındaki haberleşme ESC fiber optik kablo döşenmesi veya VHF(SINCGARS) veri bağlantısı üzerinden sağlanır.

OPERASYONEL BAŞARI ORANI

Ocak 91’de başlayan ve 42 günde biten Birinci Körfez Savaşı’nın kara harekatı ise 100 saat sürmüştü. Bu savaşta Patriot bataryaları Irak füze tehdidine karşı savunma yapmak için İsrail ve Suudi Arabistan’da konuşlandırıldı. Ancak yüksek başarı oranı yakaladıklarını söylemek zordu. PAC-2 gerçek savaşta kullanılan ilk anti-balistik füze idi. Saddam’ın Suudi Arabistan ve İsrail içerisine fırlattığı 88 modifiye edilmiş Scud füzesine (El-Hüseyin gibi) PAC’lar tarafından savunma yapıldı. 157 adet fırlatılan PAC ile 51 adet SRBM imha edilmiş oldu.

Bir iddiaya göre; Şubat 1991 yılında Başkan Bush Raytheon şirketinin Patriot üretim tesislerine ziyarette bulunduğunda kendisine Birinci Körfez Savaşı’nda Saddam’ın fırlattığı 42 adet Scud (R-17) TBM’sinden 41 adedini vurduklarını iddia ettiler. Yani başarı oranı %97 idi. Bu oran daha sonra Amerikan Ordusu tarafından Suudi Arabistan’a atılan Scud’lar için %80, İsrail’e atılanlar için ise %50 seviyesine çekildi. En sonunda ise %70 ve %40 olarak açıklandı veya kabul edildi. Körfez Savaşlar’ından sonra analistler Patriot performansını sorgulamaya başladı. Ordu ve Patriot'ın üreticisi Raytheon Şirketi ısrarla sistemini savundu ve Patriot’ların bir Körfez Savaşı başarı hikayesi olduğunu iddia ettiler.

İkinci Körfez Savaşı’nda birinci savaştaki PAC-2 ler yerine daha önce belirttiğim gibi PAC-3, GEM ve GEM+ füzeleri kullanılmış ve az sayıda fırlatılan TBM karşısında %100 başarı oranı yakalanmıştır. (Ancak şunu belirteyim ki birinci savaştaki gibi çok yoğun Scud saldırısı olsa idi durum ne olurdu yine %100 olur muydu? Kanaatimce söz konusu balistik füzeler ise önleme yapan ABM ister PAC ister S-400, Aster, Iron-dome, THAAD gibi her türden ABM için %100 başarı oranı bugünün teknolojisinde imkânsız olup mutlaka kaçırılan hedefler olacaktır).

Birinci Körfez Savaşı’nda CNN canlı yayınını benim gibi izlemiş olanlar hatırlayacaktır. İsrail’e atılan Scud türevleri halkta büyük bir paniğe sebebiyet vermişti. Ancak Patriot’ların başarı oranı düşük olsa da büyük bir rahatlamaya sebebiyet veriyordu. Bazen de Scud çok alçakta vurulduğundan parçaları yere düşünce yine zarar vermeyi başarıyordu. Hatta bir forumda güvenilir bir arkadaşımızın paylaştığı hatırasına göre Körfez Savaşı’nda Suudi başkenti Riyad’da Scud saldırılarında ilk zamanlar biyolojik başlık taşıması tehlikesine karşı alarmlar çalınca kapı pencereleri bantlayıp gaz maskelerini takarak alarmın bitmesini bekliyorlarmış. O sırada kendisi de Riyad’da olan arkadaşımız anlattığına göre sonraları ise Patriot’lar çok sayıda Scud füzesini imha etmesi ve herhangi bir biyolojik saldırı olmaması sebebi ile Riyadlılar fotoğraf makinelerini alıp balkonlardan Scud’ların vurulmasını seyrettiklerini aktarıyordu. Bu örneği şunun için veriyorum; demek ki Patriotlar %100 başarı gösteremese de Suudi halkının endişelerini gidermiş ve sadece füze savaşını değil psikolojik savaşı da kazanmıştır.

PATRIOT KULLANICISI ÜLKELER

ABD, Almanya, Danimarka, Hollanda, Yunanistan, Polonya, İspanya, Kuveyt, İsrail, Ürdün, Katar, Suudi Arabistan, Mısır, BAE, Bahreyn, Hindistan, Japonya, Güney Kore ve Tayvan’dır.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Serguzest i âlem
Serguzest i âlem - 8 ay Önce

Cok istifade ettim ,hakikaten gayet acik ve Genoa malumat vermissiniz insaAllah bu sistemlerin kendi mamulatimiz olanlarina da en kisa zamanda kavusur Devletimizin emniyetini ve yuksek cikarlarini Muhafazada kimseye muhtac olmayiz.Yabancinin sattigi alet ancak onun musaade ettigi kadar bize faideli olur .Bunun aci tecrubeerini hep yasadik .Hem
Paramizi alirlar Hem de ihtiyac oldugunda sap gibi meydanda birakirlar..

banner8

banner19

banner6

banner17