'Osmanlı kadar iftiraya uğramış ikinci bir devlet yok'

Sanatın ve kitabın nabzını tutmaya devam eden Kitabın Ortası Dergisi, Kasım sayısında tarihçi-yazar Ahmet Şimşirgil ile Osmanlı tarihini ve yazarın yeni çıkardığı “Osmanlı Gerçekleri” kitabının detaylarını konuştu.

'Osmanlı kadar iftiraya uğramış ikinci bir devlet yok'

Kitabın Ortası (KO) Genel Yayın Yönetmeni Ezgi Aşık'a konuşan Tarihçi-yazar Ahmet Şimşirgil  Osmanlı dönemi ve yeni çıkardığı “Osmanlı Gerçekleri” kitabını anlattı. Şimşirgil, “Kölelik ve cariyelik konusu belki de Osmanlılar hakkında en fazla yanlış yorumların yapıldığı bir husustur. Burada Osmanlıya atılan iftiraları ve meselenin gerçek noktalarını en geniş şekilde ele aldık. Şeyh Bedreddin olayı ve Emir Timur hakkında yanlış bilinenler hususunda özel bölümler ayırdık. Nihayet Yavuz Sultan Selim Han hakkındaki iddiaları kitabımızda çok geniş bir şekilde değerlendirdik.” diyor.

Yeni çıkardığınız “Osmanlı Gerçekleri” kitabını hangi maksatla ele aldınız?

Osmanlı gerçekleri kitabım bir serinin devamıdır. Şimdi serinin ikinci kitabı çıkmış oldu. Bu seride Osmanlı’nın tartışmalı mevzuları soru-cevap şeklinde işleniyor. Serinin birinci kitabında daha çok kuruluş devri ile ilgili tartışmalı noktalar ele alınmıştı. Bunda ise devamındaki konular işlenmeye çalışıldı.

Osmanlı Doğru Aktarılmıyor

Osmanlı’ya dair toplumun yanlış bildiği hangi noktalar var?

Osmanlı’ya dair bilinen yanlış noktaları sadece isim olarak yazsak inanın bir kitap tutar. Meşhur tarihçimiz Halil İnalcık Bey’in de altını çizdiği çarpıcı bir tespit vardır: Dünya tarihi içerisinde Osmanlı kadara iftiraya ve hakarete uğramış ikinci bir devlet ve millet gösteremezsiniz. Bu söz, el-hak doğrudur. Osmanlının hangi padişahını hangi devresini hangi dönemini ve hangi teşkilatını ele alırsanız alınız karşınıza mutlaka bir yanlış anlama, yanlış değerlendirme veya iftira çıkacaktır.

Mesela, yedi asır kullandığı, eserler verdiği, dilini-yazısını ele alırsınız nice aleyhte sözler söylenmiştir. Aile yapısını ele alırsınız nice iftiralar atılmıştır. Padişahları tek tek ele alırsınız yine bir takım yalan yanlış haberlerle karşılaşırsınız!

Gençler Bunları Yanlış Biliyor

Kitabınızın yazım sürecini de konuşmak isteriz. Neden “Osmanlı Gerçekleri”?

Ben yirmi yıldır konferanslar veren birisiyim. Osmanlı tarihinin hemen her dönemi ile ilgili olarak liselerde, üniversitelerde, derneklerde, belediye kültür merkezlerinde konuşmalar yapıyorum. Bu konferanslarımda soru almak suretiyle aktif bir sohbet gerçekleştirmekteyim. O kadar çok yanlış bilgi var ki anlamak mümkün değil. Zira romanlarda, filmlerde, dizilerde tiyatrolarda hep yanlış bir tarih imajı oluşturuldu. Bunu düzeltmek neredeyse mümkün değil.

'LİSELERDE EN BÜYÜK OSMANLI HÜKÜMDARI KİM' DİYE SORSANIZ...

Şu an liselerde “Osmanlı Devletinin en büyük hükümdarı kimdir” diye sorsanız, Ertuğrul Gazi birinci sırada çıkmazsa kesin ikinci çıkar. Düşünün ki 36 Osmanlı padişahı içerisinde ismi dahi yok. Üç senedir yayımlanmakta olan bu dizinin içerisine o kadar, yalan yanlış ve hayali senaryolar eklendi ki çözmek mümkün değil. Gençler bunların hangisinin yalan hangisinin doğru olduğunu nasıl bilecekler söyler misiniz?

Keza birkaç sene önce yine üç sene boyunca gösterimde kalan “Muhteşem Süleyman” dizisi vardı. Ben o dizi için; “Doğru tek bir karesi olmayan bir dizi. Her karede bir, üç, beş hata gösterebilirim. Fakat siz doğru tek kare gösteremezsiniz.” demiştim. Tarihimizin altın sayfalarından Kanuni Sultan Süleyman devrini konu ediniyordu. Padişahından sarayına, padişah hanımlarından şehzadelere, Şeyhülislâmlarından cariyelere kadar olmadık iftiralar atılmıştı. O zamanlar gittiğim konferanslarda bana yöneltilen soruların yüzde doksanı bu dizi ile ilgiliydi. Maalesef, insanlar bütün bu anlatılanları gerçek zannediyordu.

Bu itibarla kafaları karıştıran tartışmalı konuları yazma ihtiyacını hissettim. Bunları seri halinde, inşallah beş kitaplık bir seri halinde yazmayı planlamış oldum. Şimdi ikincisi okurları ellerine ulaşmış bulunuyor.

Peki, kitabınızda hangi konuları işlediniz?

“Osmanlı Gerçekleri 2” kitabımda tartışmalı pek çok konu işlendi. Öncelikle harf devrimini ve Türkçe konusunu ele aldık. Osmanlı padişahları, Türkçeye değer vermediler mi bunu işledik. Yine Osmanlıların Türkleri öteledikleri ve devlet kademelerinde yer vermedikleri, çok fazla iddia edilmektedir. Hatta malumunuz “Etrak-ı bî-idrak” diyerek kötüledikleri tezi meşhurdur. Bunların nereden kaynaklandığını ve doğru olup olmadığını her yönüyle ortaya koymaya çalıştık.

Yeniçerileri Değerlendirdik

Yeniçerilerle ilgili akla gelebilecek bütün sualleri ve yeniçerilerin Bektaşi Ocağı ile ilgisini açıkladık. Osmanlıların fetih yöntemleri önemli bir husustur. Onların seferlerdeki maksatları hakkında değişik rivayetler çoktur. Bu konu eserimizin bir bölümünü teşkil etti. Keza Osmanlıların en merak edilen konularından biri lojistiğidir. Yüz bin kişilik orduları nasıl yürüttüler, ihtiyaçlarını nasıl gördüler? Herkes tarafından merak edilmektedir. Bu hususta okuyucularımızı en geniş şekilde bilgilendirecek verileri sunduk.

Kölelik ve Cariyelik Dönemi

Kölelik ve cariyelik konusu belki de Osmanlılar hakkında en fazla yanlış yorumların yapıldığı bir husustur. Burada Osmanlıya atılan iftiraları ve meselenin gerçek noktalarını en geniş şekilde ele aldık. Şeyh Bedreddin olayı ve Emir Timur hakkında yanlış bilinenler hususunda özel bölümler ayırdık. Nihayet Yavuz Sultan Selim Han hakkındaki iddiaları bu kitabımızda çok geniş bir şekilde değerlendirdik. Selim Han, saltanatı darbe ile mi ele geçirdi? Yavuz Sultan Selim neden sefer harekâtı için doğuyu seçti? Şah İsmail ile mücadelesinin iç yüzü neydi? Şah İsmail, Osmanlı ülkesi üzerinde hangi emeller peşindeydi? Yavuz, halifeliği gasp etti mi? Yavuz’dan önce Osmanlı padişahları halifelik unvanlarını kullanıyorlar mıydı? Bu hususlar teker teker ele alındı. İnşallah okurlarımın istifade edeceklerini ümit etmekteyim.

Okunmayan İnsan Öğrenemez

“Osmanlı hakkında iftiralar çok diyorsunuz.” Peki, gençlerin Osmanlı’yı doğru anlaması noktasında neler söyleyebilirsiniz?

Birincisi şu gerçeği açıkça ifade edelim. Çok acı bir gerçek ama gençlerimiz az okuyorlar. Okumayan insan öğrenemez. Dibi görünmeyen gölde yüzülmez, demişler. Bulanık sularda yüzmeye kalkışmak genelde boğulma ile son buldur. Gençlerimizde genelde en güvenilmez bilgilerin dolaştığı internet ortamında geziniyorlar. İnternet neredeyse bir doğruya ulaşmak için bin yanlış bilginin geçtiği bir ortam. Maalesef, burada da yanlış bilgiler ediniyorlar. Oysa canı kurtarmak için nasıl dikkat ediliyorsa bilgi için de aynı dikkat ve hassasiyet göstermemeli. Seçici olmalıyız. Objektif bilim adamlarının kitaplarını gençlerimize okutmalıyız. Farklı fikir adamlarının kitaplarını çaprazlama okumak da gencin ufkunu açar.

Doğru ve Objektif Bakış İçerisinde

Tarihi, dizilerden öğrenmeye çalışan veya internet bilgileriyle yetinen gençlerin Osmanlıyı doğru anlaması maalesef mümkün değil. Yalan bilgilerle doğruyu anlamak nasıl olacak? Hâkim yanlış bilgilerden hareket ederek doğru kararı verebilir mi? Yanlış adrese mektup gider mi? Bu kadar iftira ve yalan bilginin ortasında kalmış Osmanlıyı da doğru anlamak mümkün olmaz. Ancak doğru ve objektif ilmi eserlerden hareketle doğru netice ve anlama mümkün olabilir. Şu an Osmanlıyı doğru anlayabilmek için yine kitaptan başka bir adres gösteremiyorum.

Sanat Ruhlu İnsanlar Vardı

Osmanlı sultanlarının sanata ilgilerini konuşmak istiyorum. Çok kültürlü ve köklü bir tarihi olan Osmanlı’da sanat nasıldı?

Osmanlı kültür ve medeniyeti dediğiniz zaman ciltler dolusu kaynak karşınıza çıkıyor. Her beldede karşımıza çıkan camileri, mescitleri, medreseleri, hanları, hamamları, çarşıları, evleri, çeşmeleri Osmanlının hangi eserini ele alırsak alalım bir sanat harikası ile karşılaşmıyor muyuz? Yazılarını, hat sanatı ile güzelleştirmediler mi? Kitapları, tezhip ve minyatür sanatı ile bambaşka bir zarafete bürünmedi mi?

Sanata ve Estetiğe Bakış

Osmanlılar, “Allah Teâlâ güzeldir güzeli sever.” düsturu ile hareket etmişlerdir. Yaptıkları her işi bir sanat ustası edası ile işlemişlerdir. Acele yetiştirmek onların defterinde yazmaz. Güzel yapmak en büyük prensipleridir. Maksatları para değildir, ihlas ve samimiyettir. Niyet ve maksat güzel olunca eser de muazzam oluyor.

Padişahların hepsi sanatçı ruhludur. Savaşlardan başını alamayan Osmanlı hükümdarlarının bir yandan da ne kadar içli ve duygulu gazeller yazdıkları herkesin malumudur. Sanata ve estetiğe karşı olan bir Osmanlı padişahı gösteremezsiniz. Onların şu ifadeleri sanata ve halka nasıl baktıklarının en güzel göstergesidir:

“Hüner bir şehir bünyad eylemektir,

Reaya kalbin abad eylemektir.”

İnsanı İlimle Buluştururlardı

Gittiği her yere medeniyet götüren Osmanlı’da sosyal yaşam nasıldı?

Osmanlı bir İslâm devletiydi. Osmanlı toplumunda en bariz görülen husus, İslâm ahlakıydı. Toplumun fertlerine bu ahlak aşılanmaya çalışılırdı. Öğrenme ve edep beşikten mezara kadar devam ederdi. Osmanlı da halkın hangi meslekte bulunursa ve hangi statüde olursa olsun; cami, mescit, medrese, zaviye, tekke veya dergâh ile bir bağlantısı mutlaka olurdu. Buralarda öncelikli hedef ise insanı ilimle ve edeple mücehhez kılmaktı.

Osmanlı Ahlak Toplumudur

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” prensibinin gereği kaliteli bir toplum oluşturmaktır. Zira insan ilimle yaşar. Cahil ise ölüdür. Cahili ölü kabul etmişlerdir. Dolayısıyla Osmanlı toplumu bir ahlak toplumu olarak ortaya çıkmıştır. Sosyal hayatta herkes işi ile meşguldür. İnsanların en büyük arzusu başka birini sevindirmektir. Bu itibarla diğerkâmlık en yüksek düzeydedir. Bu anlayış, vakıf medeniyetini oluşturmuştur. Bugünkü sosyal devlet gereğini Osmanlılarda vakıf eserleri karşılamaktadır. Ve bu müessesenin arkasında Osmanlı insanı vardır.

Birlik ve Beraberlik Duygusu İçerisinde

Biz ise daha yeni yeni bu anlamda sivil toplum kuruluşlarını güçlendirmeye çalışıyoruz. Hâlbuki Osmanlıların en mühim hususiyetleri bu idi. Bu durum güçlü, anlaşan, birbirini tanıyan, saygı gösteren ve paylaşan bir toplum yapısını ortaya çıkarıyordu. Acıda ve sevinçte paylaşan olmak toplumun elbette ki birliğini, beraberliğini ve muhabbetini sağlamada en birinci unsur olmaktaydı.

Seriyi Tamamlıyorum

Yakın zamanda hayata geçirmeye çalıştığınız yeni bir projeniz ve kitabınız var mı?

Şu anda yürüyen iki projem var. Birincisi az önce söylediğim gibi “Kayı” serisi. Şu anda serinin 11. Kitabındayım. Burada Sultan II. Abdülhamid sonrasında Osmanlı Devleti’ni yazmaktayım. Bu eser ile birlikte inşallah “Kayı” serisi tamamlanmış olacak.

Osmanlı Dönemi ve Şahsiyetler

İkincisi ise “Otağ” adlı serimdir. Burada ise Osmanlı öncesinde tarihte rol oynamış büyük şahsiyetleri konu edinmekteyim. “Otağ 1, Büyük Doğuş” eserimde Türklerin İslâm’ı kabulü ile birlikte ilk Müslüman Türk Devleti olan İdil Bulgarları ve onun hakanı Almış Hanı konu edindim. “Otağ 2” kitabımda ise Türkiye’de en yanlış bilinen hükümdarlardan Emir Timur’u yazdım. Mutlaka okunması ve değerlendirilmesi gereken bir eserdir. Sultan Alparslan ve Melikşah, Babur Şah, Gazneli Mahmud, Abdülkerim Satuk Buğra Han ve Selahaddin Eyyubi gibi sultanlar da inşallah bu seride yerlerini alacaklar. Bu arada “Osmanlı Gerçekleri” serisinin de devam edeceğini belirtelim.

Başucu kitabınız var mı?

Başucu kitabım, İmamı Rabbani hazretlerinin Mektubat’ıdır. Her gün bir mektup okumaya çalışırım. Dünya sevgisini insandan alır. Çalışma azmini artırır. İnsanlığa hizmete teşvik eder. Rabbine kulluğu unutturmaz.

Yakın zamanda okuduğunuz ve bizlere tavsiye vereceğiniz bir kitap var mı?

En son Cemil Koçak Bey’in “Tarihin Buğulu Aynası” eserini okudum. Tavsiye de ederim.

Kitabın Ortası Dergisinin Kasım sayısını www.ktpkitabevi.com üzerinden veya Turkcell Dergilik uygulamasından temin edebilirsiniz

Güncelleme Tarihi: 22 Kasım 2018, 13:46
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner8

banner19

banner6

banner17