banner8

İslâm tarihindeki kadın hükümdarlar

Şeceretüd-Dür, Raziyye, Türkan Hatun, Padişah Hatun, Ebeş Hatun, Devlet Hatun... Müslüman kadına, İslâm tarihi içinden bakan bu sultanlar, ister iyi isterse kötü yönetmiş olsunlar; kadın hakları, kadının siyaset yapması ve hükmetmesi gibi konularda “Batı’ya” bakmak zorunda olmadığımızı hatırlatıyorlar. Nihal Bengisu Karaca yazdı.

Kültür Sanat 30.08.2020, 21:24
İslâm tarihindeki kadın hükümdarlar

2007’nin Aralık ayında, Benazir Butto’nun suikast sonucu ölümünden sonra hakkında yazılan yazılarda hep şu ifadeler yer aldı: “O İslâm dünyasının ilk kadın devlet başkanıydı.” “Benazir Butto bir İslâm devletinde yöneticilik yapabilmiş ilk kadındı.”

Bu ifadenin bir açık, bir de gizliden söylediği iki şey var.

Bu yargı, üstü kapalı olarak Batılı seküler demokrasilerde siyasal ortamın kadın başbakanlardan ve başkanlardan geçilmediği gibi bir yanılsama yaratıyor. Oysa şimdiye kadar hiçbir kadın, dünyanın en güçlü ve sözde demokratik değerlerin taşıyıcısı rolünü üstlenmiş ABD’nin başkanlık koltuğuna oturamadı.

Sadece ABD mi? Avrupa dendiğinde aklımıza gelen büyük devletler arasında olan Fransa ve İtalya’nın da bir kadın başbakanı olmadı; Angela Merkel’e kadar Almanya için de durum aynıydı.

Benazir Butto, ‘”İslâm dünyasının ilk kadın lideriydi” demek, aynı zamanda İslâm dünyasında, gelmiş geçmiş İslâm devletlerinde, yani tarihte, hiç kadın hükümdar olmadı şeklinde bir hüküm içeriyor. Üstelik Hem Batılı modern liberaller hem de topyekûn İslâm dünyası tarafından satın alınan bir hüküm bu.

Acaba öyle mi?

El cevap: Hayır.

Gerçek şu ki İslâm dünyasında, Benazir Butto’dan çok önce güçlü kadınlar, hatta sultanlar olmuştu.

Hayır, sultan veya hükümdarla evli, sultan ya da hükümdarla akraba olmak üzerinden tesis edilmiş bir makamdan/ imtiyazdan bahsetmiyorum.

Hayır, akrabalık ve benzeri yakınlıkları kullanıp, zekâ ve bilgeliğiyle siyasete etki eden kadınlardan da bahsetmiyorum.

Apaçık “hükümdarlıktan” bahsediyorum.

Adına hutbe okutulan, sikke bastıran kadın hükümdardan...

İslâm devletlerinde politik olarak inisiyatif sahibi olmanın; bir lider olarak teberrüz etmenin göstergeleri, hükümdarın adına hutbe okutulması ve para bastırmadır. Bu iki ölçüyü anmamın nedeni, az sonra bütün kriterleri karşılayan yani kelimenin tam anlamıyla “hükümdar” olan Müslüman kadınların isimlerini sayacak olmamdan…

IX. Louis’yi esir alan bir kadındı

Onları hiç duymadık ya da pek azının ismine aşinayız. Nedenini takdir edersiniz…

Çünkü Müslüman kadın sultanların varlığı İslâm’ı oryantalizmin bakış açısına indirgemiş ve bu dinin kadınlara zulmettiği hükmünü benimsemiş Batılı-Batıcı çağdaşlar içinde, “kadından halife, imam, yönetici, hükümdar vb. olmaz, olmaması da iyidir” diyen klasik mutaassıpların da hoşuna gidebilecek bir şey değil.

Doğru, hiç kadın halife olmadı, ama melike,ece gibi kavramlar iktidarı kadınlarla paylaşmak konusunda son derece cimri olan Arapların bile aşina olduğu bir şeydi.

Kahire’de, 1250 yılında iktidarı bir askerî şef gibi ele geçiren, Haçlı seferinde Müslümanlara zafer kazandırmış olan Şeceretüd-Dür, bu kadınlar arasında saygıyı ve şöhreti en çok hak edendi.

Benim bu isimden haberdar olmam, Faslı sosyolog Fatima Mernissi sayesinde gerçekleşti. Şeceretüd-Dür, Fransız ordusunu bozguna uğratmış, kralları IX. Louis’yi de esir almış olan, Türk asıllı bir Mısır hükümdarıydı.

En az onun kadar ünlü bir başka kadın sultan ise (1236) Delhi’de uzun yıllar iktidarda kalan Raziyye Sultan’dı. Yine Şeceretüd-Dür gibi Türk kökenli olan Raziyye Sultan’ın gelip geçtiği yer Pencap’tan çok da uzak değildi. Gelin görünki Navaz Şerif, 1988’de Butto seçimleri kazandığında,

“Tövbe, tövbe, bir İslâm devleti hiçbir zaman bir kadın tarafından yönetilmedi.” diyebilmişti. Oysa Raziyye Sultan, İbni Batuta’nın da anlattığı gibi mutlak bir otoriteyle dört yıl saltanat sürdü, erkekler gibi ata bindi, ok ve yay kullandı, halkla yakın temasta bulunmaya özen gösterdi, çarşıları gezip şikâyetleri dinledi. Ancak kendisinden daha düşük mevkide birine âşık olduğu için ordunun desteğini kaybetti ve alaşağı edilmesinin nedeni bu oldu.

Fatıma Mernissi, “Birçok Müslüman tarihçi, kadınların siyaset sahnesinde görünmesini, Müslüman dünyasında kıyamet gününün habercisi olarak görmüştür. Şeceretüd-Dür’ün saltanatı da Abbasilerin sonunun ve Bağdat’ın Moğollar tarafından yakılıp yıkılmasının habercisi olmuştur.” diyor.

Bağdat’ın hanım sultanları

Moğol istilasından sonra Müslüman devletlerin tahtlarına çıkan kadın sayısında âdeta patlama oldu; hepsi de adlarına cuma hutbesi okutmak ve sikke bastırmak ayrıcalığına sahip oldular.

Kutluk Han hanedanından iki kadın hükümdar olan Türkan Hatun (Kutluk Hatun diye de geçiyor) ve kızı Padişah Hatun (Safeddin Hatun) bunlardan ikisi.

Moğol hükümdarları aşama aşama, kademe kademe Müslümanlığı kabul ettiler; ama kadınlar konusunda ödün vermeye yanaşmadılar. Birçok melike ve prenses, esasında kadına siyaseti yasaklamayan İslâm’ın siyasal olanaklarından Moğollar tarikiyle faydalandılar.

Türkan ve Padişah Hatun’dan sonra, Ebeş Hatun, Devlet Hatun, Satı Bek, çeşitli hanlıklarda Moğol prenslerin onayıyla hükümdarlık yaptılar. İlhanlıların bir kolundan gelen Tendü (Döndü) Bağdat’ta saltanat sürmeyi başaran kadın hükümdarlardan oldu. Bahriye Üçok, Ruslar arasında Hanım Sultan Seyyidovna diyetanınan ve 1679-1681 yılları arasında bir İlhanlıdevleti olan Kasem’i yöneten Fatma Begüm isimli bir hanım sultandan daha bahseder; ancak Fatma Mernissi Fatma Begüm’ün “hutbeokutma-sikke bastırma” kriterlerine uymadığınıileri sürer ve bu dönemdeki kadın hükümdarlararasında Fatma Begüm’ü almaz.

Tarihe şiddet yanlısı bir insan topluluğu olarak geçen Moğolların siyaset alanında kadınlara bu kadar yer vermesi, bugünün politik doğruculuğu ile çelişebilir. Feminizmin ana akım teorilerinde kadınların siyasette ve yönetimde varlık göstermesi ile daha iyi daha adil bir dünya arasında korelasyon vardır. Daha iyi bir dünya

kadınlarla mümkündür. Bu tezin geçerliliği ise Moğolların başladığı yerde bitiyor. Moğollar yakıp yıkan, kendilerinden öncekilerinin eserlerine ve birikimlerine değer vermeyen bir topluluktu; öte yandan kadınların yönetici olmasıyla sorun yaşamayan, kadın erkek ilişkisine daha eşitlikçi bakan bir kültürden geliyorlardı.

İbn-i Batuta Seyahatnamesi'nden Uzakdoğu’nun prenseslerine

İslâm dünyasının kapılarını kadın sultanlara açanlar sadece Moğollar değildi hiç kuşkusuz. Sultan Salahaddin Salih Albengali’nin kızı Hatice iktidarda iken yolu Maldivlere düşen gezgin İbn-i Batuta’nın da bu konuda söyleyecek sözü var.

Gezginin bu döneme ilişkin gözlemleri hayranlık ifade eden kelimelerle süslü. “Maldiv adalarının en harika yönlerinden biri de…” diyor, “hükümdarının kadın oluşu.”

İbn-i Batuta’nın övdüğü Hatice’nin saltanatı otuz üç yıl sürdü. Hatice’den sonra, tahta yine bir kadın çıktı: Meryem (1383). Daha sonra yine bir kadın: Meryem’in kızı Fatma Sultan (1388).

İbn-i Batuta’nın Uzakdoğu seyahatinden yüzyıllar sonra kadınlar Endonezya’da da hükümdar oldular.

17. yüzyılda dört prenses, Açe adlı devlette ardı ardına iktidara geçti. Cayadiningrat hanedanına mensup ve Açe’in 14. Hükümdarı olan Kadın Sultan Tac el-Alem Safiyeddin Şah (1641-1675). Ardından Hanım Sultan Nur el-Alem Nakiyeddin (1675-1678). Sonra İnayet Şah Zekiyeted-Din (1678-1688) ve Zeyneddin Kemalat Şah (1688- 1699).

Siyasi rakiplerinin Mekke’den “Müslüman bir kadının devlet yönetmesinin caiz olmayacağını” belirten bir fetva getirmesi bile onları durdurmadı. Görevlerine devam ettiler.

İki Arap kadın, iki hükümdar

İslâm Devletlerinde Kadın Hükümdarlar’ın yazarı Bahriye Üçok, devlet yöneten 16 kadın tespit etmiş. İlki 1236’da Delhi’de iktidara gelen Türk asıllı Memlük sultanı Raziyye, sonuncusu ise 1688-1699 yılları arasında Sumatra’da saltanat süren Zeyneddin Kemalat Şah. Üçok, 16 hükümdarın hepsinin Asya kökenli olmasına bakarak (Türk, Moğol, İran, Endonezya, Maldiv adaları ile Hint adalarının İslâm dünyasıdır bu) hiçbir Arap kadınının hükümdar olmadığını söylemekte. Üçok’un yanılgısını Fatima Mernissi düzeltiyor. Mernissi Hanım Sultanlar, adlı kitabında, garip bir şekilde unutulmuş, kimsenin hatırlamadığı iki Arap kadın hükümdardan daha bahsediyor: Yemen’de iktidara gelmiş olan Esma ve Ürve.

Esma ve Ürve, muhtemelen hem kadın hemde Şii oldukları için unutuldular. Ancak ikisinin varlığı bugün, kadın ayrımcılığını bir ırk sorunu gibi ele alan ve “Araplardan tarihin hiçbir döneminde kraliçe çıkmadı, Araplar kadın hükümdarlara da rezil bir olgu gibi baktı.” diyen ve sesi bir din otoritesi kadar gür çıkan Bernard Lewis gibileri yalanlamaya yetiyor. Zira Yemenli tarihçi Abdullah El-Tavr, Melike Ürve’nin saltanat döneminin Yemen tarihine yararlı ve barışçı bir çağ olduğunu açıklıkla belirtiyor.

Sorun şu ki, El-Tavr gibileri için “bir elin parmakları kadar” benzetmesi bile abartılı kaçabilir. Çünkü İslâm dünyası Esma ve Ürve’yi hiç tanımıyor, kimi halife ve siyasetçilerin direnişine rağmen 13 ve 17. yüzyıllar arasında tahta çıkmış diğer Müslüman kadınların hükümdarlık yaptığının hiç bilinmemesi gibi, erkeklerin yazdığı tarih, Arap toplumunu yönetmek gibi zor bir işin üstesinden gelmiş Esma ve Ürve’yi de buharlaştırmıştır.

Oysa bu isimlerin hepsi değerli. Zira Müslüman kadına, İslâm tarihi içinden bakan bu sultanlar, ister iyi isterse kötü yöneticiler olmuş olsunlar; kadın hakları ve kadının siyaset yapması ve hükmetmesi gibi konularda “Batı’ya” bakmak zorunda olmadığımızı hatırlatıyorlar. Bir de tabii, bizi “daha önce hiç olmadı” cümlesiyle sınayan; “fıtrat” gerekçesini, kadının yönetici olamayacağı yargısı ile pekiştiren; bu hükmü handiyse ontolojik bir olgu, bir yazgı gibi sabitleyen mütedeyyin çağdaşlarımıza verilecek cevabı temin ediyorlar. O hâlde aşk ile bir kez daha tekrar edelim: Şeceretüd-Dür, Raziyye, Türkan Hatun, Padişah hatun, Ebeş Hatun, Devlet Hatun, Satı Bek, Tendü, Hatice, Meryem ve Fatma Sultanlar, Tac el-Alem Safiyeddin, Nur el-Alem Nakiyeddin, İnayet Şah Zekiyeted-Din Zeyneddin-Kemalat Şah, Melike Esma, Melike Ürve…

Nihal Bengisu Karaca, "İslam Tarihinde Kadın Hükümdarlar", Bilimevi Kadın dergisi, Yıl: 2018, Sayı: 4, (Ocak-Şubat-Mart)

Kaynak: Dünya Bizim

Yorumlar (0)
banner35
10
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Yerli veya yabancı aşılardan hangisini kullanmayı tercih ederdiniz?
Yerli veya yabancı aşılardan hangisini kullanmayı tercih ederdiniz?
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 32 70
2. Fenerbahçe 33 66
3. Galatasaray 32 62
4. Trabzonspor 33 58
5. Alanyaspor 33 52
6. Gaziantep FK 32 50
7. Hatayspor 32 49
8. Karagümrük 33 49
9. Sivasspor 32 47
10. Göztepe 33 46
11. Antalyaspor 33 42
12. Konyaspor 32 40
13. Ankaragücü 32 36
14. Rizespor 32 36
15. Kasımpaşa 33 36
16. Malatyaspor 32 34
17. Başakşehir 32 33
18. Kayserispor 32 33
19. Gençlerbirliği 32 31
20. Erzurumspor 33 28
21. Denizlispor 32 26
Takımlar O P
1. Giresunspor 30 63
2. Adana Demirspor 30 58
3. Samsunspor 30 58
4. İstanbulspor 30 54
5. Altay 29 53
6. Altınordu 30 52
7. Ankara Keçiörengücü 30 49
8. Tuzlaspor 30 44
9. Ümraniye 29 41
10. Bursaspor 29 40
11. Bandırmaspor 29 39
12. Boluspor 29 35
13. Adanaspor 30 34
14. Balıkesirspor 30 32
15. Menemenspor 30 31
16. Akhisar Bld.Spor 30 25
17. Ankaraspor 29 22
18. Eskişehirspor 30 8
Takımlar O P
1. Man City 32 74
2. M. United 31 63
3. Leicester City 31 56
4. West Ham 31 55
5. Chelsea 31 54
6. Liverpool 31 52
7. Tottenham 31 49
8. Everton 30 48
9. Arsenal 31 45
10. Leeds United 31 45
11. Aston Villa 30 44
12. Wolverhampton 31 38
13. Crystal Palace 31 38
14. Southampton 31 36
15. Brighton 31 33
16. Burnley 31 33
17. Newcastle 31 32
18. Fulham 32 26
19. West Bromwich 31 24
20. Sheffield United 31 14
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 30 67
2. Real Madrid 30 66
3. Barcelona 30 65
4. Sevilla 30 61
5. Real Sociedad 30 47
6. Real Betis 30 47
7. Villarreal 30 46
8. Granada 30 39
9. Levante 30 38
10. Celta de Vigo 30 37
11. Athletic Bilbao 30 37
12. Cádiz 30 35
13. Valencia 30 34
14. Osasuna 30 34
15. Getafe 30 30
16. Huesca 30 27
17. Real Valladolid 30 27
18. Elche 30 26
19. Deportivo Alaves 30 24
20. Eibar 30 23