banner10

Gül Baba kimdir, türbesi nerededir?

Macaristan'ı ziyaret eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, başkent Budapeşte'deki, Gül Baba Türbesi'nin açılışını Macar Başbakan Viktor Orban ile birlikte yaptı. İşte, Erdoğan'ın ziyaretiyle tekrar gündeme gelen Gül Baba Türbesi'nin hikayesi.

Gül Baba kimdir, türbesi nerededir?

Macaristan'ı ziyaret eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, başkent Budapeşte'deki, Gül Baba Türbesi'nin açılışını Macar Başbakan Viktor Orban ile birlikte yaptı.

Açılışta konuşan Erdoğan, "Zamana meydan okuyan bu türbeye bize sadece ortak tarihimizi hatırlatan ata yadigarı olarak bakamayız. Gül Baba geçmişten daha çok bugünle ve gelecekle ilgilidir. Gül Baba kendisini ziyaret edenlere, adeta tarihin derinliklerinden seslenerek, insanlığın bekasının farklı kültürler arasında karşılıklı saygı, anlayış ve dostluktan geçtiğini hatırlatır." ifadelerini kullandı. 

Türk-Macar dostluğunun nişanesi Gül Baba Türbesi

Gül Baba Türbesi, 2014 yılında imzalanan protokolün ardından Türk-Macar ortaklığıyla restore edilmişti. Türbenin onarımı, iç mekan ile çevre düzenlemesi yapılırken, ayrıca yeni Gül Baba Müzesi de türbenin yanına inşa edildi.

1987 yılında düzenlenen “Uluslararası Mimarlık Kampı” bölgeyi çalışma konusu olarak ele almış, önerilerde bulunmuş ancak hiçbiri hayata geçirilmemişti.

TİKA, devam eden yıllarda yapılan çalışmaların ardından geçen sürede tarihi yapıda temel eksiklikler ve hasarlar gözlemlemiş, bölgede geniş çaplı incelemelerde bulunarak 2016 yılında restorasyon çalışmalarını başlatmıştı.

Gül Baba Türbesi’nin restorasyon çalışmaları sonucunda Türk-Macar uzmanların oluşturduğu bir ekip ile türbenin onarımı, iç mekan tadilatı, çevre düzenlemesi yapılmıştı.

Gül Baba kimdir?

Dünya Bizim'de yer alan habere göre, Gül Baba, özellikle sarı ve kırmızı gülleri çok severmiş ve savaşlarda başının üstünde gül taşıdığı, elinde de daima bir tahta kılıç olduğu rivayet edilirmiş.

Uzun süre Osmanlı hâkimiyetinde kalan Macaristan topraklarında bugün hâlâ duamızı bekleyen bir Bektaşi dervişimiz var. Gül Baba’nın türbesi, başkent Budapeşte’nin Buda tarafında, Gültepe’de yer alıyor. Gül Baba, Kanuni Sultan Süleyman zamanında Avrupa seferlerine katılmış ve 1531’de Budin’e geldikten sonra bir daha da geri dönmemiş. Seferlere katılmasının yanında esasen Bektaşi dervişi olan Gül Baba, yeniçerilerin manevi pirlerindenmiş.

Gidelim Tuna’ya varalım

Yahya Kemal’in “Türk’ün gönlünde nehir varsa Tuna’dır, dağ varsa Balkan’dır” sözünü ne zaman hatırlasam, görmediğim Tuna’yı hep özlerdim. Sonunda yaz tatili için Tuna’nın seyrine doyum olmadığını duyduğum şehre, Budapeşte’ye gitmeye karar verdim. Budapeşte’ye vardığımız ilk gün hemen birkaç arkadaş şehri keşfe çıktık. Osmanlı’nın 1526’da gerçekleştirdiği iki saatlik Mohaç Meydan Muharebesi neticesinde, bugünkü Macaristan topraklarında kurduğu hâkimiyetin izleri Budin Kalesi’nde, Estergon’da, Türk sokak isimlerinde ve en çok da Gül Baba Türbesi’nde görülebiliyordu. Özellikle şehrin Buda bölgesinde kendinizi memleketinizde gibi hissedebilirdiniz.

Biz de ilk önce bu heyecanla Gül Baba Türbesi’nin yer aldığı Gültepe’ye doğru yola koyulduk. Türbe 9.00-18.00 saatleri arasında açık olduğundan, tereddütsüz yürüyoruz. Yolda Gül Baba’yla ilgili öğrendiklerimizi konuşurken nihayet tepeye ulaşmıştık. Türbenin girişinde, altında Türkçe “Gül Baba” yazan Gül Baba heykeliyle karşılaştık. Gül Baba Türbesi’ne vardığımızda, aynı zamanda bugüne kadar gördüğüm en temiz ve bakımlı türbeyle karşılaştım diyebilirim. Türbe, bize kendimizi evimizde hissettirdi. Gül Baba, bugün hâlâ Macarlar tarafından çok seviliyor ve türbesi de bu sebeple korunuyormuş.

Gül Baba’nın çeşmesinden akan su gül kokar mı?

Hemen makinelerimize sarılıp birer fotoğraf çektikten sonra içeriye girdik. En son Türkler tarafından 2005 yılında restorasyonu yapılan türbe, bahçesinde güllerle ve soğuk suyu akan çinili çeşmesiyle bize “hoş geldiniz” der gibiydi. Epey yorulduğumuz için hemen çeşmenin başına üşüşüp biraz serinleyelim istedik. Fakat yol boyunca Gül Baba’yı andığımızdan ve bahçede güllerle karşılaştığımızdan olacak, bir an içeceğimiz suyun da gül kokacağına inandık. Öyle olmasa bile suyun tadının bahçedeki güllerin kokusuyla bütünleştiği bir gerçekti.

Türbenin içerisinde küçük bir sanduka, etrafında seccadeler, pencerenin içerisinde Kur’an ve tesbihler ve kapının hemen yanında da kadınlar için başörtüleri vardı. Biz de sandukanın başında Gül Baba’ya Fatiha gönderdik. Çıkışta kapıda bir de hatıra defteri olduğunu gördük. Özellikle Türkiye’den gelen ziyaretçiler, Gül Baba’yı ziyaretlerinden dolayı çok duygulandıklarını ve mutlu olduklarını yazmışlar. Gültepe’yi terk etmeden önce ben de küçücük bir not düştüm deftere.

Adı Cafer, mahlası Misali, lakabı Gül Baba

Gül Baba, herkesin gönlüne girmeyi başarmış bir Bektaşi dervişi. Budin’de kaldıktan on yıl sonra vefat ettiğinde, Kanuni Sultan Süleyman’ın ve 200 bin kişinin katıldığı rivayet edilen cenaze namazını Şeyhülislam Ebussuud Efendi kıldırmış. Merzifonlu Gül Baba’nın esas adı Cafer iken, aynı zamanda Misali mahlasıyla şiirler yazmış. Fakat Gül Baba bugün hâlâ adıyla ya da mahlasıyla anılmıyor. Çünkü Gül Baba’nın çok daha önemli bir özelliği var. Gül Baba özellikle sarı ve kırmızı gülleri çok severmiş ve savaşlarda başının üstünde gül taşıdığı, elinde de daima bir tahta kılıç olduğu rivayet edilirmiş. Netice olarak Gül Baba ismi, efsanevî bir isim olarak Macar edebiyatında da yer etmeyi başarmış. Hatta masallarıyla tanıdığımız Andersen, Gül Baba’nın hayatını efsaneleştirerek kaleme almış.

Tüm bunlar bir şeye işaret ediyor ki o da şöyle: Gül Baba’nın sevgisi asırlar sonrasında bize de yetiyor. Akşam oluyor, hava kararıyor ve biz Tuna’da tekne turu yapıyoruz. Nehrin şaşırtan hızını kesmek için bir yandan Plevne Marşı’nı söylüyor, bir yandan gözlerimizle Gültepe’yi arıyoruz. Biliyoruz ki dönerken bir yanımız gönlü yüce dervişin mekânı Gültepe’de kalacak ve dönüp dolaşıp yine Tuna’yı anacağız.

Güncelleme Tarihi: 09 Ekim 2018, 15:41
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner8

banner19

banner6

banner17