banner38

Prof. Dr. Mahmut Ak: 'Anadolu’dan gitmeyeceğimizi Millî Mücadele ile tüm dünyaya haykırdık'

Millî Mücadele Öncesi ve Sonrası Hukukun Modernleşmesi: 19 Mayıs Hukuk Kongresi, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda, canlı yayında gerçekleştirildi. Kongrede; Tanzimat, Millî Mücadele dönemleri ve Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze gelen süreçte hayata geçirilen hukuk reformları konuşuldu. Kongrenin açılışında Millî Mücadele konusunda kapsamlı bir konuşma yapan İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak, “Türk milleti ve Türk vatanı her zaman payidar olacaktır. Şüphesiz ki payidar kalmanın en büyük garantisi de bir hukuk düzeninin ortada olması ve milletine güven vermesidir” dedi

Hayat 21.05.2020, 15:19 14.12.2020, 15:59
Prof. Dr. Mahmut Ak: 'Anadolu’dan gitmeyeceğimizi Millî Mücadele ile tüm dünyaya haykırdık'

19 Mayıs Hukuk Kongresi, moderatörlüğünü İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adem Sözüer’in üstlendiği üç oturumda gerçekleştirildi. Kongrenin açılışında İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak, Millî Mücadele ile ilgili bir konuşma yaptı.

“Bir Gençlik Bayramı Ancak Genç Bir Millete Yaraşır”

Sözlerine böyle bir günde, anlamlı bir zaman değerlendirmesi yaptıklarını belirterek başlayan Prof. Dr. Ak, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlayarak, 19 Mayıs’ın da 23 Nisan gibi Türk milletinin potansiyeline ve hedeflerine uygun olarak seçilmiş bir bayram olduğunu ve son 100 yılda yaşananların bunu çok iyi bir şekilde ortaya koyduğunu söyledi. Bir gençlik bayramının ancak genç bir millete yaraşacağını kaydeden Prof. Dr. Ak, Türkiye’nin, tüm dünyanın gıpta ile baktığı genç bir nüfusa sahip olduğunu ve Türk milletinin böyle genç bir nüfusa sahip olmanın avantajlarını ayrıntılı olarak yaşadığını aktardı. 

“Küresel Salgında Genç Nüfusumuzun Avantajından Yararlanıyoruz”

Son dönemlerde dünyanın çok ciddi bir küresel salgınla mücadele ettiğini dile getiren Prof. Dr. Ak, birçok ülkenin salgınla baş edemeyip ağır kayıplar verdiğini fakat Türkiye’nin dünyadaki diğer ülkelere kıyasla bu dönemi olabildiğince az hasarla atlatma sürecinde olduğunu vurgulayarak şu şekilde konuştu: “Biz bu salgında genç nüfusun avantajından fazlasıyla yararlandık. Bir Tıp Fakültesi ve Hastanesine sahip üniversite yöneticisi olarak da rahatlıkla söyleyebilirim ki; Türkiye’deki gelişmeleri kendi hastanemizden de izleyebiliyoruz. Bu salgında ülkemizin en temel özelliği, hastalarımızın önemli bir kısmının klinik sürecinde iyileştirilmesi, yoğun bakıma az hastanın girmesi ve yoğun bakımdan da diğer ülkelere oranla yüksek düzeyde taburcuların gerçekleşmesi oldu. Bu sürecin en az hasarla atlatılmasında, sağlık sistemimizin çok iyi organize olmasının ve deneyimli doktorlarımızın yanı sıra insanlarımızın, gençlerimizin de katkı sağladığını söyleyebilirim. Sadece bizim hastanemizde, yoğun bakımdan 103 hasta taburcu oldu. Bunlar içerisinde 98 yaşında olanlar da vardı ama ağırlıklı olarak hızla iyileşenler gençler ve orta yaştaki vatandaşlarımız oldu.”

“Millî Mücadele, Bir Milletin Topyekûn Varoluş Mücadelesidir”

Sözlerine Millî Mücadele ile ilgili değerlendirmelerde bulunarak devam eden Prof. Dr. Ak, 19 Mayıs ile başlayan mücadelenin sadece bir cephe savaşı, bir yerin kazanılması ya da düşmanın püskürtülmesi gibi sıradan bir askeri olay olmadığının altını çizdi. 19 Mayıs ile başlayan mücadeleyi doğru anlamak gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ak, Nutuk’tan örnek vererek şunları aktardı: “Nutuk’a baktığımız zaman Nutuk’un ilk cümlesinin ‘19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktım’ ifadesi olduğunu görürüz. Dolayısıyla Millî Mücadele ortamı bir askeri hazırlık değil, bir milletin topyekûn varoluş mücadelesidir. Nitekim Atatürk bunu daha sonraki süreçte kongreler zamanında da söylemiştir. ‘Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır; o satıh da bütün vatandır’ diyerek Millî Mücadeleyi özetleyen cümleyi ifade etmiştir. Bugün biz de bu toprakların topyekûn bir mücadelenin ardından kazanıldığını ve akıbetini sürdürdüğünü hatırlamak isteriz. Milletimizin vatan aşkı içerisinde olması, bu aşkın genetiğine yansımış olması tarihi bir üstünlüğüdür. Dünya milletlerine baktığımız zaman, varoluş mücadelelerinde öne çıkan kavramlar zaman zaman farklılaşsa da milletimizin kendini tanımlarken asırlarca, nesilden nesle aktardığı, uğruna canını malını feda ettiği değerler hiç şüphesiz ki vatan ve bağımsızlıktır.”

“Burada Bağımsız Kalamayacaksak, Bağımsız Kalacağımız Yurtlar Ediniriz”

Türklerin henüz Çin hududunda yaşadıkları dönemde ilk vatanlarını özgürce yaşayabilecekleri bir yurt haline getirmek için büyük bir mücadele vermiş olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Ak, “Ne zaman ki ilk vatanımız artık bağımsız yaşanamayan, Çin istilası altında yaşama gerçeği ile karşı karşıya kalan bir yer haline gelmiştir, işte o zaman ‘Burada bağımsız kalamayacaksak, bağımsız kalacağımız yurtlar ediniriz’ diyerek batıya doğru olan göçümüz başlamıştır” şeklinde konuştu. Verilen bağımsızlık mücadelesi ile büyük bir coğrafyanın aşıldığını ve bütün bu coğrafyada izleri bugüne kadar gelen çok önemli medeniyet unsurlarına rastlanabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Ak, Anadolu’nun Türklerin ilgi alanına girmesi sürecine değinerek, “Biz aslında Anadolu gündeme geldiği zaman Aral Denizi'nin kuzeydoğusunda Cent ve Yenikent civarında yaşayan Oğuz Türkleri idik. Güneye doğru inip İslamlaşmamız ile beraber bir nüfus kaynaşması oldu ve bir yer arayışı ortaya çıktı” dedi.

“Arkamızı Yaslayacağımız Dağları, Hayvanlarımızı Otlatacağımız Suları Olan Bir Yurt…”

Türklerin Anadolu’ya 1071’de geldiğini ama bu tarihin aslında bir teşkilatla, orduyla gelinen tarih olduğunu aktaran Prof. Dr. Ak, çok daha önceki dönemde Tuğrul Bey’in, kardeşi Çağrı Bey’i Anadolu’ya göndererek bir keşif yapmasını istediğini söyledi ve şunları kaydetti: “Çağrı Bey'in Anadolu'ya ilk geliş tarihleri 1014 ve 1016’dır. Bu gelişlerin ardından Çağrı Bey Anadolu’yu çok enteresan bir şekilde tanımlamıştır. ‘Arkamızı yaslayacağımız dağları, hayvanlarımızı otlatabileceğimiz suları, ovaları, vadileri olan bir yurt. Ve hepsinden önemlisi kendini savunmaktan aciz insanları olan bir yer’ diyen Çağrı Bey, Roma İmparatorluğu’nun doğuya doğru olan etkinliğini ve buradaki hakimiyetini kaybettiğini tespit etmiştir. Böylelikle Anadolu Türkler için yurt edinilecek bir coğrafyaya dönüşmüştür. Bu da dünya göç tarihinde ve siyasi tarihinde çok önemli bir konudur. Geniş bir kitlenin, geçtiği yerlerdeki halka zarar vermeden, büyük bir disiplin içerisinde, tüm bir millet olarak, üstelik de uzak bir coğrafyadan; batıdan doğuya başarılı bir şekilde göç etmesi, Türk milletinin dünya tarihindeki üstünlüklerinden birisidir.”

“Tarih Sahnesinden Silindiğimizi Düşündükleri Anda Kendi Özümüzden Yeniden Doğduk”

Millî Mücadele’nin de bu yönde bir direniş olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ak, Türk vatanını tehdit altına alan istilacı milletlerin Türkleri dünyanın en önemli stratejik noktasından uzaklaştırdığını, tarih sahnesinde etkisiz bıraktığını düşündüğü anda, Türk milletinin kendi özünden, çekirdeğinden büyük bir heyecanla ve geleceği ümit vaat eden bir hareketle doğduğunu vurguladı. Osmanlı Devleti’nin kuruluş sürecinden ve bu süreçteki disiplinli hareketinden örnek veren Prof. Dr. Ak, milli hasletlerinden hareketle; kültür, din ve inanç bakımından gelişmiş bir şekilde kendini dünya topluluklarına adayan Osmanlı Devleti’nin ortaya çıkışındaki temel düşüncenin hizmet odaklı olduğunun altını çizdi.

Orhan Gazi ve Fatih Sultan Mehmet’in Fetih Anlayışı

“Osmanlı Beyliği, henüz beylik olduğu dönemde bile, örneğin Karacahisar’ın fethi sırasında, fethettiği yere ilk olarak bir yönetici ve kadı tayin etmiş; idari, askeri, hukuki ve sosyal koordinasyonun yanı sıra üretim ve sanayiyi düzenleyecek disiplini sağlamıştır” ifadelerini kullanan Prof. Dr. Ak, 1176 yılında Miryakefalon Savaşı döneminde Türklerin bulunduğu yere sivil ihtiyacı karşılayacak tüm unsurları yerleştirmiş olduğunu; cami, medrese, aşevi, kervansaray, han, hamam, yol, köprü gibi mimari unsurlarla Anadolu’yu baştan başa bezemiş olduğunu dile getirdi. Anadolu’nun yurt edinilmesi sürecinde ortaya çıkan tecrübelerin, Türklerin buradaki bin yılı bulan varlığının sigortası olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ak, Orhan Gazi’nin İzmit’i, Fatih Sultan Mehmet’in de İstanbul’u fethinde, şehirlerin tahrip edilmemesine özen gösterdiklerini, insanların güvenliğine ve himayesine büyük önem verdiklerini ve toplumun refahını, hak ve hukukunu gözeten bir tutum sergilediklerini kaydetti.

“Anadolu’dan Gitmeyeceğimizi Dünyaya Haykırdık”

Millî Mücadele’nin, Türklerin artık bu coğrafyadan gitmeyeceğini dünyaya haykırdığı onurlu bir mücadele olduğunu belirten Prof. Dr. Ak, “Osmanlı Devleti’nin dağılması ile birlikte ümitlenen istilacı devletler, Türk milletinin özünü koruduğunu çok geç fark etmiş olsa da bu özden çok daha güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti doğmuştur. Ve bu Cumhuriyet, Atatürk’ün de dediği gibi muasır medeniyet seviyesinin daha ilerisine ulaşmak gayesiyle yüksek bir hedefe ve ideale yönelmiştir” dedi.

“Türkiye Masum Milletlerin Ümididir”

Küresel salgın örneğinde olduğu gibi, son 3-4 yılda yaşanan uluslararası olaylarda, Türkiye’nin sadece kendi hakkını koruyan bir hedefle hareket etmediğini, dünyadaki olaylara yön vermeye çalışan ve masum milletler için ümit olan yüksek hasletlere sahip bir devlet olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ak ifadelerini şöyle sürdürdü: “Küresel salgın sürecinde, güçlü olduğunu iddia eden devletlerin, halklarına karşı büyük bir mahcubiyet yaşadığı gördük. Bu dönem tarihin kayıtlarına bu yönüyle geçmektedir. Büyük devletlerin, halklarının en temel ihtiyacı olan canlarının korunması ihtiyacını karşılayamamasını hayretle ve ibretle izledik. Zengin dediğimiz devletlerin halklarına bir solunum cihazı bulamadığına, bir solunum cihazını iki kişiye kullandırdığına ya da ölümü mukadder olanlar ile kronik hastalığı olanlar yerine iş gücüne katılması yüksek ihtimal olan kişilere solunum cihazı kullandırılması yönünde resmî açıklamalar yaptıklarına şahit olduk. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti bu kadar sorununa rağmen şükürler olsun ki hastalarının tedavisiyle birebir ilgilendi. Salgının en güçlü olduğu zamanlarda bile yoğun bakım doluluk oranımız yüzde 60’ın üzerine çıkmadı. Hastalarımız tedavilerinin ardından taburcu edildi. Zorlukların, zaruretlerin çözümü de getirdiğini; halkın kenetlenmesini, dayanışma ruhu içerisine girmesini sağladığını bir kez daha gördük.”

“Atatürk’ün Önderliğindeki Dayanışma; Milletimiz İçin Kazanım, İstilacılar İçin Hüsran Olmuştur”

Millî Mücadele’ye bu açıdan bakıldığında, 1912 yılında başlayan Balkan Savaşları ile süren uzun bir hak arayışının ve varlık mücadelesinin yaşandığını dile getiren Prof. Dr. Ak, bu süreçte bütün bu harekâtı sürdüren kadroların çok büyük bir tecrübe kazandığını aktararak şu şekilde konuştu: “Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde bu harekatı sürdüren kadronun, kendiliğinden ortaya çıkan ve yaşça genç olan bir kadro olarak zaman zaman küçümsenmek istenmesi hiç de doğru değildir. Bu kadronun mensuplarının her biri, askerliklerini, yöneticiliklerini ilk anlarından itibaren bir laboratuvarda gerçekleştirmiş gibi yaşamıştır. Atatürk’ün etrafına baktığımız zaman görürüz ki; bu kadronun mensuplarının her biri önemli görevler üstlenmiş, tehlikelerle karşı karşıya kaldıklarında nasıl hareket etmeleri gerektiğini yaşayarak öğrenmiştir. Bu kadronun Atatürk’ün önderliğinde, bir dayanışma içerisinde hareket etmesi Türk milleti için büyük bir kazanım, Türkleri tarih sahnesinden silmek isteyen istilacılar için de büyük bir hüsran olmuştur. Türk milleti ve Türk vatanı her zaman payidar olacaktır ve şüphesiz ki payidar kalmanın en büyük garantisi de bir hukuk düzeninin ortada olması ve milletine güven vermesidir.”

Türkiye’nin En Başarılı Hukuk Fakültesi Öğrencileri

Konuşmasının devamında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi hakkında değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Ak, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin Türkiye’nin en önemli hukuk fakültesi olduğunu vurguladı. Başta Prof. Dr. Adem Sözüer olmak üzere Hukuk Fakültesi’nin tüm mensuplarını ve fakültenin öğrencisi olan gençleri kutladığını ifade eden Prof. Dr. Ak; Hukuk Fakültesi’nde örgün eğitim, ikinci öğretim ve uluslararası program olmak üzere 3 programla eğitime devam edildiğini sözlerine ekledi. Uluslararası programın bu sene kurulduğunu ve kuruluşu tercihlere yakın bir dönemde olduğu için ilk olarak 10 öğrenci aldığını aktaran Prof. Dr. Ak, uluslararası programdaki 10’uncu öğrencinin Türkiye 880’incisi ve buradaki 1’inci öğrencinin de Türkiye 52’ncisi olduğunu belirterek, “Örgün eğitime 500 öğrenci aldık, bu 500 gencin 1’incisi Türkiye 96’ncısı. 500’üncü öğrenci Türkiye 4 bin 30’uncusu. Bu 510 öğrencinin üzerine, ikinci öğretim programımız dahilinde 310 öğrenci daha aldık. Buradaki 310’uncu öğrencimiz de Türkiye 7 bin 232’ncisi” şeklinde konuştu.

“Hukuk Fakültesi Öğrencilerimiz, Türk Hukuk Sisteminin Sigortasıdır”

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencilerinin, Türkiye’deki hukuk sisteminin sigortası olduğunun altını çizen Prof. Dr. Ak şöyle devam etti: “Hukuk Fakültemizdeki gençlerimiz idealist gençlerdir. Beyazıt'tan geçerken tesadüfen İstanbul Üniversitesi'ne girmiş gençler değildir. Görüldüğü gibi henüz lisedeyken eğitimlerini doğru planlamış ve bilinçli tercihlerle geldikleri İstanbul Üniversitesi’nde eğitim almaktadırlar. Biz de çok deneyimli bir kadroyu kendileriyle karşı karşıya getiriyoruz. Hukuk Fakültemiz, tüm ana bilim dallarında tez yürütebilecek yeterlilikteki nitelikli öğretim üyesi kadrosu ile Türkiye’nin birçok üniversitesine öğretim üyesi yetiştirmektedir.

“Gençlerimiz Ülkemizin Geleceği ve Ümididir”

Tüm branşlarımızda olduğu gibi Hukuk Fakültemiz de mezunları ile ülkenin yönetimini üstlenmiş, geleceğimize yön veren güçlü kadroları yetiştirmiş olan bir fakültedir. Türkiye’nin birçok değeri üniversitemiz mezunudur. Onun için de söylemeliyiz ki; şu anki öğrencilerimiz, gençlerimiz ülkemizin geleceği ve ümididir. Bu gençler en fazla 10-15 sene sonra bugün konuştuğumuz karar alıcı mevkilerde bulunacak ve ülkemizin yüksek değerlerine uygun hizmetler verecektir.

“Üniversitemizin Geleneği, Bilgi Birikimini Her Koşulda Toplum ile Paylaşmaktır”

19 Mayıs Hukuk Kongresi’ni çok anlamlı bulduğunu dile getiren Prof. Dr. Ak, herkesin evine kapandığı günlerde, İstanbul Üniversitesi’nin bilim ürettiğine ve ürettiği bilimi heyecanla hem Türk toplumu ile hem de dünya kamuoyu ile paylaştığına dikkat çekti. Edebiyat Fakültesi tarafından düzenlenen Dârülfünûn Dersleri’ne de değinen Prof. Dr. Ak, halka açık şekilde düzenlenmekte olan derslerin Dârülfünûn’un kuruluş yıllarındaki halka açık derslerle benzerlik taşıdığını kaydederek sözlerini şu şekilde tamamladı: “Dârülfünûn’un kuruluş yılı 1846 olsa da ilk faaliyetlerin 1863 yılında başladığını görüyoruz. Bu dönemdeki ilk faaliyetler de kaderin bir cilvesi olarak tıpkı bugünkü gibi halka açık dersler şeklinde yapılmıştır. Şu anda olduğu gibi o zamanki kadrolarımızın da ilk yapmak istediği şey; sahip olduğu potansiyeli ve bilgi birikimini toplumun vicdanı ile paylaşmak olmuştur. Dârülfünûn geleneğinden gelen üniversitemiz, bugün de sahip olduğu tüm birikimini her vesileyle, zor zamanlarda da fırsatlar üreterek ve fırsatları iyi değerlendirerek toplumla paylaşma kararlılığı içerisindedir. Bu yönüyle Adem Sözüer hocamızı ve kıymetli arkadaşlarımızı böyle bir faaliyeti gerçekleştirdikleri için yürekten kutluyor ve bu hareketin tam da üniversitemize yakışan ve tarihi yetkinliğine, sorumluluğuna uyan bir hareket olduğunu belirtmek istiyorum.”

Tanzimat Dönemi ve Hukukun Modernleşmesi

Prof. Dr. Ak’ın konuşmasını tamamlamasının ardından, moderatörlüğünü Prof. Dr. Adem Sözüer’in üstlendiği oturumlara geçildi. Kongrenin ilk oturumunda İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fethi Gedikli, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlyas Doğan, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Genel Kamu Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Sabahattin Nal ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Tarihi Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Abdullah İslamoğlu konuşmacı olarak yer aldı. Oturumda, ilk hukuk modernleşmesi hareketinin Tanzimat ile başlamasından yola çıkılarak Tanzimat hareketinin geliş sebepleri ve bu dönemdeki kanunlaştırma hareketleri konuşuldu. Tanzimat’ın içeriğindeki tartışmalar, dönemin hukuk belgelerinin içerikleri ve Tanzimat’ın ilanı ile birlikte ortaya koyulan tepkilerin ele alındığı oturumda, hukukta modernleşme konusu irdelendi. 1876 Anayasası’na geçiş koşulları, 31 Mart Vakası, İttihat ve Terakki rejimindeki seçimler ile kanunlaştırma hareketleri değerlendirildi.

Cumhuriyet Dönemi Hukuk Reformları

Kongrenin ikinci oturumunda; İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Saibe Oktay Özdemir, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasemin Işıktaç ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Özel Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bahadır Erdem konuşma yaptı. İkinci oturumda konuşmacılar, Cumhuriyet dönemi hukuk reformlarını ve bu reformların felsefesi ile dayandığı temelleri ortaya koydu. Medeni hukuk uygulamaları, medeni hukukun miras ve diğer konularda getirdikleri ve bu alanda yapılan değişiklikler üzerinde duruldu. Günümüzde yaşanan kadına yönelik şiddet ve çocukların evlendirilmesi sorunları bağlamında aile hukuku üzerine değerlendirmelerin yapılmasının yanı sıra, hukuk fakültesi mezunlarının yaşadığı problemlere değinildi.

Türk Ceza Hukukunun Tarihsel Süreci

Kongrenin üçüncü ve son oturumunun konuşmacıları Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İzzet Özgenç, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Gökcen ve Şehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahmut Koca oldu. Türk Ceza Hukuku reformunun tarihsel süreci ve bu süreçte yaşanan değişimler ile sorunların değerlendirildiği oturumda, reform sırasında hazırlanan tasarılar, ortaya koyulan görüşler ve reformun hayata geçirilmesinde karşılaşılan sorunlar ele alındı.

“İnsan Onuruna ve Değerine Sahip Bir Ülke Olmamız İçin Çalışmaya Devam Edeceğiz”

19 Mayıs Hukuk Kongresi; üçüncü oturumun da tamamlanmasının ardından, Prof. Dr. Adem Sözüer’in “Türkiye’nin çoğulcu demokrasiye, hukuka, insan haklarına, insan haysiyetine, insan onuruna ve değerine sahip bir ülke olması için uğraşımıza ve etkinliklerimize devam edeceğiz” ifadeleriyle sona erdi.

Kaynak: Bizim Haber Merkezi

Yorumlar (0)
banner35
22
açık
Günün Anketi Tümü
Yerli veya yabancı aşılardan hangisini kullanmayı tercih ederdiniz?
Yerli veya yabancı aşılardan hangisini kullanmayı tercih ederdiniz?
banner21
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 4 10
2. Trabzonspor 4 10
3. Fenerbahçe 4 10
4. Konyaspor 4 10
5. Galatasaray 4 8
6. Hatayspor 4 7
7. Karagümrük 4 7
8. Kayserispor 4 7
9. Altay 4 6
10. Malatyaspor 4 6
11. Alanyaspor 4 6
12. Göztepe 4 5
13. Kasımpaşa 4 5
14. Gaziantep FK 4 4
15. Antalyaspor 4 4
16. Sivasspor 4 2
17. Adana Demirspor 4 2
18. Rizespor 4 1
19. Başakşehir 4 0
20. Giresunspor 4 0
Takımlar O P
1. Ümraniye 5 15
2. Eyüpspor 5 12
3. Ankaragücü 5 11
4. Tuzlaspor 4 10
5. Manisa FK 5 9
6. Erzurumspor 5 9
7. Kocaelispor 5 7
8. Boluspor 4 6
9. Samsunspor 4 6
10. Bandırmaspor 5 6
11. Denizlispor 5 6
12. Menemenspor 5 6
13. Adanaspor 5 5
14. Bursaspor 5 4
15. Ankara Keçiörengücü 5 4
16. Altınordu 5 4
17. Gençlerbirliği 5 4
18. İstanbulspor 4 3
19. Balıkesirspor 4 3
Takımlar O P
1. M. United 4 10
2. Chelsea 4 10
3. Liverpool 4 10
4. Everton 4 10
5. Man City 4 9
6. Brighton 4 9
7. Tottenham 4 9
8. West Ham 4 8
9. Leicester City 4 6
10. Brentford 4 5
11. Crystal Palace 4 5
12. Aston Villa 4 4
13. Wolverhampton 4 3
14. Southampton 4 3
15. Watford 4 3
16. Arsenal 4 3
17. Leeds United 4 2
18. Burnley 4 1
19. Newcastle 4 1
20. Norwich City 4 0
Takımlar O P
1. Real Madrid 4 10
2. Valencia 4 10
3. Atletico Madrid 4 10
4. Real Sociedad 4 9
5. Athletic Bilbao 4 8
6. Sevilla 3 7
7. Barcelona 3 7
8. Mallorca 4 7
9. Real Betis 4 5
10. Elche 4 5
11. Osasuna 4 5
12. Rayo Vallecano 4 4
13. Villarreal 3 3
14. Levante 4 3
15. Espanyol 4 2
16. Cádiz 4 2
17. Granada 4 2
18. Celta de Vigo 4 1
19. Getafe 4 0
20. Deportivo Alaves 3 0