banner10

Lösemiden ölen oğlunu anlattı, herkesi ağlattı

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve İl Sağlık Müdürlüğü'nce yürütülen "Öğretmenim Elimi Tut" projesi kapsamında düzenlenen "Çocuk, çocuk olunca iyileşir" programında lösemiden ölen oğlunu anlatan anne Gülin Ofluoğlu, katılımcıları gözyaşlarına boğdu.

Lösemiden ölen oğlunu anlattı, herkesi ağlattı

İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü ve İl Sağlık Müdürlüğü'nün birlikte yürüttüğü "Öğretmenim Elimi Tut" projesi kapsamında "Çocuk, çocuk olunca iyileşir" programı düzenlendi.

Harbiye'deki Cemal Reşit Rey Konferans Salonundaki program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı. Ardından "Hastanede çocuk olmak" isimli kısa bir film gösterildi.

Programda, amansız hastalıkları yenenlerle, yakınları bu ölümcül hastalıklarla mücadele eden aileler yaşadıklarını anlattı.

Oğlu Mete Alp'i lösemiden kaybettiğini anlatan Gülin Ofluoğlu, katılımcıları ağlattı. Oğlunun 12 yaşına kadar oldukça neşeli, zeki ve sağlıklı bir çocuk olduğunu, ancak havuza girmesi için istenen kan tahlili sonucuyla hasta olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kaldıklarını aktaran anne Ofluoğlu, öğretmen, hekim ve hemşirelere çok büyük görevler düştüğünü söyledi.

 "Acı gerçeği yemek yerken öğrendim"

Oğlu Mete'nin havuza girmesi amacıyla test için verdikleri kan tahlili sonucunda acı gerçeği öğrendiklerini dile getiren Ofluğlu, şöyle devam etti:

"Kan verdikten bir gün sonra bir arkadaşımla oturup yemek yerken acı gerçeği öğrendim. Hemen doktora gittik. Önce bir tanı konulmadı. Uzun testler sonucunda annesi ve babası olarak bizleri çağırdılar ve o acı gerçeği söylediler: Oğlumuz lösemi. Önümüzde savaşmamız gereken bir büyük bir sorun bir de oğlumuzun moralini düzeltme meseli vardı. Hangisi daha zor? Eve gittik. Bir yazılısına çalışıyordu oğlumuz. Çalışmasını durdurduk ve hastaneye gitmemiz ve bir süre orada yatmamız gerektiğini söyledik. Gerçeği söyleyemezdik çünkü, biz bile hazır değildik. Bavulumuzu hazırladık ve bir hastanenin ilik nakil ünitesine gittik. İlik nakil ünitesi herhangi bir hastane odası gibi değildir. Bir nevi uzay üssü gibidir. Odaya eşyalarımızla alınmadık. Bir önlük giymemiz, bone ve maske takmamız istendi. Bunları yaptık ve odamıza gireceğimizi düşünüyorduk. Ancak değişik bir yere gittik. Normal kapılı bir oda değildi. Camdan bir yere girdik. Önce banyo yaptık. Sonra önlüğü giydik, bone ve maskeyi taktık sonra yine camdan bir bölmeye bizi aldılar. Ve maceramız başladı."

Bir gün nezle veya girip bile olmayan, önce çok neşeli, koşup, gülüp, eğlenen ve oynayan bir çocuğun bir gün sonra geldiği ortamın hayal edilmesini isteyen anne Ofluoğlu, "Bu çocuklar zekiler. Yazıları okuyabiliyordu. Döndü ve bana 'Anne ben kan kanseri miyim?' diye sordu. Bir an için ne diyeceğimi düşündüm. Her zaman doğruyu söyledim. Hiçbir zaman yalan söylemedim. 'Evet anneciğim, sen kan kanserisin' dedim. Ardından 'Anne saçlarım dökülecek mi?" diye sordu. 'Evet anneciğim saçların dökülecek ama çok gür çıkacak' diye cevap verdim. Soruları devam etti. Bir sonraki sorusu neydi biliyor musunuz? 'Okulum... okuluma gidemeyecek miyim?'. Bunun üzerine 'Hayır.. Bir süre gidemeyeceksin ama sonrasında gideceksin merak etme.' dedim. Düşünün böyle bir durumdaki çocuğun aklına gelen şey okulu. Okul bu kadar önemli." ifadelerini kullandı.

"Hasar alan sadece bedenleri mi?"

Amansız hastalıklarla karşı karşıya kalan çocukların tedavi edilmesi gerekenin sadece bedenleri olmadığını aktaran Ofluoğlu, şunları söyledi:

"Hastaneye girdiğiniz anda, doktor ve hemşireler hastalıkla uğraşıyorlar. İşleri bu. Ama çocukların hasar alan sadece bedenleri mi? Tedavi edilmesi gereken sadece bedenleri değil. Yaşama sevinçleri. En çok yaşamaları, gülmeleri gerektiği anlarda hastanelere düşüyorlar. Kimsenin bu tarafıyla ilgilenecek durumu yok. Öyle bir sistem de yok. Tüm sorumluluk anne ve babaya düşüyor. Oğlum ilik nakli olduktan sonra toplam 4 ay hastane odasında kaldı. 10 metrekarelik bir yerde hiç çıkmadı. Hiç hastanede yattınız mı? Bir gün, iki gün. Zaman hiç geçmiyor değil mi? Bu çocuklar oralarda aylarca kalıyorlar."

Oğlunu hayatta tutmak için çok farklı yol ve yönteme başvurduğunu anlatan Ofluoğlu, çocukların, mutlu olduğunda daha hızlı iyileştiğini belirterek, "Oğlum bir gün hastanede, 'Anne İspanyolca öğrenmek istiyorum' dedi. İspanyolca öğrendi. Lise giriş sınavı zamanıydı. Kaydını yaptırdık, hazırlandı. Bir elinde serumla, o test kitaplarını büyük bir zevkle çözüyordu. Jonglörlük öğrendi. Kürek lisansı için başvurdu. Tam o sırada lösemi geri geldi. Sadece iki ay sürdü. Sonrasında oğlumu cennete gönderdik. Onun yerine ben kürek eğitimi almaya devam ettim. Bir yıl sonra oğlumun kürek eldivenleri, sırtımda onun adının yazıldığı yelekle 44 yaşında onun anısına kürek yarışına katıldım. Onun ismi anons edildi. Eminim yanımdaydı. Son söz olarak lütfen bu projeye gönlünüzü koyun. Nasıl yaparım diye gayret edin, araştırın, elinizin ucuyla tutmayın. Eliniz değerse bir çocuğa belki iyileşmesini sağlarsınız." diye konuştu.
Acılı anne Gülin Ofluoğlu, Oğlu Mete Alp'ın 19 Nisan 1999'da doğduğunu, 12 yaşına geldiğine hasta olduğunu öğrendiklerini ve 17 Eylül 2014'te ise kaybettiklerini sözlerine ekledi.

"Hastane ortamı gerçekten zor"

İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ise empati duygusunu geliştirerek her türlü zorluğun üstesinde gelinebileceğine inandığını belirterek, "Bu empatiye geliştirecek olanlar ise gelecek nesilleri yetiştiren öğretmenlerdir." dedi.

Bir çocuğunu, temizliği, berraklığı ve kuvvetinin insanların hayal ettiklerinden çok fazla olduğunu aktaran Memişoğlu, "Çocuğun o berraklığını, temizliğini ve kuvvetini geliştirecek ve bu topluma yararlı hale getirecek olanlar öğretmenlerdir. Çocuklarımız, esasımızda bizim geleceğimizdir. Geleceğimizi şekillendirmek için de her türlü çabayı göstermemiz gerekiyor. Hastane ortamı gerçekten zor. Büyükler için de zor. Çocuklar, büyüklerden daha hızlı bir şekilde hastane ortamlarına adapte olabiliyorlar. Ama o çocukların, çocukluklarını hastane ortamında da yaşatmamız gerekiyor. Çünkü, çocuklukta olan açlıklar ve eksiklikler büyüdükten sonra tamamlanmıyor. Onun için çocuğun empati duygusunu, bilgisini ve açlığını giderecek olan bizleriz." diye konuştu. 

"Esasında çocukları hastalanmadan korumamız gerekiyor" diyen Memişoğlu, şunları kaydetti:

"Aşı programlarını ret etme konusunda hala maalesef toplumumuzu eğitmiş değiliz. Tarama programlarımız var. Bu tarama programlarımıza sahip çıkmayan anne ve babalarımız var. Bunları eğitecek olanlar da öğretmenlerdir. Bir çocuğun obezite sorunu varsa, bu çocuğun sorunu değil. Sorun hareketin önemini anlatmamamızdan kaynaklanıyor. Öğretmenlerin, hekimlerin ve hemşirelerin empati kurması gerekiyor. Çocuğun, çocuk olarak iyileşmesini sağlayacak biz büyükleriz. Yeni hastanelerimizde çocuk kliniklerimizi farklı dizayn etmeye başladık. Böyle bir farkındalığı oluşturmaya çalışan ve bizlerle paydaş olan kurumlara teşekkür ediyorum."

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Levent Yazıcı ise çeşitli projelerle farkındalık oluşturmaya çalıştıklarını söyledi.

Çocukların eğitimlerinin hastane ortamında da çok yönlü devam etmesi gerektiğinin altını çizen Yazıcı, "Çocuk, anlaşıldıkça çok daha iyi öğrenir. Hastane ortamlarında uzun süre tedavi gören çocukların, şartlarını değiştirilip yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Eğitim ve hastanenin bir estetikte buluşmasını sağlayan düzenlemelerle çocuklarımızın kaldığı ortamların eğitimle bütünleştirilmesi gerekiyor. Aynı şekilde öğretmenlerimizle de gerekli planlamaları yapacağız. Çocuklarımız eğitimle ilgili bağını koparmadıkça umutlarını da koparmayacak." ifadelerini kullandı.

Program, konuşmacıların birlikte hatıra fotoğrafı çektirmeleriyle sona erdi.

Kaynak: AA

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner8

banner19

banner6

banner17