'Âlim, âlem, ölüm ve M. Emin Saraç Hoca'

Köşesinde M. Emin Saraç Hocaefendi ile ilgili bir yazı dizisi hazırlayan Milli Gazete yazarlarından Reşat Nuri Erol, yayınladığı ilk yazısında "Kendisini her vesileyle anan yarım yüzyıllık üstadımın da en yakın “dostlarından” olmasından dolayı kendisini önce gıyabında, sonra ulusal ve uluslararası vesilelerle o kadar “yakından” tanıdım ki; tam anlatılıp yazılamaz, ancak yaşanırdı ve yaşandı, elhamdülillah…" ifadelerini kullandı.

'Âlim, âlem, ölüm ve M. Emin Saraç Hoca'

M. Emin Saraç Hoca'nın vefatının ardından bir yazı dizisi kaleme alan Reşat Nuri Erol, ilk yazıyı Milli Gazete'deki köşesinde yayınladı. 

İşte Reşat Nuri Erol'un yazısının tamamı

“Âlimin ölümü âlemin ölümü gibidir.”

“Âlim, âlem, ölüm” kavramlarının ve bunların da ötesinin kendisine en çok yakışacağı bir âlimimizi daha ebedî âleme yolcu ettik; bu yolculuğun şahidi olanlardan olduk…

Kendisini her vesileyle anan yarım yüzyıllık üstadımın da en yakın “dostlarından” olmasından dolayı kendisini önce gıyabında, sonra ulusal ve uluslararası vesilelerle o kadar “yakından” tanıdım ki; tam anlatılıp yazılamaz, ancak yaşanırdı ve yaşandı, elhamdülillah…

Erbakan Hocam, Süleyman Karagülle Hocam, Ahmet Tütüncü Hocam, Ali Yakup Hocam ve daha nicelerinin, özellikle de İslâm âlemindeki çok özel dostlarının muhabbetlerine bizzat defalarca şahidi olma, bazen de aracı olma bahtiyarlığına erdim…

Necmettin Erbakan Hocam ile olan yakın dostluğu herkes tarafından bilinmekte…

Süleyman Karagülle Hocam ile olan yakın dostluğu özel bir yazı ile anlatılabilir…

Ahmet Tütüncü Hocam ile olan muhabbet ve dostluğu çoğu zaman birlikte yaşadık…

Ali Yakup Cenkçiler Hoca ile Mısır’daki Ezher Üniversitesi yıllarından başlayıp İstanbul’da Ali Yakup Hoca’nın vefatına kadar devam eden çok ama çok yakın ve kardeşlikten de öte bir yakınlık varsa işte o özel muhabbet ve yakınlığın bizzat yakın şahidiyim…

Neden? Çünkü bir gün bir vesileyle elimden bizzat tutup Ali Yakup Hocam ile tanıştıran Emin Saraç Hocam oldu ki; bunun bir de özel hikâyesi var.  Bu vesileyle o hikâyeyi anlatmış ve yazmış olayım; çünkü bu hikâye ve bu tanışma aynı zamanda Emin Saraç Hocam ile ondan sonra yaşayacağım birçok özel hatıraların da başlangıcı oldu...

1980 askeri müdahalesi sonrasında, 1980’li yılların neredeyse tamamını yurt dışında geçirmek durumunda kaldım. Ama bu vesileyle hem Arabistan’da bir üniversitede daha öğrenci olmak hem de İslâm âlemindeki Erbakan Hocam ile Emim Hocamın çok yakın dostları ile tanışıp onlarla yakinen çalışma bahtiyarlığına o yıllardan itibaren mazhar oldum, elhamdülillah. 

1986 yılında, İSAV’ın (İslâmî İlimler Araştırma Vakfı) İstanbul’da organize ettiği ve iki gün süren ilmî toplantıya Emin Saraç Hocam ile hep yan yana oturarak katıldık. O yıllarda yurt dışında yaşamakta olduğumdan bu toplantıya özel olarak gelip katılmıştım. Çünkü daha sonra her biri birer “Adil Düzen Çalışmaları Mensubu” olacak olan on akademisyen arkadaşımız, “Faizsiz Banka” ile ilgili hazırladıkları tebliğlerini iki gün sürecek olan tartışmalı ilmî toplantılarda sunacaklardı. Bu sunumlar yapıldı. Sonra bu tebliğler ve ilmî tartışmalar “Faizsiz Yeni Bir Model” ismiyle, büyük boy bir kitap olarak ilim dünyasına kazandırıldı.

Bu kitap aynı zamanda bu konuda üstadım ile yazdığımız iki önemli kitabın da tamamlayıcısı mahiyetindedir. Bu kitapların birincisi 1970’li yıllarda üstat ile yazıp bizzat yayımladığım “İslam’da Denge / PARA / Altın ve Gümüş” kitabı, ikincisi de 1990’lı yıllarda yazdığımız “Alternatif Faizsiz Banka / Selem ve Kredileşme” kitabıdır. Bu kitaplar aynı zamanda bugüne kadar bu konuda yapılan akademik çalışmalara da hep kaynak oldular; hâlen de yapılmakta olan çalışmalara kaynak olmaya devam ediyorlar…

İşte İSAV’ın (İslâmî İlimler Araştırma Vakfı) 1986 yılındaki o toplantısında, iki gün boyunca Emin Saraç Hocam hep yan yana olduk. Emin Hocam daha ilk gün dedi ki…

“Reşat, hiç itiraz etmeyeceksin, yarın bu toplantının hitamında seni birisine götürüp tanıştıracağım; tanıştıktan sonra da o seni çok sevecek, sen de onu çok seveceksin…”

Toplantı bitti. Dışarı çıktık. Emim Hocam etrafına baktı ve Ali Rıza Demircan Hocamızı gördü, ‘araban var mı’ dedi. ‘Var’ cevabını alıca da ‘bizi Fatih’e kadar götür’ dedi.

Fatih, Atik Ali semtinde, Kimyager Sokak, 26 numaralı apartmanın önünde durduk. Emin Saraç Hocam ile giriş katındaki bir daireye misafir olduk! Meğer o ev “Hocaların Hocası” olarak şöhret bulan ve Emin Hoca’nın da çok çok yakın arkadaşı Ali Yakup Cenkçiler Hoca’nın eviymiş. Gerçekten de bizi tanıştıran Emin Hocamın dediği gibi oldu, hemşerim Ali Yakup Hocam ile birbirimizi çok sevdik. 1980’lerin sonunda ülkeme dönüp İstanbul’a yerleştikten sonra, vefatına kadar Ali Yakup Hocam ile muhabbetimiz deva etti…

Allah âlimlerimize gani gani rahmet etsin ve cümlemizi cennetinde cem eylesin...

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner42