banner10

Erdoğan'dan ‘Benim Cumhurbaşkanım değilsin’ sözüne tepki

Külliye’de muhtarlara seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ana muhalefetin başındaki zat, şahsımı bu göreve meşru bir şekilde gelmemekle itham ediyor ve ‘Benim Cumhurbaşkanım değilsin’ diyor. Bize milletimizin, muhtarlarımızın Cumhurbaşkanı olmak yeter" ifadelerini kullandı.

Erdoğan'dan ‘Benim Cumhurbaşkanım değilsin’ sözüne tepki

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Sergi Salonu'nda  gerçekleştirilen 49'uncu Muhtarlar Toplantısı'nda, Aksaray, Ankara, Antalya,  Artvin, Batman, Burdur, Çorum, Diyarbakır, Erzincan, Erzurum, Gaziantep,  Gümüşhane, Hatay, Kahramanmaraş, Kastamonu, Kırşehir, Kocaeli, Malatya, Mardin,  Muğla, Osmaniye, Samsun, Uşak'tan gelen muhtarlara hitap etti.
Erdoğan, bugün itibarıyla Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde misafir  ettikleri muhtar sayısının 32 bini aştığını belirterek, "Böylece seçimden önce  muhtarlarımızın tamamına yakınıyla bir araya gelme hedefimize bir adım daha  yaklaşmış bulunuyoruz. İstiyorum ki 31 Mart'a kadar bütün muhtarlarımızı bu  salonda ağırlamış olalım. Bu salon sizin, milletimizin. Dolayısıyla  muhtarlarımızla kurduğumuz bu güçlü bağ ile geçmişte hiçbir cumhurbaşkanına,  başbakana, siyasetçiye nasip olmamış bir şerefe nail olduğuma inanıyorum." diye  konuştu.

Türkiye'nin yönetim sisteminin en küçük birimi olan mahallelerin  huzuru, gelişmesi, insanlar arasındaki dayanışmanın, iş birliğinin güçlenmesi  konusunda muhtarların yaptıkları çalışmanın önemini bildiğini vurgulayan Erdoğan,  devletin mahalledeki gözü kulağı, eli kolu, sessiz nefesi, mahalle ve köy  ahalisinin devlet nezdindeki temsilcisi olan muhtarlarla beraber yapacakları daha  çok iş olduğunu kaydetti.

"Muhtarlarımızı üzen beni de üzer, muhtarlarımızı memnun eden beni de  memnun eder." ifadelerini kullanan Erdoğan, bu toplantılara başladıkları günden  beri gerek muhtarların gerekse muhtarlar aracılığıyla pek çok vatandaşın  sıkıntısına çözüm bulduklarını aktardı.

"MUHTARLARIMIZA HİZMETLERİMİZİ ARTIRARAK SÜRDÜRECEĞİZ"

İçişleri Bakanlığı bünyesinde Muhtarlık Bilgi Sistemi, Mahalli  İdareler Genel Müdürlüğünde faaliyete geçen Muhtarlar Daire Başkanlığının  muhtarların ve muhtarlıkların meselesini en üst düzeyde takip ettiğini aktaran  Erdoğan, muhtarların taleplerini karşılamak üzere, illerde vali yardımcısı,  büyükşehir belediyelerinde genel sekreter yardımcısı, diğer belediyelerde de  başkan yardımcısı düzeyinde muhataplar belirlendiğini  hatırlattı.

Muhtarların en büyük sıkıntılarından biri olan SGK primlerinin devlet  tarafından ödenmesine imkan sağladıklarını bildiren Erdoğan, muhtar maaşlarını da  geçmişle kıyaslanamayacak seviyeye çıkardıklarını ifade etti.

Muhtarların önemli bir sıkıntısı olan silah ruhsat harçlarına da  muafiyet getirdiklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bunları biz yaptık.  Kimse kalkıp da muhtarlarımız üzerinden spekülasyon yapmasın. Ne söz verdiysek,  başbakanlığım dönemi de dahil, hepsini yerine getirdik. Biz biliyorduk ki, bizim  elimiz gözümüz, ayağımız sizsiniz. Son olarak, ihtiyaç duyulan yerlerde muhtarlık  binaları yapılmasıyla ilgili projeyi hayata geçiriyoruz. İnşallah önümüzdeki  dönemde de muhtarlarımıza ve mahallelerimize olan hizmetlerimizi artırarak  sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Sergi Salonu'nda düzenlenen 49. Muhtarlar Toplantısı'na katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan toplantı öncesi Ankara Seymenler Kulübü üyeleri ile bir araya geldi.

"SEN YÜZDE 52,6'YA İHANET EDEMEZSİN"

Bu salondaki manzaranın, Türkiye'deki demokrasinin tavanından tabanına  nasıl ahenk içinde işlediğinin en bariz örneği ve aynı zamanda ispatı olduğunu  anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"Tabii demokrasiyi herkes böyle anlamıyor. Mesela ana muhalefetin  başındaki zat, önceki gün çıkmış şahsımı, 'bu göreve meşru bir şekilde  gelmemekle' itham ediyor ve 'Benim cumhurbaşkanım değilsin' diyor. Yav Bay Kemal,  ben, senin cumhurbaşkanın olmaya meraklı değilim. Ben milletimin cumhurbaşkanı  olarak seçildim. Yüzde 52,6 oy kim verdi? Benim milletim verdi. Sen, yüzde  52,6'nın içinde olmayabilirsin. O benim için önemli değil ama sen yüzde 52,6'ya  ihanet edemezsin. Bugüne kadar ettiğin için de bir yere pabuç olmadın, bir yaraya  merhem olmadın.

31 Mart'ta da olamayacaksın. Göreceğiz. Niye? Teröristlerle el ele,  kol kola gezene benim milletim 'yürü' demez. Bize, milletimizin cumhurbaşkanı  olmak, muhtarlarımızın cumhurbaşkanı olmak yakışır. Aslında bu zat, ağzından  çıkan sözün ne anlama geldiğini bilse, bunu söylemek yerine kaldırır kendini o  kürsüden aşağı atar ama ağız işte torba değil ki büzesin."Bu meşruiyet meselesini açıklığa kavuşturmakta fayda gördüğüne değinen  Erdoğan, "Meşruiyet kavramı, siyaset ve yönetim biliminin temelini oluşturuyor.  Konu meşruiyetten açılınca ister istemez, iktidar kavramını da onunla birlikte  düşünmek gerekir. İktidar dediğimiz hadise, belirli görüşlere ve programlara  sahip kadroların ülkelerini, toplumlarını, sorumlu oldukları alanı yönetme  kabiliyetidir. Güç kullanma ayrıcalığına sahip tek kurum olan devleti yönetme  görevi de toplumlar tarafından siyasi iktidarlara verilir." diye konuştu.

"ÜLKEMİZİ ÜÇE DÖRDE KATLADIK"

Siyasi iktidarın gücünün asıl sınırlarını, kendisine devleti yönetme  görevini veren halka karşı duyduğu sorumluluk belirlediğine işaret eden Erdoğan,  anayasa, yasa ve diğer mevzuat ile toplumun inanç, ahlak, örf anlayışı ise bu  sınırların gözüken ve gözükmeyen yönlerini somutlaştırıp uygulanabilir hale  getirdiğini vurguladı.

Meşruiyetle ilgili pek çok teori, görüş, yorum bulunduğuna işaret eden  Erdoğan, "Siyasi iktidarın meşruiyeti yönettiği veya yönetmeye talip olduğu  toplumdan aldığı desteği ifade eder." dedi.

Demokrasilerde bu desteğin ölçüm ve uygulama yolunun serbest seçimler  olduğunu anlatan Erdoğan, "Bir siyasi parti seçimlerde toplumun desteğini  almışsa, meşru bir iktidar olarak anayasa ve yasalar çerçevesinde ülkeyi yönetme  hakkına da sahiptir. Geçmişte siyasi partiler, çok düşük oy oranlarıyla, yani çok  düşük toplum desteğiyle ülkemizi yönetmeye kalktıkları için sürekli krizlere,  kaoslara, istikrarsızlıklara maruz kalıyordu. Koalisyon hükümetleriyle bu ülke  yönetilmeye çalışıldı. Başarılı oldu mu olmadı. Ama biz şu 16 yılda halkımızın  büyük bir teveccühüyle iktidar olduk ve ülkemizi üçe dörde katladık."  değerlendirmesini yaptı.

"SEN CUMHURBAŞKANI ADAYI OLSAYDIN"

Erdoğan, yüzde 19, 22 ve 27 ile hükümet kuran başbakanların, ister istemez siyasi iktidarlarını gerçek anlamda tesis etmekte ve  kullanmakta zorlandıklarını söyledi.

Yine bu düzeyde oy oranına sahip partiler tarafından seçilen  cumhurbaşkanlarının da tartışma konusu olabildiklerini belirten Erdoğan, AK Parti  iktidarları döneminde tesis edilen istikrar ve güven ortamının ülkeye faydalarını  da görerek, yeni yönetim sistemini en az yüzde 50 artı 1 destek üzerine  kurduklarını dile getirdi.

Erdoğan, böylece Türkiye'nin demokrasi eşiğini de yükselttiklerine işaret ederek, "Dolayısıyla yeni yönetim sistemimizde seçimi kazanan  cumhurbaşkanının meşruiyetiyle ilgili en küçük bir tartışma, tereddüt ve şüphe  olması mümkün değildir. Bay Kemal, niye sen cumhurbaşkanı adayı olmadın? Parti  genel başkanıydın, sen cumhurbaşkanı adayı olsaydın, bizim karşımıza çıksaydın.  Ondan sonra meşruiyet çok daha güzel olarak ortaya gelirdi. Ama sen çıkmadın,  genel başkan olduğun halde çıkmadın. Bu mesele siyaseti anlama meselesidir,  halkıyla diyalog kurma meselesidir, halkının gönlüne girme meselesidir. Halkının gönlüne giremeyen, halkının huzuruna da çıkamaz." değerlendirmesinde bulundu.

Bütün bunları CHP'nin ve Kılıçdaroğlu'nun demokrasi anlayışlarının ne kadar sığ, içi boş ve aldatmacadan ibaret olduğunu göstermek için anlattığını  ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bizim gözümüzde bu zat her ne kadar bir kaset kumpasıyla önü açılmış  olsa da CHP Kurultayı'nda seçilip geldiği için kendine göre meşru bir  siyasetçidir. Çünkü bizim CHP seçmeninin ve delegelerinin de iradesine saygımız  vardır. Tabii yaptıkları yanlışı onlara hatırlatma hakkımızı da hep baki  tutuyoruz ama tercihlerine saygı duyuyoruz. Son seçimlerde 26 milyon 330 bin  vatandaşımızın ortaya koyduğu iradeyi, yüzde 52,6'lık bir desteği meşru  görmediğine göre demek ki bu zatın kafasında başka bir demokrasi tarifi  bulunuyor.  Onun için işte adamları ne yapıyor, 'dökülün sokaklara' diyor. Ama 15  Temmuz gecesinde de tankların arasından gelip geçip Bakırköy Belediyesine  sığınıyor ve o darbe girişimini tüm gece Bakırköy Belediyesinde kahvesini  yudumlayarak geçiriyor. Biz darbelere karşı böyle durmayız, biz darbelere karşı  milletimizle beraber tankların önünde dururuz, uçakların karşısında dururuz ve bu  darbeleri de böylece 16 saatte bitiririz."

"BUNLARA GÖRE CHP'YE HİZMET EDEN DEMOKRASİ MEŞRUDUR"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunların geçmişine bakıldığında da o demokrasi  tarifinin ipuçlarını görebildiğini belirterek, "Hadi tek parti dönemini bir  kenara bırakıyorum, bu dönemin hesabı ayrıca sorulmayı ve sorgulamayı  gerektiriyor. İşe çok partili hayattan başlayalım." dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi tarafından 1946 seçimlerinde "açık oy, gizli  tasnif"i yapıldığına dikkati çeken Erdoğan, "Bu yöntem, bunların kafasındaki  demokrasinin tarifidir. Oyu açıktan kullanacaksın, kime verdiklerini görecekler,  bilecekler, sayıma gelince sayımı gizli yapacaklar. Bu kimin yaptığı uygulamaydı?  Cumhuriyet Halk Partisinin. Bu ülke bunları gördü mü? Gördü." diye konuştu.
Erdoğan, "Aynı şekilde 1960 darbesine destek verip, seçilmiş başbakanı  darağacına gönderip, sallandırmak da bunların demokrasi anlayışının bir  tezahürüdür." ifadesini kullandı.
Yakın tarihte, teröristlere "arkadaşlar" demenin, terör örgütüne  destek vermenin, FETÖ gibi bir ihanet çetesinin taşeronluğuna soyunmanın da  CHP'nin demokrasi anlayışının işareti olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan,  şunları söyledi:

"Hepsine de hararetle destek verdikleri, 28 Şubat'tan 27 Nisan  bildirisine kadar bunların demokrasi anlayışlarının daha pek çok örneğini  görebiliriz. Bunlara göre CHP'ye hizmet eden demokrasi meşrudur, CHP'nin işine  gelmeyen demokrasi ise behemehal def edilmesi gereken bir yüktür. Seçilmiş  cumhurbaşkanını meşru görmeyen kafa, sanıyor musunuz ki siz muhtarları meşru  sayar. Bunlar muhtarlarımıza da saldırdılar. Kılıçdaroğlu kafasına göre,  hiçbiriniz meşru değilsiniz, hiçbiriniz muhtarlık koltuğunda oturmaya layık  değilsiniz. Aynı mantıkla gittiğimizde kendisinin de içinde yer aldığı  milletvekilleri, içinde belediye başkanları, belediye ve il genel meclis üyeleri  için de aynı şeyleri söylemek mümkündür. Maalesef ülkemizde işte böyle çarpık bir  zihniyet, ana muhalefeti temsil ediyor. Halbuki biz cumhurbaşkanı ile muhtarların  buradaki şu görüntüsünü ülkemizde milli iradenin gücünün sembolü olarak  değerlendiriyoruz."

"ALLAH, BU MİLLETE BİR DAHA İSTİKLAL MARŞI YAZDIRMASIN DİYORUZ"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyada demokrasinin böylesine yaygın ve bütün  halinde uygulandığı pek az ülkenin bulunduğuna, Türkiye'nin de bunlardan birisi  olduğuna işaret etti. "Bakın şu tablo dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur bunu böyle  biliniz." diyen Erdoğan, "Zaten dünyanın en gelişmiş ülkelerinin birçoğunda bile  'muhtarlık' kurumu yoktur. Bu bizim demokrasiyi anlayışımızın en güzel  ifadesidir. Bu ülke kimsenin milletimize inayeti değildir. Biz bu ülkeyi ayak  bastığımız günden beri milletimizin canıyla, kanıyla istiklaline ve istikbaline  sahip çıkma azmiyle kurduk ve yaşatıyoruz." ifadelerini kullandı.

Erdoğan, bu vesileyle ebedi hayata irtihalinin 82'inci yıl dönümünde  "Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklal." diyerek, bu milletin istiklal,  bayrak ve vatan aşkını ölümsüzleştiren büyük dava ve fikir adamı milli şair  Mehmet Akif Ersoy'u rahmet ve şükranla andı.

Merhum Akif'in hayatı ve eserlerinin geri kalmışlıkla, yoksullukla,  hurafelerle, miskinlikle, tembellikle ve mücadeleyle dolu olduğunu hatırlatan  Erdoğan, Büyük Harp ve İstiklal Harbi'nde Akif'in mücahit olarak görev almakla  kalmadığını, bu millete "Safahat"ın yanında İstiklal Marşı gibi bir şaheseri  armağan ettiğinin altını çizdi.

Erdoğan, CHP zihniyetinin her iyi şeyde olduğu gibi Akif'in "İstiklal  Marşı" konusunda da boş durmadığını ifade ederek, şunları kaydetti:

"En son 1937'de İstiklal Marşı'nın değiştirilmesi için Ulus gazetesi  başyazarı Falih Rıfkı Atay'ın başını çektiği, İnönü'nün de desteklediği bir  kampanya başlatılmıştır. Bunları bilmemiz lazım. Bunun için bir de yarışma  açılmıştır. Yarışmaya katılan eserlerin hiçbirisi bu milletin istiklalini  anlatacak değerde olmadığı için CHP'nin bu projesi de akim kalmıştır.  Düşünebiliyor musunuz, şu andaki bu güzel İstiklal Marşımızı bile bu CHP  değiştirme yoluna gitmiştir. Biz ise Akif merhum gibi 'Allah, bu millete bir daha  İstiklal Marşı yazdırmasın.' diyoruz."

Kaynak: AA, Ajanslar

Güncelleme Tarihi: 27 Aralık 2018, 17:42
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner8

banner19

banner6

banner17