banner38

Zeki Müren neden doodle oldu?

Zeki Müren neden doodle oldu? Sorusu Google'ın usta sanatçıyı doodle yapaması ile birlikte merak konusu oldu. Zeki Müren neden doodle oldu? sorusunun cevabını sizler için derledik.

Genel 06.12.2018, 10:36 22.09.2020, 20:38
Zeki Müren neden doodle oldu?

Zeki Müren neden doodle oldu? Sorusu arama motoru Google'ın usta sanatçı Zeki Müren'nin doodleını yapması sonrası merak konusu oldu. Zeki Müren neden doodle oldu? Sorusunun yanıtına haberimizden ulaşabilirsiniz. Google'ın bu jesti dışında usta sanatçının İstanbul ve İzmir'deki Zeki Müren müzeleri de ziyaretçi akınına uğradı. İşte Zeki Müren neden doodle oldu? Sorusunun yanıtı.

Zeki Müren'in doodle olma sebebi

Zeki Müren 6 Aralık 1931 tarihinde doğdu, 24 Eylül 1996 tarihinde ise hayata veda etti. Gönüllerin unutulmayan ünlü sanatçı Zeki Müren'in bugün doğum günü. Hiç beklemedik sürpriz ise Google'dan geldi. Zeki Müren doğum gününe özel Doodle hazırlayarak kullanıcıları şaşırttı.

Zeki Müren kimdir?

Çocukluğu

Zeki, 6 Aralık 1931’de, Bursa’nın Hisar semtinde Hayriye Hanım ve Kaya Bey’in tek çocuğu olarak dünyaya geldi.

Müren ailesi, Üsküp’ten Bursa’ya yerleşmişti. Ortapazar Caddesi’ndeki 30 numaralı ahşap evde yaşamaya başlamışlar; aralarına katılan Zeki ile çekirdek aile tamamlanmıştı. Kaya Bey, İnşaat Mühendisiydi, ayrıca kereste tüccarlığı da yapıyordu.

Zeki, ufak tefek, çelimsiz bir çocuktu. Hani şu bir kadının diğer kadına “Aa, sen bu çocuğu hiç yedirmiyor musun?” diye annelik mertebesinde üstünlük sağlatacak bir görünümdeydi. Ayrıca fazlasıyla da duygusaldı. Daha çocuk zamanlarından duygusallığını her durumda hissettirirdi.

Bütün bunların dışında en önemlisi Zeki’nin musikiye yeteneği vardı ve babası bunun farkına şükürler olsun ki çok erken varmıştı. Aslında bu fark ediş, Zeki’nin yıllar sonra bir “Sanat Güneşi” olacağının ilk adımıydı.

Eğitim hayatı

Zeki, eğitim hayatına Bursa Osmangazi İlkokulu’nda başladı. Zeki’nin müziğe olan yatkınlığı öğretmenlerinin de dikkatinden kaçmamıştı. Müzikli okul müsamerelerinde oynamaya başladı. İlk rolü, çobanlıktı daha sonra hep başroldeydi. Onda bir ışık vardı; parlıyordu.

Babası oğlunun ayrıca müzik eğitimi alması gerektiğini biliyordu. Zeki, Tamburi İzzet Gerçeker’den solfej ve sanat müziği usul dersleri aldı. Kişisel yetilerini geliştireceği becerileri için bilgilenmişti.

Ortaokulu da yine Bursa’da tamamladı. 1946’da ilk bestesini yapmış; gözünü daha fazlasına dikmişti.  Bundan sonrasında notalar onu İstanbul’dan çağırmaya başlamıştı. Büyük musiki üstatlarından ders almak, onları yakından dinlemek istiyordu. Bu isteğini babasıyla paylaştı; Kaya Bey’in onayından geçmişti. Sadece lise hayatının değil birçok şeyin daha başlangıcıydı bu. Zeki, İstanbul Boğaziçi Lisesi’nden birincilikle mezun oldu.

Musiki eğitimi

1949’da lise eğitimini sürdürürken, bir yandan da sinema yönetmeni ve senaryo yazarı olan Arşavir Alyanak’ın babası ünlü Musiki Üstadı Agopos Efendi ve Udi Kirkor Efendi’den ders almaya başladı. Sonraki yıllarda Refik Fersan ve Şerif İçli’den Fasıl Musikisi, Klasik Türk Müziği makamlarında eğitim aldı.

Şükrü Tunar’la da beste yapmak üzerine çalıştı. 1949’da, ilk şarkısı ve akrostişi “Zehretme bana hayatı cananım”ı besteledi. İstanbul Radyosu’nda Suzan Güven, şarkıyı “Bursalı Zeki Müren’in Acemkürdi Şarkısı” anonsuyla sundu ve Zeki, henüz 17 yaşındaydı.

İstanbul Radyosu Sanatçısı, Zeki Müren

Zeki, dolu dolu bir lise dönemi geçirdi. 1950’de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (Mimar Sinan Üniversitesi) Yüksek Süsleme Bölümü, Sabiha Gezen Atölyesi’nde yepyeni bir eğitim sürecini başlatmıştı. Desen çalışmalarını öğrencilik yıllarında başlayarak çok kez sergiledi.

Her şey bir yana, müzik bir yanıydı Zeki’nin dünyasında. Akademiye başladığı yıl İstanbul Radyosu’nun açtığı bir sınava girdi. 186 kişinin katıldığı sınavda Zeki birinci oldu ve İstanbul Radyosu Sanatçıları arasına katıldı.

Artık bir radyo sanatçısıydı; inanamıyordu. Ama inanamayacağı daha pek çok güzel şey yaşayacaktı. İlki için çok beklemedi. 1 Ocak 1951’de radyonun sanatçılarından Perihan Altındağ Sözeri aniden rahatsızlandı ve onun yerine konsere çıkması için Zeki çağırıldı. Bir filmin sahnesini gerçekten yaşıyor gibiydi. Programa çıktı; 45 dakikalık nefis bir canlı performans sergiledi.

Herkes mest olmuştu. Konser bitiminde radyonun telefonu çalıyordu. Arayan Hamiyet Yüceses’ten başkası değildi. Zeki Müren’i tebrik etmek için aramıştı. Musiki kariyeri yükselişe geçmeye başlamıştı bile.

Radyo programları

O dönemlerde TRT Ankara Radyosu, Anadolu’da en çok dinlenen radyoydu. İstanbul Radyosu, Anadolu’dan pek dinlenemiyordu.

Çıktığı şu enfes konserin haftası dolmadan ünlü klarnet sanatçısı Şükrü Tunar, Zeki’yi sahibi olduğu Yeşilköy’deki plak şirketine götürdü ve kendi eseri “Muhabbet Kuşu”nu plağa doldurttu. Bu plak, Zeki Müren adını Anadolu’ya tanıttı.

Bu küçük ama etkili iki güzel adımdan sonra Zeki, Türkiye radyolarında düzenli olarak, çoğu canlı yayında, eserlerini icra etmeye başladı ve bu program 15 yıl devam etti. Bundan sonra daha çok sahneye çıkacak ve daha çok plak çalışmalarında bulunacaktı.

Artık Zeki Müren ismini altın harflerle yazma günleri uzak değildi.

Zeki Müren beyaz perdede

Müzikallerde çok başarılıydı Zeki. Ama elbette daha yolun başındaydı. 1954’te dönemin sinema ilahesi ile başrolü paylaştı. O ilahe Cahide Sonku’ydu ve “Beklenen Şarkı” filmi ile beyaz perdedeydi.

Henüz hiç sahneye çıkmamıştı; insanlar onun sadece sesini duymuştu. İlk kez yüzünü göreceklerdi. Görünmeyene duyulan tarifsiz merakla insanlar sinemaya akın etti. Zeki Müren’in on bestesinin yer aldığı müzikal niteliğindeki film, gişe rekorları kırmıştı.

Müziğe duyduğu aşkın gücüyle kameranın önünde daha da parladı Zeki Müren; bir güneş gibi parladı, bir yıldız gibi. Gündüz, gece parladı. Yapabileceklerinin listesine sinema oyunculuğu da eklenmişti işte.

17 filmde daha başrol oynayacak; filmlere de kendi bestelediği şarkıların ismini verecekti: “Berduş, Altın Kafes, Bir Yaz Yağmuru, Hayat Bazen Tatlıdır…"

Zeki Müren ilk kez sahnede

Zeki Müren, mükemmel bir sanatçı olma yolunda sağlam adımlarla ilerliyordu. Şarkı söylemenin yanında bir de mezuniyetinden doğan mesleği vardı; bunu da hep kullandı. Hayatında her şey nizami bir düzende, yakıştığı gibi olmalıydı.

26 Mayıs 1955’te ilk kez sahnedeydi. Genellikle kendi tasarladığı kıyafetleri giyiyordu. Saz heyetini de tek tip giydirmek konusunda titizdi. İlerleyen süreçte “T podyum” kullanmak gibi çeşitli yenilikler de getirecekti.

Maksim Gazinosu sahnelerinde de hiç ara vermeden 11 yıl boyunca Behiye Aksoy ile dönüşümlü sahne alarak parladı.

Geçen yıllar, başarılı yüzlerce çalışmadan sonra 1976’da Londra’daki Royal Alber Hall’da konser verdi. Bu sıradan gibi görünen değerli bir eylemdi. Çünkü Zeki Müren bu mekânda sahne alan ilk Türk Sanatçıydı.

İlk “Altın Plak” sahibi, Zeki Müren

1955, Zeki Müren için her açıdan bereketli ve emeklerinin karşılığını aldığı bir yıldı.

Müzik kariyerinde önemli bir yol kat etmişti. “Manolyam” adını verdiği kürdilihicazkâr makamındaki eseri, 1955’te Türkiye’de ilk defa verilmeye başlanan “Altın Plak Ödülü”ne layık görüldü.

Bu ödülle sanatını taçlandıran Zeki Müren, yaşadığı dönemin aranan yüzü olmuştu. Öyle ki gazinolar adeta peşinden koşuyor; birbirleriyle yarışıyorlardı. Nasıl koşmasınlar, nasıl yarışmasınlar efendim; o mekânlar cumhurbaşkanları mı ağırlamadı, bakanlar mı görmedi…

Sanat Güneşi, Zeki Müren

Zeki Müren, kadife sesi, vurgulu yorumu ile insanın kulaklarının pasını siliyordu. Kendine özel zevkinden doğan gösterişli sahne kostümleriyle de adeta bir görsel şölendi. Sesi ne kadar seviliyorsa, bu gösterişi de bir o kadar beğeniliyor ve merak ediliyordu.

Sahnede bütünlük oluşturma titizliğiyle her sahnesi ayrı bir tiyatral hava estiriyordu. İşte bu yüzden ona, sadece yaşadığı süreçte değil, öldükten sonra bile adının yerine telaffuz edilecek “Sanat Güneşi” betimlemesi atfedildi.

1991’de de “Devlet Sanatçısı” olacaktı.

Şair Zeki Müren

Zeki Müren, birçok sanatsal yeteneğe sahip olduğunu çocukluktan yetişkinliğe geniş bir yelpazede yeri geldikçe ortaya çıkardı ve her işinde ayrı bir başarıya imza attı.

Şarkılarının sözünü yazıyor, bestesini de yapıyordu. İşte bunun yanında bir de şiirleri vardı. 1965’te, uzun zamandır farklı zamanlarda yazdığı şiirlerini “Bıldırcın Yağmuru” adını verdiği kitabıyla yayımladı.

Ayrıca mezun olduğu bölüm itibarıyla zaten desen tasarımları da yapıyordu. Bunun yanında amatör olarak resimle de ilgilendi. Hatta birkaç sergi açarak bu alandaki yeteneğini de paylaştı.

Türkiye’nin ilk sivil paşası

Zeki Müren, özellikle 70’li yıllarda birçok kaset çalışması yaptı. Televizyon ile tanıştıktan ve bu küçücük kutu yaşamımızda önemli bir yer tutmaya başladıktan sonra, Zeki Müren de sahnelerden ekranlara doğru bir geçiş yaptı.

Ziyadesiyle mütevazı bir yapısı vardı. Aldığı onca ödül, ona duyulan bunca sevgi, ne varsa hiçbiri ama hiçbiri onu bu çizgisinden öteye geçirmedi. Onu sanatında bunca değerli kılan da kuşkusuz aynı sebepten geçiyordu. Aslında sert bir ifadesi vardı ve buna tezat düşen nezaketi. Ve bir de duygusal besteleri…

Tüm bunların toplamında bir isim oluşuyordu işte; Zeki Müren ve Türkiye’nin ilk sivil “paşa”sı olmuştu. O, “Müziğin Paşası”ydı. Ona ilk kez bu şekilde, 1969’da gerçekleştirdiği Aspendos konseri sonrası Antalya halkı bu şekilde seslenmeye başladı.

Bu şekilde anılmaktan son derece memnun olmuştu. Yine de verdiği bir röportajda neden bu sözcüğe uygun görüldüğünü bilmediğini açıklamıştı.

Özel hayatında Zeki Müren

Özel hayat denilince bahsedilen evlilik oluyor tabii. Ama o bambaşka bir adamdı. Hayatı boyunca hiç evlenmedi. Çünkü onun kalıpları, sınırları, kendini aşan bir hayatı vardı genel anlamda. Kıyafetleri, ayakkabıları, cümleleri, sahnedeki hâli tavrı, her şeyi işte, her şeyi aşıyordu. O tüm bunlarla halkının, kendi deyimiyle canından çok sevdiği biz sevgili dinleyicilerinin ilgisini hep üstünde tuttu.

Mesleğini ilk icra ettiği zamanlarda aslında onun da sıradan kıyafetleri, sıradan bir saç stili vardı. Ama sonra bütün yeteneklerini yerinde ve zamanında kullanarak, yavaş yavaş istediği görünüme, halkın sevgilisi “Zeki Müren”e dönüştü. Sıradan kıyafetlerin yerini daha ilgi çekici, kadınsı kıyafetler aldı. Artık kendine has saç modelleri ve makyajıyla sahnedeydi.

Hiçbir zaman cinsel tercihinden bahsetmedi; bir açıklama yapmadı. Zaman zaman adı kadınlarla da anıldı aslında. Ama yine de genel görüş onun eşcinsel olduğu yönündeydi. Ya da aslında o, hiçbirimizin aklının almayacağı kadar ütopik bir insandı; hepsi bu.

Her zaman kuralında ve ağdalı bir Türkçe ile bizlere sesini duyurdu. Biz sonra onu duymaya, sevmeye, gönülden kabullenmeye devam ettik. Çünkü o, “Müziğin Paşası”ydı; çünkü o bizim “Sanat Güneşi”mizdi, pırıl pırıldı.

Hastalık süreci

Zeki Müren, ilk kez 1980’de Kuşadası’nda kalp krizi geçirdi; ikincisinde de 1983’te Paris’teydi. Bodrum’daki evine istirahate çekildi. Son bir kez daha konsere çıkacaktı. 1984’te geliri antik tiyatronun restorasyonuna harcanacak Bodrum Kalesi konserini verdi.

Aldığı ilaçlardan sonra yıpranmaya başlamıştı; kilosu da artıyordu. bir yandan kalbi yorulmuş, bir yandan da şeker hastalığı nüksetmişti. Ama o asla böyle hatırlanmak istemiyordu. O, sahnedeki parıltılı, görkemli görüntüsüyle hafızalarda yer etmeliydi. Evine kapandı ve insanlardan uzaklaştı.

Son veda

Her şey bir öğleden sonra Bodrum’daki evine gelen telefonla başladı; arayan yardımcısıydı. “Paşam” dedi her zamanki sesiyle. “Buyurunuz efendim” dedi Paşa. Bir yandan acı içindeydi. Hastalıktan parmakları da şişmiş, hareket etmekte güçlük çeken bedeni ve ellerinin hâlsizliğiyle ahizeyi tutmak dahi yorucuydu. Dinledi, dinledikçe de yüzünün şekli değişiyordu. TRT, şahsına özel bir gece düzenlemek istiyordu. Duyduğu bu haber karşısında mutluluğu ayrı, hüznü ayrıydı sanki.

İzmir Stüdyosu’nda canlı yayın düzenlenecek ve bir de ödül verilecekti. Yüzünde karmaşık ifadesiyle dondu kaldı. Doktorlar sahneyi ve ardından gelebilecek her şeyi, ufacık bir heyecanı dahi yasaklamıştı. Hastalığının bu aşamasında bu teklifi kabul etmesi çılgınlık olurdu. Yapmak istediği ne çok şeyi, hayata geçsin istediği ne çok fikri vardı. Ama bir yandan da dayanamadı, sanatına başlangıç noktası olan bu kuruma nasıl hayır diyebilirdi…  “Memnuniyetle efendim. Acaba birkaç ricam olabilir miydi?” diyerek kabulünü bildirdi. Ajda Pekkan ve Muazzez Ersoy'un da davet edilmesini rica etmişti.

24 Eylül 1996 günü çatıp gelmişti. Saat 18.00’de arkasında onu ne zamandır yakalayamayan bir basın ordusuyla TRT İzmir binasına giriş yaptı. Nasıl mutluydu, nasıl heyecanlı… Makyaj odasında er zamanki titizliğiyle görkemli bir hazırlık yaptı. Yıllardır huyuydu, her kostümüne mutlaka isim verirdi. Bu gecenin kostümünün adı, “Son Gece”ydi.

Hazırlıkları bittiğinde stüdyoda kendine ayrılan koltuğa oturdu. Ajda Pekkan ve Muazzez Abacı da Türkiye’nin iki önemli sanatçısı olarak Sanat Güneşi’ni sevgiyle selamladı ve prova başladı. Herkes gibi onlar da biliyordu. Zeki Müren, Türkiye’de iyi sanatçılar listesinde sıralamaya girecek bir isim değildi. Liste zaten tepede onun adı yazıldıktan sonra başlayabilirdi.

Adı ödül için anons edildiğinde hantallaşan vücudu ve mesleğine duyduğu aşkla kalktı masadan. TRT Sunucusu ve Genel Müdür Yardımcısının yanına doğru gitti. Bir şeylerin yolunda gitmediği belliydi aslında. Ayakta durmakta güçlük çekiyordu. TRT Genel Müdür Yardımcısı ambalajlı olan sürpriz ödülü açtı. Ödül TRT Ankara Radyosunda ilk şarkılarını söylediği mikrofon. 45 yıllık geçmişin ve yaşadığı anın verdiği heyecan, üstüne bir de mikrofonun ağırlığıyla ödülünü daha eline alır almaz geri vermek zorunda kalıyor. Çünkü bu kadar heyecan fazlaydı ve her zaman özendiği seyircilerinin önünde düşme korkusu onda daha da panik yaratmıştı.

Neyse ki sunucunun kollarına tutunarak koltuğuna kadar gidebilmeyi başardı. Ama sakinleşemiyordu. Gülümsemesini yüzünden asla azaltmadan sadece şunu söyleyebildi: “Beni dışarı çıkarın”. Programa hemen ara verildi ve Zeki Müren makyaj odasına götürüldü. Düştüğü tek bir kare dahi olmamalıydı. Makyaj odasının kapısı açılır açılmaz kendini yere bıraktı. Sanat Güneşi, Müziğin Paşası, ah iki gözümün nuru… O anda, hep doğduğunu söylediği TRT’de şimdi ölmüştü işte…

Onun ardından

O, “Sanat Güneşi”mizdi. Sonradan öğrenildi ki, bizlerin karşısına çıktığında odaklanmakta zorlanmasın diye ilaçlarını almamış, gülüşünün ardına saklanmıştı.

Binlerce kişinin katılımıyla şanına yaraşır görkemli bir cenaze töreni düzenlendi. Bursa Emir Sultan Mezarlığı’na defnedildi. Mirasının tamamını da Türk Eğitim Vakfı ve Mehmetçik Vakfı’na bağışlamıştı.

Ölümünün ardından Bodrum’daki evi Kültür Bakanlığı’nca “Zeki Müren Sanat Müzesi”ne dönüştürüldü ve 8 Haziran 2000’de ziyarete açıldı. Ayrıca Onur Akay’ın TRT Müzik ekranlarından yaptığı öneri ile 2012’den itibaren Zeki Müren’in doğum günü 6 Aralık, “Türk Sanat Müziği Günü” olarak kutlanmaya başlandı.

O, bu yalan dünyayı terk edip gittiğinde çok küçüktüm. Onu tanıyacak, kim olduğunu yaşarken kavrayacak şansım yoktu ne yazık ki. Ama bu sanat işi öyle büyülü bir şey ki, o günleri yakalamışçasına sevgisini içimde hissedebiliyorum.

Sadece yazarken bile zordu son vedası. O da ölümden şu cümlelerle bahsetmiş: “Bazen ölümü de özlüyorum. “Ölüm özlenir mi” diyeceksiniz. Elbette özlenir. O beni özlemeden ben yakınlık kurarım, yeter ki Tanrı onun bile hayırlısını versin”

Yorumlar (0)
banner35
Günün Anketi Tümü
Yerli veya yabancı aşılardan hangisini kullanmayı tercih ederdiniz?
Yerli veya yabancı aşılardan hangisini kullanmayı tercih ederdiniz?
banner21
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Fenerbahçe 13 29
2. Galatasaray 13 27
3. Adana Demirspor 13 24
4. Konyaspor 14 24
5. Başakşehir 13 24
6. Kayserispor 14 23
7. Trabzonspor 13 23
8. Beşiktaş 13 22
9. Alanyaspor 14 17
10. Gaziantep FK 13 16
11. Antalyaspor 12 16
12. Giresunspor 13 15
13. Kasımpaşa 13 15
14. Hatayspor 13 14
15. Karagümrük 13 13
16. Ankaragücü 13 13
17. Sivasspor 14 11
18. İstanbulspor 13 8
19. Ümraniye 13 7
Takımlar O P
1. Eyüpspor 16 37
2. Samsunspor 15 27
3. Rizespor 15 26
4. Pendikspor 15 26
5. Keçiörengücü 15 26
6. Bodrumspor 15 25
7. Boluspor 15 25
8. Manisa FK 15 24
9. Bandırmaspor 15 24
10. Sakaryaspor 16 22
11. Altay 15 21
12. Adanaspor 15 18
13. Göztepe 14 18
14. Tuzlaspor 15 16
15. Erzurumspor 15 14
16. Altınordu 15 12
17. Ö.K Yeni Malatya 15 11
18. Gençlerbirliği 15 7
19. Denizlispor 15 6
Takımlar O P
1. Arsenal 14 37
2. M.City 14 32
3. Newcastle 15 30
4. Tottenham 15 29
5. M. United 14 26
6. Liverpool 14 22
7. Brighton 14 21
8. Chelsea 14 21
9. Fulham 15 19
10. Brentford 15 19
11. Crystal Palace 14 19
12. Aston Villa 15 18
13. Leicester City 15 17
14. Bournemouth 15 16
15. Leeds United 14 15
16. West Ham United 15 14
17. Everton 15 14
18. Nottingham Forest 15 13
19. Southampton 15 12
20. Wolves 15 10
Takımlar O P
1. Barcelona 14 37
2. Real Madrid 14 35
3. Real Sociedad 14 26
4. Athletic Bilbao 14 24
5. Atletico Madrid 14 24
6. Real Betis 14 24
7. Osasuna 14 23
8. Rayo Vallecano 14 22
9. Villarreal 14 21
10. Valencia 14 19
11. Mallorca 14 19
12. Real Valladolid 14 17
13. Girona 14 16
14. Almeria 14 16
15. Getafe 14 14
16. Espanyol 14 12
17. Celta Vigo 14 12
18. Sevilla 14 11
19. Cadiz 14 11
20. Elche 14 4
banner23