Uyanış Büyük Selçuklu dizisinde Kılıçarslan'ı kim oynuyor? Kılıçarslan kimdir?

Uyanış Büyük Selçuklu dizisinde Kılıçarslan'ı kim oynuyor? Kılıçarslan kimdir? sorularının yanıtı söz konusu diziyi izleyenlerin bugünlerde en çok sorguladığı konulardan biri oldu.

Uyanış Büyük Selçuklu dizisinde Kılıçarslan'ı kim oynuyor? Kılıçarslan kimdir?

Uyanış Büyük Selçuklu dizisinde Kılıçarslan'ı kim oynuyor? Kılıçarslan kimdir? soruları TRT 1 ekranlarında yayınlanan Uyanır Büyül Selçuklu dizisini izleyenlerin en çok merak ederek araştırdığı konuların başında geliyor. İşte, Kılıçarslan ve Uyanış Büyük Selçuklu dizisinde Kılıçarslan'ı oynayan kişi ile ilgili detalar...

TRT 1'in sevilen dönem dizilerinden Uyanış Büyük Selçuklu'nun son yayınlanan fragmanında Sultan Melikşah'ın Nizamülmülk ile konuştuğu sırada “Atabey, Kılıçarslanı artık anadoluya gönderme vakti gelmiştir” dediği görülüyor. Fragmandaki bu sahnenin ardından Sultan Melikşah, Kılıçarslan ile karşı karşıya geliyor ancak izleyicilerin merakının daha çok artması için fragmanda Kılıçarslan'ı oynayan kişinin yüzü gösterilmiyor. Bu durum izleyicilerin arama motorlarına yönelerek Kılıçarslan'ı kimin oynadığına yönelik araştırma yapmasına neden oldu. 

Uyanış Büyük Selçuklu 22. bölümü ile bu akşam izleyicinin karşısına çıkıyor. Uyanış Büyük Selçuklu 22. bölüm fragmanı şimdiden izleyici arasında büyük merak sebep olurken yeni bölümde bazı gelişmelerin daha çok heyecan ve meraka sebep olacağı görülüyor. 

Uyanış Büyük Selçuklu Kılıçarslan’ı kim oynuyor? 

Uyanış Büyük Selçuklu dizisinde 22. bölüm fragmanı izleyiciyi heyecanlandırdı. TRT 1'de yayınlanan dizinin fragman sahnesinde Sultan Melikşah Kılıçarslan'a “Gayrı vakti geldi Kılıçarslan” diyor ancak Kılıçarslan’ın kim olduğu belli olmuyor. Yeni yayınlanacak bölümde Kılıçarslan'ın yüzünün gösterilip gösterilmeyeceği bilinmiyor ancak ilerleyen bölümlerde sır perdesinin aralanması bekleniyor. 

Ali Yörenç iddiası

En son Berrak Tüzünataç aşkı ile gündemde olan Ali Yörenç, Uyanış Büyük Selçuklu dizisi Kılıçarslan karakteri ile bizlerle birlikte olacağı iddia ediliyor.  Bu Şehir Arkandan Gelecek dizisinde , dizinin Hasan sabbah’ı Gürkan Uygun ile aynı dizide rol alan Ali Yörenç ‘in Kılıçarslan karakteri ile bizlerle birlikte olacağız söylenirken Ali Yörenç kimdir sorusu da bu akşam çok sorulacağı benziyor…

Sadece iddia çerçevesinde yayınlanan Kılıçarslan karakterinin Ali Yörenç olduğu bilgisi sonrasında, bu ünlü isim hakkında yaptığınız araştırma detaylarını sunacağız… Özellikle de 1.95’lik boyu ile tüm dikkatleri üzerine toplayan Ali Yörenç, Fatmagül’ün Suçu Ne, Kuzey Güney, Aşk-ı Memnu gibi dizilerin senaristliğini yapan ünlü isim Ece Yörenç in oğludur. Annesinin senaristliğini yaptığı Gürkan Uygun başrollerinde oynadığı Bu Şehir Arkandan Gelecek isimli dizide kariyerine en zirveye taşıyan Ali Yörenç, bakalım bu akşam UBS Kılıçarslan karakteri ile bizlerle birlikte mi olacak…

Kılıçarslan Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın oğludur. . 2. Anadolu Selçuklu sultanı olarak bilmem Kılıçarslan, Elçin hatunum da abisidir…

1. Kılıçarslan Kimdir?

Büyük Selçuklu Devleti'nin ardıllarından olan Anadolu Selçuklu Devleti'nin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ın oğlu ve ikinci Anadolu Selçuklu sultanıdır. I. Haçlı Seferi’nde mağlup olup başkent İznik’i Bizans’a teslim etmek zorunda kaldıktan sonra 1101 Haçlı Seferi’nde üç ayrı Haçlı ordusuna karşı kazandığı başarılarla Haçlı hareketini durdurmuş; İstanbul’dan Suriye’ye giden yolun hem Bizans, hem de Haçlı ordularına kapanmasını sağlamıştır.

1075-1080 tarihleri arasında Anadolu Selçuklu Devleti’ni kuran Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın oğludur. Kılıcarslan babası Süleyman Şah’ın 1084 Antakya seferi sırasında onun yanında bulundu. Süleyman Şah'ın Haziran 1086 da Melik Tutuş ile yaptığı savaşta ölümünden sonra Kılıcarslan, Vezir Hasan bin Tahir’in koruması altında bir süre Antakya’da kaldı. Ancak 1087 ilkbaharında Antakya’ya gelen Sultan Melikşah tarafından İsfahan’a gönderilerek koruma ve gözetim altına alındı.

Sultan Melikşah’ın Kasım 1092 de vefatı üzerine oğlu Sultan Berkyaruk Tahta çıktı. Kardeşi Kulanarslan ile birlikte Sultan Berkyaruk’un izniyle İsfahan’dan Anadolu’ya dönmek için yola çıkan Kılıcarslan, eskiden babası Süleyman Şah’a tabi olan Orta Anadolu’dan büyükçe bir kuvvet toplayarak 1093 yılı başlarında baş şehir İznik’e geldi. Bu sırada İznik’te idareyi elinde tutan Ebülgazi’nin iktidarı kendisine teslim etmesiyle de Anadolu Selçuklu tahtının ikinci Hükümdarı olarak tahta çıktı.

Babası Şüleyman Şah'ın ölümünün ardından kumandanları kendilerine teslim edilmiş olan şehirlerde müstakil hareket etmeye başlamışlar ve bu yüzden devletin merkezi birliği dağılmıştı. Kılıcarslan ilk iş olarak dağılmış olan devletin birliğini kurmaya çalıştı. Yıllardan beri Bizans ile savaşan İzmir Beyi Çaka Bey'in kızıyla evlenerek Bizans’a karşı Çaka Bey ile birlikte hareket etmeye başladı. Bu durumdan endişeye kapılan İmparator Aleksios, Kılıcarslan’ı Çaka’nın aleyhine tahrik ederek ikisinin arasını bozmaya uğraştı. Esasen Kılıcarslan da Çaka’nın gittikçe güçlenmesini kendi hakimiyeti açısından tehdit edici bir gelişme olarak görmekteydi. Kılıcarslan, imparator Aleksios'un Balkanlar’da Kumanlar’la yaptığı savaşlardan yararlanarak Bitinya bölgesinde İzmit ve çevresine akınlar düzenlemeye başladı. İmparator da Kumanlar’la savaşı bitirdikten sonra Türk akınlarına karşı Sapanca gölünün güneyinden İzmit körfezine uzanan bir kanal kazdırıp içini su ile doldurarak Türkler’in İzmit çevresine girmesini engellemek istedi.

Bu sırada başlayan Birinci Haçlı seferinin öncüsü durumunda olan Keşiş Pierre Ermite’in idaresinde Anadolu’ya gelen ilk Haçlı ordusu İznik üzerine yürürken Kılıcarslan tarafından Drakon vadisinde 21 Ekim 1096 da pusuya düşürüldü ve hemen tamamı imha edildi. Avrupa’dan çekirge sürüleri gibi yola çıkan kalabalık yeni Haçlı ordularının sayısını ve gücünü bilmeden ülkesinin doğusunda Danişmendlilerin de ele geçirmek istedikleri Ermeni Gabriel’in hakimiyetinde bulunan Malatya şehrini zaptetmek üzere 1097 yılı kış aylarında bütün ordusunu yanına alıp İznik’ten ayrıldı ve Malatya önüne gelerek şehri kuşattı.

Bu sırada askeri gücü çok yüksek büyük Haçlı ordularının İstanbul’dan Anadolu’ya geçerek Pelekanon’da toplandıkları ve hedeflerinin İznik’i zaptetmek olduğu haberini aldı. Ordusunun bir kısmını İznik’e gönderen Kılıcarslan kuşatmayı kaldırarak hemen yola çıktı ancak geç kalınmıştı. Haçlı ordularının 6 Mayıs 1097 de şehri kuşatmaya almasından sonra İznik’e ulaşabildi. Kılıcarslan, şehre girişi sağlayabilmek için güney surları karşısında yerleşmiş olan Kont Raymond de Saint-Gilles’in ordusuna hücum etti ve Savaş bütün gün sürdü. Türk ordusu Haçlılar’ın sayıca üstünlüğü yüzünden kuşatmayı yaramadı. Gece olunca Sultan Kılıçaslan ordusunu daha fazla yıpratmadan 19 Haziran 1097 de geri çekildi. Haçlılar’ın genel hücuma hazırlandığı belli olunca Türkler bir gece önce şehri Bizans kuvvetleri kumandanı Butumites’e teslim ettiler. Kılıcarslan’ın hanımı ve çocukları İstanbul’a götürüldü.

Ordusuyla İznik önünden çekildikten sonra Haçlılar’ın yolunu kesmek amacıyla yeni bir savaşa hazırlanan Kılıcarslan, Haçlılar’ın Eskişehir’e doğru ilerlediğini haber alınca bölgeye gidip ordusunu Sarısu ovasına yerleştirdi. Türkler 30 Haziran 1097 tarihinde hücuma geçip Haçlı karargahını kuşattılar. Bu sırada arkadan gelen 2. Haçlı ordusu karşısında şaşıran Türkler iki ordunun birleşmesini önleyemediler. Çok kalabalık Haçlılar saldırıya geçince Kılıcarslan fazla kayıp vermemek için ordusunu 1 Temmuz 1097 de geri çekmeye mecbur kaldı.

Bu olayın ardından Kılıcarslan, kendilerinden çok fazla olan Haçlı ordularına karşı doğrudan savaşa tutuşmak yerine engelleme taktiği uygulamaya karar verdi. Anadolu’da yürüyüşlerini zorlaştırmak için geçecekleri yol üzerindeki bütün su kaynakları kullanılmaz hale getirildiği gibi her türlü yiyecek te yok edildi. Haçlılar, iki gün sonra Eskişehir’den hareket ederek Philomelion (Akşehir) üzerinden Ikonion (Konya'ya) yürüdüler. Türkler, bütün yol boyunca uzanan bölgedeki yerleşim mahalleri gibi Konya’yı da boşaltmışlardı. Haçlılar, Meram’da birkaç gün dinlendikten sonra Ereğli’ye doğru yola devam ettiler. Kılıcarslan, Danişmendli Beyi Gümüştegin Gazi ve Kayseri Beyi Hasan ile birlikte Ereğli yakınında Haçlılar’ın önünü kesmeye çalıştıysa da sonuç alamadı.

1. Haçlı Seferi orduları, Kılıcarslan’ın yeniden kurup genişletmeye çalıştığı Anadolu Selçuklu Devleti’nin gelişmesine maalesef büyük darbe vurdu. İznik ile Ege ve Marmara kıyılarına kadar ulaşan topraklar kaybedildi. Türkler, Menderes vadisinden Bolvadin ve Akşehir’e kadar doğuya çekilmeye mecbur kaldılar. Böylece Anadolu Selçuklu Devleti’nin batı sınırı Eskişehir-Antalya hattına kadar geriledi. Çukurova’nın kaybı Toros dağlarında oturan Ermeniler’in bölgeye yerleşmesine imkan verdi. Ayrıca Urfa’da ve Antakya’da 1098 de birer Haçlı kontluğu (devleti) kuruldu.

Sultan Kılıcarslan, bir taraftan Haçlılar’ın ülkesine verdikleri zararları gidermeye çalışırken bir taraftan da Bizans kuvvetlerine karşı batı sınırlarını savunmak ve Avrupa’dan akıp gelen Haçlı gruplarına karşı mücadele etmek zorunda kaldı. Bu durum, Selçuklular’ın Orta Anadolu’da bütünleşerek daha kısa bir sürede kendilerini toparlayıp güçlenmeleri sağladı. İznik ardından Konya başşehir yapıldı ve Anadolu’nun ortasında köklü bir yerleşme ve gelişme süreci başladı.

Danişmendli Gümüştegin Malatya üzerine yürüyünce şehrin hakimi Ermeni Gabriel, Antakya Haçlı Prinkepsi Bohemund’u yardımına çağırdı. Malatya’ya gelen Bohemund, Gümüştegin tarafından 1100 yılında esir alınıp Niksar’da hapse atıldı. Anadolu’da bu olaylar cereyan ederken Antakya’yı ele geçiren Haçlı orduları, Suriye üzerinden güneye inerek 15 Temmuz 1099 da Kudüs’ü zaptedip burada Kudüs Haçlı Krallığı’nı kurdular. Bu başarının Avrupa’da yarattığı heyecanla 1. Haçlı Seferi’nden sayıca daha büyük yeni bir Haçlı seferi düzenlendi. Lombardlar, Fransızlar ve Almanlar’dan oluşan bu Haçlı ordusunun sayısı yüzbinlerle ifade edilmektedir. 1101 ilkbaharında İstanbul’a gelen bu ordu, İmparator Aleksios tarafından Anadolu yakasına geçirilerek İzmit yöresindeki karargahlara yerleştirildi. Lombardlar, hem kendi reisleri kabul ettikleri Bohemund’u esaretten kurtarmak hem de Anadolu’nun bu bölgelerini zaptetmek amacıyla harekete geçtiler. Kılıcarslan’ın böyle bir orduya karşı sadece kendi kuvvetleriyle savaşması mümkün değildi. Gümüştegin’i durumdan haberdar ederek yeni Haçlı tehlikesine karşı uyardı. Gümüştegin de Selçuklu ordusuyla birleşti. Harran Beyi Karaca, Artuklu Belek bin Behram ve Halep Selçuklu Meliki Rıdvan da yardıma gelerek Bütün Türk kuvvetleri Çankırı’da toplandı. Kılıcarslan, Ankara’yı boşaltarak ve bölgeyi tahrip ederek Haçlılar’ın önü sıra geri çekilip Çankırı’ya ulaştı. Haçlılar, Ankara’yı Bizans imparatorunun adamına teslim ettikten sonra 2 Temmuz 1101 de Çankırı önüne geldiler. Türk kuvvetlerinin Çankırı’da toplandığını görünce savaşa girişmeden kuzeye yönelip Bizans’a ait topraklardan Amasya bölgesine ilerlemek istediler. Kılıcarslan’ın taktiği, Haçlılar’ı yol boyunca ani baskınlarla yıpratıp kendi bölgelerine çektikten sonra savaşa girişmekti. Bunda da başarılı oldu ve Haçlılar’ı ağustos ayı başlarında Merzifon yakınlarında büyük bir yenilgiye uğrattı. Kont 2. Guillaume de Nevers idaresindeki 2. Haçlı ordusunu da ağustos ayı ortalarında Konya yakınında imha etti. Kılıcarslan Nevers ordusuyla uğraştığı sırada Akitanya Kontu Guillaume ve Bavyera Dükü 4. Welf’in idaresindeki 3. Haçlı ordusu da İznik-Akşehir üzerinden ilerleyerek Selçuklu topraklarına girmişti. Kılıcarslan, Gümüştegin ve diğer Türk beyleriyle birlikte bu orduyu da Ereğli suyu kıyısında yok etti. 1101 yılında üç ayrı Haçlı ordusuna karşı kazanılan bu başarılar Türkler’i Anadolu’dan söküp atmayı hedefleyen Haçlı hareketini durdurdu. İstanbul’dan Suriye’ye giden yol hem Bizans hem de Haçlı ordularına kapanmış oldu.

Danişmendli Gümüştegin’in Malatya’yı 18 Eylül 1102 de zaptetmesi Kılıcarslan’ı endişelendirdi. Ancak Danişmendliler’le mücadeleye girmeden önce Bohemund’un Niksar’da hapiste bulunmasından yararlanarak Antakya üzerine yürümeye karar verdi. Halep Meliki Rıdvan ile anlaşıp 1103 yılının yaz aylarında harekete geçen Kılıcarslan, Maraş yakınlarına geldiği sırada Gümüştegin’in para karşılığında Bohemund’u serbest bıraktığını öğrenince seferi yarıda kesip Gümüştegin’in üzerine yürüdü ve Danişmendli ordusunu yenilgiye uğrattı. Bohemund’un serbest bırakılması, hem Antakya seferinin sonuçsuz kalmasına hem de iki Türk hükümdarının arasının bozulmasına sebep oldu. Ayrıca Bohemund’un Antakya’ya dönüşüyle cesaret bulan Haçlılar yeniden Halep bölgesine şiddetli saldırılar düzenlemeye başladılar.

Gümüştegin’in ölümünden sonra Kılıcarslan iki ayı aşkın bir kuşatmanın ardından Malatya’yı 2 Eylül 1106 da ele geçirdi. Bu başarı ona hem rakibi Danişmendliler’in nüfuzunu kırma, hem de sınırlarını Güneydoğu Anadolu’ya doğru genişletme imkanını verdi. Bizanslılar, bu sıralarda Balkanlar’da yeniden Normanlar’la savaşa tutuştuğu için batı sınırı da güvenlikteydi. Bu durumu değerlendirip doğuya yönelen Kılıcarslan’ı bölgeye hakim olan ve hepsi de Büyük Selçuklu Devleti’ne tabi bulunan Türk beyleri memnuniyetle karşıladı. Kılıcarslan önce Meyyafarikin’a gitti ve burada hüküm süren Ziyaeddin’e Elbistan’ı ikta olarak verip onu kendisine vezir yaptı. Bundan sonra Saltuklular ve Ahlatşahlar dışında bölgedeki bütün beyler Sultan Kılıcarslan’a itaatlerini arzettiler ve kendisiyle birlikte Haçlılar’a karşı mücadele edeceklerini bildirdiler.

Kılıcarslan 1106 yılında Urfa Haçlı Kontluğu üzerine yürüyüp Urfa’yı kuşattı. Ancak şehrin sağlam surlarını aşmak mümkün olmadı. Bu sırada Musul Valisi Çökürmüş’ün Harran’daki adamları şehirlerini teslim etmek üzere kendisini çağırdılar. Kuşatmayı kaldıran Kılıcarslan Harran’a gidip şehri teslim aldı ancak hastalanarak bir süre için Malatya’ya döndü. Bu arada Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar, Kılıcarslan’ın Güneydoğu Anadolu’daki ilerlemesinin sadece Haçlılar’a karşı olmadığını, onun dedesi Kutalmış’tan beri süregelen Büyük Selçuklu tahtını ele geçirme çabası içinde bulunduğunu düşündü. Musul Valisi Çökürmüş’ün de Kılıcarslan’la gizli bir anlaşma içinde olduğunu düşünüyordu. Bu sebeple 1106 da Diyarıbekir, el-Cezire ve Musul’un idaresini Emir Çavlı’ya vererek Çökürmüş’ten kurtulmak istedi. Emir Çavlı yapılan savaşta Çökürmüş’ü yendi, fakat Musul halkı şehri Çavlı’ya teslim etmedi. Kılıcarslan’a haber gönderip Musul’a gelmesini ve idareyi eline almasını istedi. Kılıcarslan da bu davet üzerine Malatya’dan Musul’a doğru yola çıktı. Bu arada Musul ileri gelenleri Nusaybin’de kendisine bağlılıklarını bildirdiler. Heyetle birlikte Musul’a giden Kılıcarslan 22 Mart 1107 de Cuma günü halkın sevgi gösterileri arasında şehre girdi ve ilk iş olarak Sultan Muhammed Tapar adına okunan hutbeyi kendi adına okutmaya başladı. Böylece Büyük Selçuklu sultanlığına adaylığını açıkça ilan etmiş oluyordu.

Kılıcarslan’ın el-Cezire ve Kuzey Suriye’de hakimiyet kurmasından rahatsızlık duyan Mardin Artuklu Beyi Necmeddin İlgazi ile Halep Meliki Rıdvan ona karşı Çavlı ile birleşerek Kılıcarslan’ın hakimiyetini kabul etmiş olan Rahbe’yi Mayıs 1107 de ele geçirdiler. Bunu haber alan Kılıcarslan, Emir Çavlı üzerine yürümeye karar verdi. Oğlu Melikşah’ı melik ilan edip Musul’da kendisine vekalet etmekle görevlendirdi. Emir Bozamışı da oğlunun başında Atabeg tayin etti. Hanımı Ayşe Hatun ve en küçük oğlu Tuğrul Arslan Musul’da kaldı. Emir Çavlı’ya karşı savaşa karar vermesine rağmen bütün ordusu yanında değildi. Balkanlar’da Bohemund ile savaşan İmparator Aleksios Komnenos’a yardım için gönderdiği birlikler henüz geri dönmemişti. Yine de Anadolu’dan kendisine takviye birlikleri yollanmasını istedi. Ancak bu birliklerin gelmesini beklemeden Habur suyu kenarında savaşa karar verdi. Kılıcarslan’ın yanındaki beyler Çavlı’nın askerlerinin çokluğunu farkedince savaşı göze alamayıp çekildiler. Kılıcarslan’ın kuvvetinin iyice azalmasından yararlanan Çavlı 13 Temmuz 1107 de saldırıya geçti. Kılıcarslan, sayılarının azlığından dolayı daha savaşın başında moralleri bozulan askerlerinin savaş alanından çekilmeye başlamaları üzerine artık başarıya ulaşmanın mümkün olmadığını anladı. Esir düşmemek için karşı kıyıya geçmek amacıyla atını Habur suyuna sürdü. Fakat zırhlı olduğu için Habur’u geçemeyip atıyla birlikte sulara gömüldü. Naaşı birkaç gün sonra Habur’un Şemsaniye köyü yakınlarında bulundu ve Cenazesi Meyyafarikın’a götürüldü. Atabegi Humartaş burada onun için "Kubbetü’s-Sultan" adıyla meşhur olan bir türbe yaptırdı. Oğlu Sultan 1. Mesud 1143 yılında babasının mezarını Konya’ya nakletmek istemişse de bu gerçekleşemedi.

Kılıcarslan’ın genç yaşta beklenmedik ölümüyle Güneydoğu Anadolu’da ve Kuzey Suriye’de Haçlılar’a karşı yürütülen mücadele ve Anadolu Selçuklu Devleti’nin siyasi birliği zaafa uğradı. Danişmendliler, durumdan faydalanarak Anadolu’da siyasi güçlerini arttırma ve topraklarını genişletme imkanını buldular. Bizans da Ege bölgesine doğru yayılmaya başlamış olan Türkler’i Batı Anadolu’dan tekrar geriye itme fırsatını yakaladı. Kılıçaslan'ın ölümünden sonra önce Şahinşah, ardındanda 1116 da Sultan 1. Mesud tahta çıktı.

I. Kılıç Arslan’ın kabri nerede?

12 Ocak 2021 tarihinde, Diyarbakır Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karakoç, kayıp mezarın Diyarbakır'ın ilçesi Silvan'da, şehir merkezindeki Orta Çeşme Parkı'ndaki türbede Kılıçarslan ve kızı Saide Hanım'a ait iki mezarın 2 tarihçi, 1 sanat tarihçisi, 1 arkeolog ve 1 yazma eser uzmanından oluşan komisyon ile bulunduğunu açıkladı.

1. Kılıçarslan'ın mezarı bulunmuştu

Sultan Kılıçarslan`ın mezar yerinin tespiti için DÜ Rektör Yardımcısı Prof. Ahmet Tanyıldız başkanlığında Prof. Dr. İrfan Yıldız, Doç. Dr. Oktay Bozan, Doç. Dr. Aytaç Coşkun ve doktor öğretim üyesi Salih Erpolat`ın da yer aldığı komisyon oluşturuldu.

Komisyon yaptığı tarihi kaynak taramasının ardından ilçedeki tüm mezarlıklarda incelemede bulundu, o döneme ilişkin bilgisi olan kişilerle görüştü.

Elde edilen bilgiler doğrultusunda Orta Çeşme Parkı`ında bulunan iki mezar üzerinde araştırmalar yoğunlaştırıldı.

9 gün süren kazı çalışmaları sonucu Sultan 1. Kılıçarslan ve kızı Saide Hatun`un mezarlarına ulaşıldı.

DÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karakoç, gazetecilere yaptığı açıklamada, şimdiye kadar yapılan farklı çalışmalarda mezar yerinin net olarak tespit edilemediğini söyledi.

Karakoç, "Kültür ve Turizm Bakanlığıyla yapılan kazı çalışmaları sonrası önemli bulgular elde edildi. Bu mezardaki kişiler yaş ve cinsiyet olarak o döneme uyuyordu. Mezarın ve türbenin taşlarının şekli yine Selçuklu dönemine uygundu. Bu, hem Silvan hem Diyarbakır tarihi açısından olaylara farklı bir bakış açısı getirecek."

Doç. Dr. Bozan da tarihi açıdan önemli bir şahsiyetin mezarını tespit ettiklerini belirtti.

Bozan, "Mezar yerinin bulunmuş olması, milli tarihimiz ve vefa duygusu açısından bir anlam ifade ediyor." diye konuştu.

Doç. Dr. Aytaç Coşkun, kazıda yaklaşık 35 metrekarelik bir alanda 2 metre derinliğe inildiğini dile getirerek, hem mezarlara hem de türbeye ait temellere ulaşıldığını bildirdi.

Ekibin çok titiz bir şekilde çalıştığını anlatan Coşkun, bilim komisyonundaki hocalar olarak da elde edilen verileri hızlı bir şekilde değerlendirdiklerini kaydetti. Coşkun, "Çalıştığımız alan Anadolu Selçuklu`nun en önemli hükümdarının mezarıydı. Çalışmalarımızı gece gündüz büyük bir titizlikle yürüttük." ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. İrfan Yıldız ise Silvan`ın tarihi önemine değindi.

Çalışmaların 5`inci gününde iki mezarın ve bir duvar kalıntısının ortaya çıkarıldığına işaret eden Yıldız, o gün akşama kadar yapılan çalışmalarda kalıntıların tamamıyla ortaya çıkarıldığını bildirdi.

Yıldız, şunları kaydetti:

"Kazıda çıkan kitabe parçaları dönemin yazı stili özelliklerini gösteriyor. Birinci mezarda yatan kişinin 1. Kılıçarslan, ikinci mezarda yatan kişinin ise kızı Saide Hatun olduğunu söyleyebiliriz. Yapılan çalışmalar neticesinde elde edilen veriler doğrultusunda Silvan`da olduğu bilinen yalnız bugüne kadar mezarı gün yüzüne çıkarılamayan 1. Kılıçarslan`ın mezarının bütün verileriyle tespit edildiğini söyleyebiliriz."

Güncelleme Tarihi: 23 Şubat 2021, 00:20
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner42