İstiklal Marşı'nın kabulünün 98. yılı

Mehmet Akif Ersoy’un kaleme aldığı İstiklal Marşı'nın milli marşımız olarak kabul edileli 98 yıl oldu.

İstiklal Marşı'nın kabulünün 98. yılı

Türk ordusunun Birinci Dünya Savaşı’nda gösterdiği başarıya rağmen yaşanan işgal yılları ve Kurtuluş Savaşı’nda kazanılan büyük zafer...

Maarif Vekaleti, yani şimdiki Milli Eğitim Bakanlığı, Kurtuluş Savaşı’nın milli bir ruh içerisinde kazanılmasını sağlamak amacıyla bir güfte yarışması düzenledi.

724 şiirin katıldığı yarışmanın kazananı için bir de ödül verilmesine karar verildi. Mehmet Akif Ersoy, “Milletin başarılarının para ile övülmeyeceğini” düşündü. Bu yüzden yarışmaya katılmama kararı aldı.

Mehmet Akif’i ikna etmek için mektup gönderildi

Yarışmaya katılan şiirler arasından bir tanesi bile bu milli ruhu anlatmaya layık görülmedi.

Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey, Mehmet Akif’e yarışmaya katılmasını rica etmek için bir mektup gönderdi. Gönderdiği mektupta şu sözler yer alıyordu:

“Pek Aziz ve Muhterem Efendim, İstiklal Marşı için açılan yarışmaya katılmayışınızdaki sebebin ortadan kaldırılması için pek çok tedbirler vardır. Usta kişiliğinizin istenilen şiiri meydana getirmesi, amacın gerçekleşmesi için son çare olarak kalmıştır. Asil endişenizin gerektirdiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu etkili telkin ve heyecan kaynağı aracından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve sevgilerimi arz ve tekrar eylerim efendim.”

Mehmet Akif mektuptan sonra fikrini değiştirdi ve yarışmaya katılma kararı aldı.

“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak…”

Ankara’da bulunan Taceddin Dergahı’nda Kurtuluş Savaşı’nın kazanılacağına olan inancıyla Mehmet Akif Ersoy, Türk askerinin kahramanlığına yürekten inanarak İstiklal Marşı’nı yazdı.

Mehmet Akif, Türk ulusunun bağımsızlığa olan inancını, dinine bağlılığını anlattığı şiirini Maarif Vekaleti’ne teslim etti. Şiir, ilk olarak cephedeki askere okundu. Daha sonra birkaç gazetede yayımlandı.

Takvimler 12 Mart 1921’i gösterdiğinde, Mustafa Kemal’in başkanlığını yaptığı bir meclis oturumunda şiirler seçildi. Mehmet Akif'in şiirini Hamdullah Suphi Bey okudu. Şiir, salonda bulunan herkeste büyük bir coşku yarattı. Ön elemeyi geçen diğer 7 şiirin okunmasına gerek kalmadı...

“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.”

Mehmet Akif, yarışmadan kazandığı parayı yoksullara verdi. Bu eserin kendine değil Türk milletine ait olduğunu düşünerek, şiirlerini topladığı Safahat adlı kitabında İstiklal Marşı’na yer vermedi.

Sıra bestede

Kurtuluş ruhunu anlatan şiir tamamdı. Ancak bir şey eksikti. Şiirin bestesi yoktu.

Mehmet Akif’in şiirinin bestelenmesi ülke savaşta olduğu için 2 yıl ertelendi. Daha sonra en iyi besteyi seçmek için bir yarışma açıldı. 24 kişinin katıldığı yarışmada, her bestekar kendi bulunduğu bölgeye bestesini yaymaya çalıştı.

Edirne’de Ahmet Yekra Madran’ın, Ankara’da Osman Zeki Üngör’ün, İstanbul’da Ali Rıfat Çağatay’ın ve Zati Bey’in olmak üzere İstiklal Marşı farklı bestelerle okunuyordu.

Yaşanan bu kargaşalar yüzünden yarışmanın bir an önce sonuçlandırılmasına karar verildi. 5 ay süren çalışmalar sonucu, 12 Temmuz 1924'de Ali Rıfat Çağatay’ın eseri milli marşı en iyi tamamlayan eser olarak seçildi. Daha sonra yarışmanın sonucu bütün okullara bildirildi ve İstiklal Marşı bu beste ile okunmaya başlandı.

Ali Rıfat Çağatay’ın bestesi sadece 6 yıl İstiklal Marşı’nın dizelerine eşlik etti. 1930’da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Osman Zeki Üngör’ün bestesi milli marşın bestesi oldu.  Dokuz dörtlük ve bir beşlikten oluşan marşın bando düzenlemesini İhsan Servet Künçer, armonisini Edgar Manas yaptı.

Mehmet Akif Ersoy

Bazı kaynaklara göre İstanbul Fatih'te, bazı kaynaklara göre ise Çanakkale Bayramiç'te 1873’te doğdu Mehmet Akif Ersoy. İlk şiirlerini de okul yıllarında yazmaya başladı.

Babasının 1888'de vefatının ardından yaşadığı sıkıntılar nedeniyle Mülkiye Mektebini bırakıp Halkalı Baytar Mektebi'ne kaydoldu.

Mezuniyetinden sonra da memuriyet hayatına başladı. Anadolu, Rumeli ve Şam bölgelerinde görev yaptı.

Ünlü kitabı "Safahat" 1911'de, ikinci kitabı "Süleymaniye Kürsüsü'nde" 1912'de, üçüncü kitabı "Hakkın Sesleri" ve dördüncü kitabı "Fatih Kürsüsü'nde" 1913'te, beşinci kitabı "Hatıralar" ise 1917'de yayımlandı.

Osmanlı'nın Birinci Dünya Savaşı'na dahil olmasıyla birlikte, Mehmet Akif elindeki yazım imkanlarıyla savaşın kazanılması için devlete destek olmaya çalıştı. 

Milli Şair, İstiklal Marşı gibi 10 dörtlükten meydana gelen "Cenk Marşı” adlı eserini 1912'de Sebilürreşad dergisinde isimsiz olarak yayımladı. Üzüntüyü gidermek, halkı birliğe davet etmek ve orduya manevi destek vermek gibi konularda camilerde vaazlar da verdi.

Taceddin Dergahı'na yerleşti

Ankara'da 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmasıyla, Mehmet Akif Ersoy Mustafa Kemal'in davetiyle Sebilürreşad dergisini Ankara'da yayımlamak üzere 24 Nisan 1920 tarihinde Ankara'ya ulaştı. Sonrasında Taceddin Dergahı'na yerleşti.

Akif'in Ankara'ya gelişi pek çok kişi tarafından sevinçle karşılandı, "Hakimiyet-i Milliye" ve "Açıksöz" gibi gazetelerde haber olarak verildi. 

Ankara'dayken Burdur milletvekili olan Mehmet Akif Ersoy'un halka yaptığı konuşmalar yayımlanarak halka ve askerlere dağıtıldı.

Hamdullah Suphi Bey'in kürsüden okuduğu, Atatürk'ün "Bu marş, bizim inkılabımızın ruhunu anlatır" dediği İstiklal Marşı, 12 Mart 1921 tarihinde kabul edildi.

İstiklal Marşı, kabulünün ardından İngilizce, Almanca, Fransızca, Macarca ve Farsça’ya çevrildi. Yurt içinde ve yurt dışında dağıtıldı, mitinglerde ve törenlerde halkın manevi ve milli duygularını güçlendirmek amacıyla okunmaya başlandı.

“Ben onu milletimin kalbine gömdüm”

İstiklal Marşı'nı para için yazdığının düşünülmesinden endişe eden Mehmet Akif, aynı dönemlerde ciddi maddi sıkıntı içerisinde olmasına rağmen, kazandığı 500 liralık ödülü yoksul kadın ve çocuklara iş öğreten Darülmesai'ye bağışladı.
İstiklal Madalyası ile ödüllendirilen Milli Şair, İstiklal Marşı'nı Safahat eserine koymayışının nedenini ise şöyle açıkladı:

"Çünkü ben onu milletimin kalbine gömdüm."

Akif ayrıca daha sonra kendisine yöneltilen bir soru üzerine İstiklal Marşı için şu ifadeleri kullandı:

"Binbir fecayi karşısında bunalan ruhların ıstıraplar içinde halas dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o marş, o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. O şiir bir daha yazılmaz. Onu kimse yazamaz. Onu ben de yazamam. Onu yazmak için o günleri yaşamak lazım. O şiir artık benim değildir. O, milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur. Allah bir daha bu millete bir İstiklal Marşı yazdırmasın!"

Beyoğlu'ndaki Mısır Apartmanı'nda hayatını kaybetti

İstiklal Marşı'nı 48 yaşında kaleme alan Mehmet Akif Ersoy, meclis seçimlerine tekrar katılmayı hiç düşünmedi. Ersoy, ailesi ve Sebilürreşad Dergisi ekibi ile birlikte İstanbul'a geri dönmesinin ardından, Abbas Halim Paşa’nın daveti üzerine gittiği Mısır’a 1926'da ailesi ile birlikte yerleşti.

Şair, hastalıklar ve maddi sıkıntıların yakasını Mısır'da da bırakmamasına rağmen, Mısır Üniversitesinde Türk Dili eğitimi verdi ve Mısır'da kaldığı sürede "Firavunla Yüzyüze" adlı şiirini yazdı.

Mehmet Akif, 1935'te hastalandı ve gurbette yaşadığı sürece, çok sevdiği, hasretini çektiği memleketinde ölmek istediğinden 1936'da İstanbul'a döndü.

Büyük şair 27 Aralık 1936'da Beyoğlu'ndaki Mısır Apartmanı'nda vefat etti ve tabutu Türk Bayrağına sarıldı. Hayatı boyunca taşıdığı asaletine, tevazuuna uygun, gösterişten ve şatafattan uzak bir merasimle Edirnekapı Mezarlığı'na defnedildi.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner8

banner19

banner6

banner17