Diziler Kadına Şiddeti Meşrulaştırıyor mu?

45. Altın Kelebek ödül töreninin ardından çok tartışılan şeylerden biri, Sen Anlat Karadeniz dizisini yazan Ayşe Ferda Eryılmaz ve Nehir Erdem’in en iyi senarist ödülüne layık görülmeleri oldu. Sosyal medyadan yükselen tepkilerin sebebi ise dizinin kadına şiddeti özendirdiği iddiası ve buna rağmen senaristlerinin törende podyuma çıkınca kadın gücünü vurgulayan konuşmalar yaparak ödülü almasıydı.

Sosyal medyanın sevmediğim tarafı; kişinin kendisini idealize etmek için gördüğü olumsuzlukların altını sürekli çizme, durumu abartma ihtiyacıdır. Yaşam pratiği pek başarılı olmayan insanların sosyal medya profilleri şaşırtıcıdır. Açıkçası, en olduğun gibi görünmediğin yerdir buralar ve bir recim fırsatı oluşursa bunu kimse kaçırmaz! Çuvaldızın nerede olduğunu bile unutup iğneyi hep başkasına batırmaya bayılırız biz.

Düşünsenize; Roma imparatorluğunu gösteren tarihi filmlerin olmazsa olmazı, Kolezyum’da geçen gladyatör dövüşleridir. Mağrur tiranların güç gösterisidir bu adeta... Gladyatörler birbirlerine karşı ya da vahşi hayvanlarla çarpışırlar ve yenilenin kaderi imparatorun baş parmağındadır. Gerçekten öyle midir?

Gladyatör dövüşleri kitlenin içindeki şiddet dürtüsünü açığa çıkararak baskılama amaçlıdır aslında... İnsanlara bunu verirler ki halk şiddet enerjisiyle dolup yöneticilere baş kaldırmasın. Ve kalabalık bunu izlemeye bayılırdı. Eğer onların görmek istediği şey bu olmasaydı, Dünyanın her tarafından toplanıp ölümüne dövüşmesi için eğitilen kölelerle kimse uğraşmazdı.

Televizyonda ve dizilerde karşımıza çıkan şiddeti kınarken asıl sorgulanması gerekenin seyirci olduğunu hep unutuyoruz. Sen Anlat Karadeniz şiddet düşkünü bir dizi diye yazıp geçerken aklımıza nasıl olup da her bölümde gün birincisi olduğu gelmiyor mu?

Televizyon dünyası arz-talep kanunlarına göre şekillenir. Eğer insanlar müze eserlerinin tanıtıldığı programlara kilitlenip onları izleselerdi günümüz televizyonculuğu farklı olurdu. Ben de sürekli eleştiriyorum bu yayıncılık anlayışını ancak her şeyin seyirciye göre şekillendiğini de unutmamak gerek. Sen Anlat Karadeniz’in şiddet düşkünü bir dizi olduğunu ve senaristlerinin bu durumu sömürdüğünü iddia etmeden önce bu düşkünlüğün asıl sebebinin seyirciden kaynaklandığını bilmek gerekir. Ortada ihtiyaca yönelik bir üretim varsa bile sorgulanması gereken sadece üretici değil.

Şunu da biliyorum ki bu dizinin seyirci kitlesi ağırlıkla kadınlardan oluşuyor. Zaten evdeki kumanda epeydir onların ellerine geçti. Diriliş Ertuğrul, Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz, Söz gibi birkaç erkek dizisi dışında televizyon kadınlara çalışıyor artık ve bu kadınlar kendileri gibi dertli-baskılanmış karakterleri izlemeyi seviyorlar. Sınıfta kalınca başka arkadaşlarının da kalmasına sevinen lise öğrencisinin psikolojisine benziyor bu biraz. Bizler yalnız kalmaktan çok korkan insanlarız ve çektiğimiz acıların başkaları tarafından yaşanması üzerinden bile yakınlıklar kurabiliyoruz. O yüzden sürekli dertleşme ihtiyacı içinde değil miyiz zaten?

Uzun lafın kısası; televizyon biz neyi görmek istersek onu gösteriyor. Eğer televizyonda çok fazla şiddet varsa toplum olarak halletmemiz gereken çok fazla şey vardır. Biz değiştiğimizde, kadınlara, çocuklara ve tüm canlılara olması gerektiği gibi davranan insanlara dönüştüğümüzde televizyonda gösterilenler kendiliğinden değişecektir. Belki şunu da diyebilirsiniz; bu dizileri eğitim düzeyi düşük insanlar izliyor, onların beğenisine mahkum ediliyoruz. Haklı bir düşünce olabilir bu, rating ölçümünde sıkıntılar var ama öyleyse şunu sormak isterim; beyaz yakalıların en sevdiği şey olan Netflix neden sürekli cinayet dizileri/belgeselleri yayınlıyor?

Parasını ödeyerek ya da bedavaya, nasıl izlerseniz izleyin ekranda gördüğünüz şey sizin yansımanızdır. Anlamamız gereken de bu...

murattolga@gmail.com

YORUM EKLE

banner8

banner19

banner6

banner17