Bir toplum fotoğrafı: Şeyma Subaşı’dan nefret etmeyi sevmek!

80’lerde fırtına gibi esen synthpop grubu Erasure’ın harika bir şarkısı vardır, neredeyse tüm 80’ler partilerinde çalar ve sürekli şu sözler yinelenir; I love to hate you, I love to hate you, I love to hate you... (bu sonuncusunu uzatarak söyleyin)

¨Senden nefret etmeyi seviyorum¨ der grubun solisti Andy Bell ve doğru, sevgi bazen böyle tuhaf bir şeydir. Size de olur; gıcık olduğumuz şarkıyı dinlemeden, reklamı izlemeden duramazsınız. Belki de bize kendimizi zeki ve ayrıcalıklı hissettiriyordur bu durum bilemiyorum ama toplumun nefret etmeyi en sevdiği kişi kimdir diye sorarsanız ona cevap verir, Şeyma Subaşı derim!

Şeyma’nın attığı adımdan haberimiz var, gıcık oluyor ama izlemekten de geri durmuyoruz. Bunu başkaları da yapıyor ve nefret ilgisini takipçiye dönüştürüp markalarını güçlendirerek para kazanıyorlar ama hiçbiri Şeyma Subaşı’nın eline su dökemez.

Peki, Şeyma’dan nefret etme ama onu takip etmekten vazgeçememe sebebimiz ne? Evli bir adamla birlikte olması, o evliyken ondan çocuk yapması, boşanmasını sağlayıp evlenmesi, evliyken marjinal partilerde boy gösterip, sürekli dans etmesi ve bunlar gibi şeyler mi?

Hayır, bunların hiçbiri... Öyle olsa bunları yaptığı kişiden daha çok nefret etmemiz gerekmez mi? Var mı böyle bir durum, yok. Elbette bu biraz da bizim cinsiyetçiliğimizle alakalı, faturayı kadına kesmeye bayılıyoruz!

Şeyma’dan nefret ediyoruz, çünkü kadın mutlu! Yaptığı hiçbir şeyin hesabını kendisinden başka kimseye veriyor gibi görünmüyor ve gelen eleştirileri de zerre umursamıyor. Ve bir zamanlar sıradan biriyken şimdi çok ünlü! Dizide-filmde oynamadığı, şarkı söylemediği halde hem de!

Böyle bir hayatı didiklemeden duramayız! Bu bizim, aileden mahalleye oradan da semte ve şehre, en sonunda tüm ülkeye sirayet eden ¨başkalarının hayatını yargılama ve karışma¨ teşhisli sosyal zaafımızın sonucu. Magazin de bunu körükleyerek yangını büyütüyor. Şeyma Subaşı giderek bir magazin şeytanına dönüştürülürken neredeyse her taraf; yapan-seyreden-seyrettiren herkes bu işten bir haz duygusuyla ayrılıyor. Bu artık bir ticaret... Kendinizden yeterince nefret ettirerek sosyal medyada ürün bile pazarlayabilirsiniz. İzdivaç programlarındaki gelin adaylarının yaptığı buydu. Sosyal medya bir tür yaşam pornosuna ve bizler de tüm gün röntgencilik yapan ahlakçı ama ahlaksız karakterlere dönüşmek üzereyiz.

Ve teknoloji harikası milyonluk cep telefonlarıyla çektiğimiz fotolara polaroid efektleri uygulayarak paylaştığımız, başlangıçta bir süre çiçek çocuklar gibi takıldığımız Instagram... Kim Kardashian’dan sonra asla eskisi gibi olmadı. Spor salonlarında ter dökerek ama daha çok estetikçi dokunuşuyla oluşturulmuş bedenler ele geçirdi bu platformu. İtalyan çizgiromancı Serpieri’nin çizdiği Druuna karakterini abartılı bulurdum ama şimdi Instagram kadınlarının hepsi onun gibi!

                                                               *                            *                             *
Instagram ve diğerleri sıradan insanlar için bir şöhret olma ajansı gibi iş görüyor. Sosyal medyanın en büyük tuhaflığı bu belki de... Ünlüler ne kadar sıradan insanlar olduklarını, basit yaşadıklarını ispatlamaya çalışırken sıradan insanlar ünlü gibi pozlar veriyor. Bir mekanın popülaritesi artık Instagram fotolarına ne kadar iyi fon olabileceğine bağlı. Pazarlanan ürün ise kişinin kendisi... Liselilerin kendini manken-model sandığı tuhaf zamanlarda yaşıyoruz.

Eski eşi ulusal TV kanalı sahibi olan Şeyma Subaşı’nın biz TV eleştirmenlerine ispatladığı şey şu; sosyal medya çağında ünlü olmak için televizyona ihtiyacınız yok, oraya hiç çıkmadan bile amacınıza ulaşabilirsiniz. Kuralına göre oynayın yeter ya da daha iyisi bütün kuralları yıkın!

Gençler bir zamanlar evden kaçıp artist olmak ya da babadan kalan tarlayı satıp parasıyla kaset çıkarmak için İstanbul’a gelirdi. Artık kimsenin şehirden ayrılmasına bile gerek kalmadı! Kadraj kurabilen bir arkadaşlarını alıp (daha iyisi öyle bir sevgili yapıp) mekan mekan gezerek ve arada kıyafet değiştirerek yapıyorlar o işi. Nereye gitsem birileri poz veriyor.

Ve bu o eski zamanlardaki kadar boş ve oyalayıcı bir hayal. Sosyal medya siteleri tam bir tüketim enstrümanı gibi çalışıyor. İnsanlar artık Instagram için giyiniyor, yiyor, tatile gidiyor. Her şey bir avuç takipçi için. Bunu başaranlar ise diğerlerinin üzerinde yıkıcı bir etkiye sahip, Şeyma Subaşı gibi rol modeller bu etkiyi güçlendiriyor. Şu an bir süpermarket kasasında yazarkasadan ürün geçirirken onun aldığı nafakayı hesaplamaya çalışan toy bir akıl olabilir. Boşanınca ödeyeceği nafakayı dert edip evlenmeyenler bile var! Oysa hayat cep telefonu ekranında göründüğü gibi değil.

Son cümle; nefret ile sevgi arasında öyle dendiği gibi ince bir çizgi falan yoktur aksine ikisi başka kıtalarda duygular... Nefrete dönüşen şey sahip olma hissinden ibarettir. O yüzden, sevmediklerinizin sahte hayatlarını röntgenleyip hastalanmak yerine sevdiklerinizle olun, iyi olun.

murattolga@gmail.com

YORUM EKLE

banner8

banner19

banner6

banner17