banner10

Başlarken

Değerli Okurlar

Yıllar içinde biriken gözlemlerim bana şunu gösterdi. Bu coğrafyanın insanları olarak bizler, kendi kendimizi motive/disipline etme konusunda çok başarılı değiliz. Bir vesile, bir zorlama olmadan aksiyona geçmiyoruz. Bu durumda zaman,  hareketsiz, sonuçsuz, ürünsüz bir şekilde akıp gidiyor.

2012-2014 döneimde Akşam Gazetesi’nde eğitim odaklı köşe yazarken, o ritmik tempoda ortaya çıkan yazılarımı daha sonra iki ayrı kitapta toplamıştım. Sonraki yıllarda, eğitim alanında pek çok proje ortaya koymaya çalıştım, lakin her hafta düzenli yazma konusunda üretken olamadım. Bir vesile gerekiyordu. Oldu.

Bundan böyle Perşembe günleri yine eğitim odaklı yazılar ile görüş ve tespitlerimi siz değerli okurlar ile burada paylaşacağım. Dilerim keyifli ve verimli bir birliktelik yaşarız. Görüşlerinizi burakkilanc@akademikvizyon.com adresinden benimle paylaşmanızı isterim. Bu görüşler beni geliştirecektir.

Kişiye Özel Öğrenme Yaklaşımı – Gerçek mi yoksa Hikaye mi ?

Ailecek haftasonunu merakla bekliyoruz. Bizim ikizlerin okuduğu özel ilköğretim okulundan davet ettiler. Yarıyıl başından beri sürdürdükleri çalışma bitmiş. İkizlerin mizaç tipleri ile öğrenme stillerini belirlemişler. Gidip öğreneceğiz.

Her ne kadar ikizlerin okulu, ne yaptığını bilen bir okul algısını bizlerde oluşturmuş olsa da, pozitif bilim refleksine sahip ana-baba olarak uygulanan yöntemi sorgulamadan duramıyor insan. Sonuçta bu bulgulara göre şekillenecek çocuklarımızın eğitimi, geleceği. Hal böyle olunca, literatür üzerinden giderek fikir sahibi olmak istedim. Paylaşmak isterim:

Öğrenme Stilleri Teorisine göre bir öğrenciye bir şey öğretmek için en etkili yöntem öğrenciden öğrenciye farklılık gösteriyor. Üç temel öğrenme stili olduğu kabul ediliyor. 1. Görsel, 2. İşitsel ve 3. Kinestetik. Hepimizde bu üç kanal açık olmasına rağmen, bunların görece oranı kişiden kişiye değişiyor.

Öğrenme stilleri teorisi, son 50 yıl içinde eğitim camiasında çok geniş bir kitle tarafından kabul görmüş durumda. Örneğin İngiltere ve Hollanda’da öğretmenlerin %90’a yakını, İspanya ve Portekiz’de %90’ından fazlası kişiye özel öğrenme stilleri yaklaşımının doğruluğunu “sorgusuz sualsiz” kabul ediyor. Bu yaygın kabul oranından olsa gerek, öğrenme stilleri üzerine dünya üzerinde büyük bir ekonomi oluşmuş durumda. Öğrenme stilleri ile ilgili sertifika programları, yazılımlar, kitaplar, danışmanlık firmaları, kişiye özgü öğretim uyguladığının yüksek sesle reklamını yapan özel okullar vb.

Uygulamada karşımıza çıkan bu büyük teveccühe rağmen, öğrenme stilleri teorisi akademik çevrelerde şiddetle eleştirilebiliyor. Pashler, McDaniel, Rohrer, Bjork tarafından Psychological Science in the Public Interest dergisinde yayınlanan bilimsel makaleye göre, öğrenme stilleri terosinin geçerliliğini destekleyen çok az sayıda bilimsel çalışma var. Olanlar da ampirik tabanlı çalışmalar.

Öğrenme stilleri konusunda OECD’nin Eğitimde Araştırma ve İnovasyon Merkezi’nin (CERI) 2002 yılında yayınlanan raporuna göre, kişiye özel eğitim yaklaşımı bir “hikaye” (NeuroMyht).

İskoçya ve Yunanistan’daki üniversiteler tarafından ortaklaşa yürütülen bir diğer “çok taze” bilimsel çalışmaya göre de öğrenme stilleri yaklaşımının geçerliliği sorgulanmalı. İllkokul öğrencilerinin incelendiği bu çalışmaya göre, öğretmenlerinin öğrencilerin öğrenme stilleri ile ilgili tespitleri ile aynı öğrencilerin kendileri ya da velilerinin tespitleri, birbirleri ile yüksek oranda çelişiyor.

Bir diğer önemli bilimsel tespit de, öğretmenlerin neredeyse %90’ının öğrenme stilleri teorisine körü körüne inanmalarına rağmen, konu hakkında detaylı bilgiye sahip olmamaları, içselleştirmemiş olmaları. Kanımca esas düşündürücü olan da bu.

Tüm bu tespitler sonrasında haftasonu duyacaklarıma ne kadar inanmalıyım kestiremiyorum. Zira bu konu dünya üzerinde fazlası ile “ticarileşmiş” bir kavram olarak gözüküyor artık gözüme. Elbette, bu işe bilimsel açıdan yaklaşan, doğru akademisyenlerden bilimsel danışmanlık alan, işini “mış gibi” değil de hakkıyla yapan okullar ve öğretmenlerimiz vardır ülkemizde. Doğru adresi bulmak gerekiyor.

Sonuç olarak: Ana babalar olarak bizlere düşen görev, çocuklarımızın eğitimi ile ilgili önümüze sunulan şeyleri  enine boyuna sorgulamak olmalıdır. Zira ticarileşen konularda aldatma da/aldanma da sıkça görülmektedir.

YORUM EKLE

banner8

banner19

banner6

banner17