banner38

14.01.2022, 12:51

AUKUS ve Uzakdoğu'da kaynayan kazanlar

Merhaba, bugün biraz Uzakdoğu’ya bakacağız. Ancak öncesinde Türkiye’de geçen hafta savunma sanayii gündeminde en çok dikkatimi çeken üç olaya kısaca değinmekle yetineceğim.

Birincisi, yıllardır tartışılan Altay Tankı, BMC, Karasu tesisleri vb. hem siyasi hem savunma sanayii yönü ile çok tartışma konusu olan tank üretim tesisleri: Geçen hafta gelişmenin ayrıntısı Savunmasanayist sitesinin "Fas, Türkiye’den Hücumbot ve Korvet Almak İçin Masada İddiası" başlıklı yazısında yer almıştı. Hisseleri bir süre önce Tosyalı Holding’e devredilen BMC’nin yani yeni sahibi Tosyalı Holding yöneticilerinin aldığı karar ile, BMC, ALTAY tankının üretimi için seçilen Sakarya/Karasu’daki yatırımı durdurma kararı aldı. Altay tankı üretilmeyecek demiyorum. Sadece Karasu’ya yapılacak;

-BMC Tank Fabrikası

-BMC Zırhlı Araç ve Kamyon Fabrikası

-BMC Ticari Araç Fabrikası Motor Fabrikası

-Hızlı Tren ve Metro Fabrikası

Projelerinin buraya yapılmasından yani Sakarya’da Altay tankının üretim tesisi kurulmasından vazgeçilmiş. İlgili haber linkine bakabilirsiniz. Arifiye tank fabrikasına ağırlık verileceği de haberde yazılmakta.

Diğer dikkatimi çeken diğer haber ise: Fas’ın, Türkiye’den hücumbot ve korvet (Ada sınıfı) almak için görüşmeler yaptığı iddiası. İddia henüz Türk yetkililerce doğrulanmadı ama ben doğru olduğunu tahmin ediyorum. Zaten Fas kaynaklarına dayanarak bizim savunma medyasında haber olmadan önce Twitter’da ilk RT eden de benim. İnşallah gerçekleşir. İhracattın maddi kazancı istihdam vs. hariç Afrika’ya SİHA, zırhlı kara aracı vb. sektörlerden sonra denizcilik sektöründe de açılmış olmak adına çok ama çok önemli bir gelişme.

Üçüncüsü ise: zaten beklendiği üzere ama resmiyete kavuşması adına önemli olan, SSİK’de HÜRJET Jet Eğitim ve Hafif Taarruz Uçağı seri üretim kararı verilmesi. HÜRJET ve MMU öncesi önemli bir basamak olması üzerine çok şey yazılabilir ama zaten savunma medyasından hepiniz okudunuz. Belki sonra…

Gelelim konumuza, evet Uzakdoğu kaynıyor. Ama şimdi değil aylardır hatta son birkaç yıldır. Öncelikle şu AUKUS’a kısaca değinelim. İlk günden beri sosyal medyada ve Youtube videolarımda çok anlattım ama daha önce bu konuda yazmamıştım. AUKUS, ABD, İngiltere ve Avustralya’nın baş harflerinden oluşuyor. Yeni bir ittifak. Kime karşı? Çin’e karşı. Bir yabancı uzman şöyle demiş “Avustralya kendisine bir anlamda dokunulmazlık sağlayan stratejik belirsizlikten vazgeçmiştir ve artık daha net bir hedef haline gelmiştir. (Çin’in hedefi olduğunu kast ederek). Paktın duyurulma şekli, Çin ordusuna karşı herhangi bir hareketin içinde olmayacağına dair oluşturduğu algıyı ve potansiyel mesajı tamamen ortadan kaldırmıştır.”

Pe ki Avusturalya’nın zoru ne idi? Bölgenin uzmanlarına göre “Çin bölgede deniz kuvvetlerini güçlendirirken Avustralya donanması ne tamamlanmış ne de yeterince büyümüş olarak bekliyordu. Bu anlaşma ile artık ABD donanmasıyla birlikte Avustralya donanması Çin’e karşı durabilecek kapasiteye sahip olacak.”

Gerçekten de Çin Pasifik’te tıpkı ABD gibi sorgusuz sualsiz cirit atabilen bir donanma idi ve Çin’e karşı Avustralya’nın özellikle petrol ve enerji hatlarındaki yakın Pasifik ülkelerini korumak hatta kendisini koruyacak gücü yoktu. İkinci Dünya Savaşı’nın neden çıktığını hatırlayınız. Japonlar durduk yerde neden Pearl Harbor’u bombaladı. ABD donanmasını ve özellikle uçak gemilerini yok etmek için bombaladı. (Ancak uçak gemileri, refakat gemileri yani görev gücü olmadan 2 gün önce limandan ayrılmıştı. Görev gücü olmadan ayrılmaları ve 2 gün önce olması bugün bile birçok komplo teorisine temel teşkil etmektir. Bu teorilere göre savaş yanlısı Churchill ve ABD hükümeti, Amerikan kamuoyunu ikna edememektedir ve İngilizler Japon şifrelerini çözdükleri halde yani Churchill saldırıyı bildiği halde haber vermez. Diğer teori ise ABD Başkanı’nın bildiği ve savaş için bahane aradığı, uçak gemilerini ise kabul edilemez bir zayiat olacağı ve savaşın sonraki seyrinde çok zor durumda kalacakları için çektiği ve Pearl Harbor’da kimsenin saldırıdan haberi olmadığıdır.)

Pe ki Japonlar neden saldırdı? Çünkü ABD tüm Pasifik ülkeleri nezdinde Japon petrol alma ve sevk etme kanallarını baltalıyordu. Batılı stratejistler/tarihçiler der ki: Zaten Japonlar, ABD’yi kesinlikle yeneceklerinden emin olarak savaşa girmedi ama gördüler ki petrol ve değerli madenler (o zaman kömürde nükleer enerji olmadığında çok değerli) yönü ile bir süre sonra abluka içinde kalacak ve tüm yolları ve tedarikçilerini kaybedecekler yani kimse satmayacak ve ekonomik ve sanayi olarak çökecekler. Sonunda 10-20 yıla kalmadan da ya Çin ya Rusya ya da daha önceki yüzyıllarda işgal edip canını okudukları Kore kendilerinden intikam alacak.

Bugün de aslında Pasifik’te Çin ve Avustralya’yı da bu denklemin içine dahil ederseniz değişen bir şey yok. Düşünün ki koca bir kıta olan Avustralya’nın dünya ile ticari tek bir bağlantısı var okyanus yani deniz yolu. Ne tren ne otoyol... Hava yolu ile petrol, maden ve büyük tonajlı kuru yük, konteynır taşımak taşıma su ile değirmen döndürmek olacağı için önemsiz.

Çin, Filipinler’in doğusu ve güneyinden geçen iki yolu tutsa veya daha geniş bir abluka uygulasa Avustralya ne yapabilir? Donanma ile karşılık verebilir? Hangi donanma ile? Konvansiyonel donanma ile. Ne kadar mümkün? İmkânsız.

Neden?

Pasifik, Ege, Karadeniz, Doğu Akdeniz değil. Bunlar yanında bebek kalıyor. Bizim denizaltılarımız menzil ve seyir süresi olarak bu denizler için yeterli olabilir ama eğer Pasifik’te harekât yapıyorsanız “Green Water” değil “Blue Water Navy” olmanız gerekiyor. Yani nükleer itkili gemilere sahip okyanus donanması. Şimdi düşünün hatta düşünmeden önce haritada önce Ege, Akdeniz ile Pasifik Okyanusu’nu kıyas edin. Sonra nükleer itkili Çin SSBN ve SSN türü Çin denizaltıları karşısında Avustralya’nın dizel elektrik denizaltılarını hayal edin. Sizce Pasifikte boydan boya birkaç tur için kaç kere ikmal yapmalılar veya kaç ay dayanabilirler? İşte sorunlardan sadece bir tanesi. İkmal için yüzeye çıkan denizaltı artık Çin donanmasının daima yerini bildiği bir denizaltı yani işe yaramaz bir denizaltı olmuştur. Diğer husus Çin denizaltılarından fırlatılacak seyir veya gemisavar füzelerini onların rahatlıkla gezdiği bir sahada nasıl durduracaksınız vs vs … İşte ABD teklifi Avustralya’ya nükleer itkili denizaltı özellikle ABD’de hizmet dışı kalacak Los Angeles sınıfı SSN/Hücum (saldırı) denizaltıları veya yeni üretim denizaltılar teklif ediyor. Ama ne olursa olsun SSGN türüne çevrilmiş yani seyir füzesi kabiliyetli.

Dolayısı ile Güney veya Doğu Çin Denizi’ndeki yeri bilinmeyen yani hava için şnorkel çıkarmak zorunda kalmayan 6 ay yüzeye çıkmadan harekât yapan bir Avustralya SSN/SSGN denizaltısı, açıklandığı üzere ABD’nin İngiltere’den sonra ilk kez (İsrail çok yalvardı alamadı o da Popeye-II Turbo’yu yaptı) Tomahawk seyir füzesi sahibi bir donanma olarak, Çin’in 1000-1500 km içlerindeki hedefleri tam isabet ile vurabilecek bir seyir füzesi tehdidi ile donanmış olacak. Hele Blok4 versiyonunu verirlerse kaç bin kilometre Allah bilir. Yani ABD kendisine yeni bir müttefik ve Çin donanmasını sıkıştırmak için yeni bir güç elde etmişken, Avustralya ise menzil sorununu çözmüş olacak.

Diğer yandan Avustralyalılar diyor ki: “Şu an caydırıcı gücümüz pek güven vermiyor. Çin bize karşı belli bir dokunulmazlık zırhıyla harekete geçebilir. Bu da siyasi olarak kabul edilemez bir hale gelmişti, artık durum değişecek. Pasifik’te ABD’den sonra ikinci bir güç doğacak.”

Aslında dünyanın dördüncü büyük donanması Japon donanması da var ama nükleer güç ve itkili gemisi/denizaltısı yok. Avustralya-Çin tehdidi veya Pasifik’teki çekişme, SSN denizaltılarının Avusturalya katacağı stratejik değerler vb. üzerine daha fazla yazılabilir, örnekler verilebilir ama aslında Pearl Harbor örneği ve kıta adasının ticaret yolunun sadece deniz olması gerçeği her şeyi açıklamaya yeter. “Ne olmuş Güney Okyanusu’nu (Antarktika Okyanusu) kullanarak oradan Hint ve Atlas okyanuslarına bağlanırlar” şeklinde saçma sapan bir teori ileri süreceklere için şimdiden Anadolu yakasında oturan bir tüccara “Avrupa’ya mallarını İstanbul’daki boğaz köprülerinin birinden geçirmek yerine Çanakkale Köprüsü açıldıktan sonra oradan Bulgaristan’a naklet” dediğinizde ne cevap alacağınızı tecrübe edin derim.

Avustralya’nın resmi olarak nükleer silah hayali olmadığı ve bu konuda açıklama yaptığı halde ve bu konuda Rusya-Çin’in ileri sürdüğü bir delil veya iddia da bulunmadığı halde şimdiden 10 Güney Doğu Asya ülkesinin oluşturduğu ASEAN grubundan bazı tepkiler gelmeye başladı ve AUKUS’un Pasifik’te nükleer silahlanmayı başlatacağını, mevcudu artıracağını iddia ettiler.

Tabi madalyonun diğer bir yüzü de var: Amerikan ve Çin yayılmacılığı sebebi ile eninde sonunda kendini taraf seçmek zorunda hisseden ve dünyanın en sakin bölgelerinden birinde olan Avustralya’da artık bu durum geçerli olmayacak. Hatta bu sakinlik artık bölge ülkeleri için de geçerli değil. Diğer yandan denizaltılar ve nükleer enerji teknolojisi ABD’ye ait olduğu için Avustralya’yı birkaç nesil boyunca ABD’ye bağımlı hale getirecek oluşu da cabası.

Diğer yandan AUKUS sadece Çin’e değil Fransa’ya da atılmış büyük bir kazık idi. Çünkü Fransa’ya verilecek denizaltı siparişlerinin ki milyarlarca dolardan bahsediyoruz, iptalini içeriyordu. Yani Fransa yerine ABD’den nükleer itkili denizaltı alınacak. Macron saçını başını yoldu, ABD ve İngiltere’ye köpürdü ama nafile…

Ancak tabii ki Pasifik gerilimi sadece ABD-Çin Güney Çin Denizi veya Avustralya meselesi değil. Kaynayan kazanın büyüğü kuzeyde. Kuzey Kore ile Japonya-Güney Kore arasında Soğuk Savaş var. Kuzey Kore’nin buradaki tek avantajı arkasındaki Çin-açık, Rus-örtülü desteği değil. Aynı zamandan Amerika müttefiki Japonya ve Güney Kore’nin “düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığı ile hareket etseler bile, Kuzey Kore Japonya’yı işgal etse, ABD’ye rağmen Güney Kore’nin kılının bile kıpırdatmayacak oluşu. Bunun tersi de geçerli. Çünkü sonuncusu İkinci Dünya Savaşı’nda olmak üzere Japonya iki kez Kore Yarımadası’nı işgal etti ve canlarını okudu. Hem de öyle böyle değil. Yani Kurtuluş Savaşı öncesi doğuyu işgal eden Ruslar, Ege’yi işgal eden Yunanlılar veya İngiliz ve Fransız işgal güçlerinin yaptıkları katliamların veya muamelelerle kıyas edilmez. Belki Balkan savaşlarındaki Türk nüfusun katliamı veya Libya’daki İtalyan zulmü veya Hitler ile kıyas edilebilir. Ya da karşılaştırma yapılacak ise Vietnam, Afgan-Rus Savaşı vs. Hatta en uygun örnek Belçikalıların yıllarca madenlerde çalıştırmak için Ruanda ve Kongo’da yaptıkları katliamlar, çocukların el-bacaklarını çapraz kesmek gibi akıl almaz olaylar gibi. Yani sonuç bu iki müttefikin Kuzey Kore’ye karşı kardeş gibi olması çok zor bir olay. “Kim Amca!”nın her ikisine birden saldırması için biraz aptal olması lazım ki zorunlu ittifak doğsun.

Kore Savaşı’ndan sonra güya çok silahlanmasınlar, barış korunsun diye ABD, Güney Kore ile bir anlaşma yaparak 300 km üzerinde füze yapmayacağı konusunda anlaşmıştı (yasaklamıştı aslında). Bundan birkaç ay önce ise bir açıklama yapıldı ve iki ülkenin karşılıklı olarak anlaştığı ve bu yasağı kaldırdığı açıklandı. Sanki Kore bunu bekliyormuş gibi yasak kalkar kalkmaz 300 km menzilli Hyunmoo balistik füzesinin 800 km menzilli versiyonunu açıkladı. Sonrasında füzeler peş peşe gelmeye başladı.

Aslında Kuzey Kore’nin son 4-5 yıldır 6 ayda bir çıkardığı IRBM (Uzun menzilli balistik füze) ve ICBM’ler (kıtalararası balistik füze) varken çok bile sabrettiler. Zaten manasız bir yasaktı. Evet, Kuzey Kore o kadar kısa sürede yeni bir füze çıkarıyor ki, bazen yeniden Kuzey Kore füzelerini etraflıca anlatan geniş boyutlu bir çalışma yapayım diyorum sonra nasılsa 6 ay sonra güncelliğini yitirecek deyip biraz daha bekleyeyim diyorum. Çünkü benim için güncellik ve yazılmamışları yazmak önemli çok önemli.

Sonuçta Kuzey Kore Trump zamanı, Trump’un gözdağı vermek için yola çıkardığı uçak gemisi görev gücünün yola çıktığı anlarda ABD’yi bile vurabilecek nükleer savaş başlığı taşıyan yeni ICBM’ini sergilediğinden beri ABD, Kuzey Kore ile uğraşmaktan vazgeçti. Daha doğrusu eskisi gibi güç göstererek değil de ambargo-denetim gibi askeri olmayan yöntemlerle yapıyor. Çünkü artık askeri gücün işe yaramayacağının farkında. Özetle Kuzey Kore, ABD veya müttefiklerine durduk yerde saldırmadıkça ABD açısından artık askeri seçenekler masada yok. Kimse nükleer savaşı göze alamaz.

Diğer yandan bu olaydan kısa süre sonra da hatırlayacağınız üzere Trump ve Kim Yong-Un Singapur’da görüştü. Güya anlaştılar. Aslında Trump’un bükemediği eli öpmesinden başka bir şey değildi. Ama tabi Güney Kore açısından tansiyon düşse bile diğer yandan Kuzey Kore füzelerine bir çare bulunmamıştı. İşte o günden beridir iki ülkenin füze geliştirme faaliyetleri dünyadaki diğer ülkeleri kıskandıracak bir hızla ilerliyor.

Önce Kuzey Kore’ye bakalım. Kuzey Kore son yıllarda iki yeni ICBM’i, üstelik mobil yani çok tekerlekli araçlar üzerinde sergiledi. HS-15 ve HS-16. Üstelik HS-16 henüz test atışı yapılmamış olsa da resmigeçitte 11 akslı araç üzerinde geçince herkesi dehşete düşürdü. Sıvı yakıt roket motorlu olan ICBM gövdesi ve sıvı yakıt düşünüldüğünde herkesin 10.000 km’nin çok üstünde menzili yani ABD ana karasını çok rahatlıkla vurabilecek bir ICBM olduğu konusunda hemfikir olduğu bir füze. Ancak 13.000 km olabilir diyenlere katılmakla birlikte beni en çok etkileyen yanı devasa boyutu idi. Çünkü diğer mobil ICBM uygulaması sahibi Rus TOPOL ve YARS serisi araçlar ile Çin DF-41 8 sıra yani 8 akslı 8x8 araçlar (TEL) üzerinde iken bu araç dünyada eşi olmayan bir biçimde 11 akslı bir araç idi. Yani muhtemelen 11x11 bir araçtan söz ediyoruz. Kısacası adamalar dev sıvı yakıtlı silo tabanlı Rus veya Çin ICBM’lerinden yapıp bunu mobil araç üstüne koymuş. Öyle ki Twitter’da takip ettiğim ve beni takip eden birçok Amerikalı balistik füze uzmanı bu kadar büyük sıvı yakıtlı bir ICBM’in güvenle taşınması ve güvenle ateşlenmesi konusunda büyük şüphe taşıdıklarını söyledi ki haklılar. TOPOL/YARS serisi ve DF-41 yani örneklerin tamamı katı yakıt roket motorlu. Sıvı yakıtlı bir füzeyi böyle arazi arazi dolaştırmak büyük cesaret işi. Çünkü sıvı yakıtlar hem çok zehirli hem çok yanıcı hem de depolanması ve taşınması çok risklidir. Siloda neyse ama bu şekli ile mobil ve devasa büyüklük ile hele de resmigeçitlerde geçmesi büyük cesaret işi, eğer içi dolu ise.

Diğer bir olay ise Kuzey Kore’nin ABD’lilerin yıllar önce “atacak denizaltısı yok, bu sudan çıkan SLBM’ler illa ki suyun içine önceden yerleştirilmiş bir tüpten/lançerden fırlatılıyordur” dediği denizaltıdan fırlatılan SLBM (denizaltıdan fırlatılan balistik füze). Evet K.Kore bu sefer göstere göstere denizaltıdan fırlattı. Tabi ki bir SSBN denizaltısı değil. Dizel elektrik itkili denizaltı. Sadece bir veya üç tane SLBM alacak şekilde. Öyle SSBN’ler gibi 16, 20, 24 tane füze alan değil. Ancak olsun sonuçta bu da muazzam bir caydırıcılık. Çünkü SLBM’leri Pukguksong-2 ve 3 nükleer harp başlığı taşıyabiliyor. Üstelik K.Kore tarihe de geçti. Dünyada nükleer silahı olduğu halde, nükleer silah taşıyan SLBM’yi dizel-elektrik denizaltısından fırlatan tek ülke. Çünkü diğerleri yani ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa, Hindistan SLBM’leri SSBN yani nükleer itkili balistik füze denizaltılarından fırlatıyor.

Kuzey Kore bununla da yetinmedi ve birkaç ay önce Soğuk Savaş zamanı tren konuşlu Sovyet ICBM’i SS-24’lere özenerek, Rus 9M723 Iskander-M (İskender) TBM’lerini kopyalayarak biraz daha uzun modelini zaten yapmıştı, trenden ateşledi. Öyle bir video servis etti ki yine şok olduk. İskender kopyalarını (KN-23) vagonlara yerleştirmiş ve demiryolu tünelin içinde çıkan trenin çektiği vagondan fırlatılan bir balistik füze gördük.

Yetti mi? Hayır. Aradan 2 ay geçmeden dünyanın envantere giren ilk HGV’si (Hipersonik Süzülüş Aracı) Çin yapımı DF-17’nin aynısını yerli ve yabancı (Japon/Kore medyası) medyanın deyimi ile “bilinmeyen bir cismi” Japon denize düşecek şekilde fırlattı. Evet önce HS-12 sandığımız sonra KN-17 olduğu anlaşılan balistik füzenin ucuna tıpkı Çin DF-17’deki gibi yerleştirilmiş ve ona çok benzeyen K.Kore HGV’sine tüm dünya şahit oldu. Hem de daha ABD’de HGV envantere girmeden, Rusya’da daha geçen sene (DF-17’den sonra) Avangard adı ile HGV servise girmişken.

Tabi ki ICBM, SLBM, tren konuşlu SRBM, HGV derken çıtayı bir hayli yükselten K.Kore’ye, yasağı da kalkınca G.Kore’den üç beş ayda cevap gelmeye başladı. Bu füzeleri kaç yıldır geliştiriyor bilemeyiz ama hava kuvvetleri F-15K, F-35A, F-16C gibi sofistike uçaklarla donanmış, donanması AEGIS savaş yönetim sistemi yani balistik füze savunma sistemi ve anti-balistik SM serisi füzelerle donanmış G.Kore füzelerle de cevap vermeye başladı. Şimdi Uzakdoğu tam anlamı ile kaynama noktasına dayandı dersek çok mu abartmış oluruz?

G.Kore önce hedefi tam isabet ile vuran çok uzun menzilli turbojet motorlu seyir füzesinin denize dalış anını paylaştı ki K.Kore’de karşılığı yok. Ama daha öncesinde yukarıda bahsettiğim Hyonmoo serisi SRBM’nin yerdeki hedefi tam 12’den vurduğu görüntüyü paylaştı ki şu ana kadar dünyada bir balistik füzenin sanki lazer güdümlü hava-yer füzesi gibi hedefi bu şekilde vurduğu bir görüntü medyaya yansımış değil.

Sonra bir basamak daha yükselterek bir sürpriz daha yaptı. Yine K.Kore’de karşılığı olmayan, Çin CX-1 ve onun Hintli benzeri Brahmos-2’nin tıpkısının aynısı olan süpersonik gemisavar füzesinin gemi hedefinin içinde geçerken ki görüntüsünü paylaştı.

Yetmedi SLBM’ye de cevap verdi. Nasıl ki K.Kore için dizel elektrik itkili denizaltıdan nükleer harp başlığı barındıran SLBM fırlatan tek ülke dedim, G.Kore ise nükleer gücü olmadığı halde SLBM sahibi olan tek ülke oldu. Diğer bir deyişler konvansiyonel başlıklı SLBM’si fırlatan tek ülke veya hem nükleer güçlü denizaltısı hem de nükleer silahı olmadığı halde SLBM sahibi tek ülke. Unvanları çoğaltılabilir. Evet, G.Kore’de karşılık olarak İskender kopyası Hyunmoo SRBM türü balistik füzesini denizaltıdan fırlatarak SLBM’e çevirdi ve stratejik bir avantaj yakaladı.

Evet G.Kore’de de bir İskender kopyası var ki Web’de bir çok haber kaynağında bunu bir Rus firmasından ABD’ye rağmen veya göz yumması ile know-how alarak yaptıklarını bulabilirsiniz. Bu gizli falan değil. Çok yerde yazıldı paylaşıldı. Yani K.Kore İskender’inin G.Kore karşılığı da var.

Son ve esas bomba ise henüz tasarım aşamasında olan G.Kore hipersonik füzesi. Bu K.Kore HGV’sine bir cevap idi. Fuarlarda sergilenen maketinden gördüğümüz kadarı ile birbirine çok benzeyen Amerikan X-51 ve Rus Zircon hipersonik seyir füzesi/gemisavar füzelerine çok benziyor. Onlar gibi scramjet motorlu bir yapısı var. Henüz test edildiğine dair bir şey duymadık.

G.Kore’nin KF-21 adında yeni nesil bir savaş uçağı prototipi üzerinde (bizim MMU gibi) çalıştığını, Japonya’nın bir taraftan ciddi sayıda F-35A ve deniz konuşlu F-35B alırken, kendi beşinci nesil uçağını yapmak üzere 3 ABD firması ile anlaştığını ve donanmasına çok ciddi yatırım yaptığını yani gemi inşa ettiğini ekleyerek burada noktalayalım.

Burada tadımlık yazdıklarımı çok daha teknik ve ayrıntılı olarak ürün bazında uzun bir süre sonra sizlerle paylaşacağımı hatırlatarak, haftaya görüşmek üzere hoşçakalın.

Hakan Kılıç

Savunma Analisti

@hkilichsword

Yorumlar (0)
banner35
6
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Yerli veya yabancı aşılardan hangisini kullanmayı tercih ederdiniz?
Yerli veya yabancı aşılardan hangisini kullanmayı tercih ederdiniz?
banner21
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Trabzonspor 23 54
2. Konyaspor 22 45
3. Alanyaspor 23 38
4. Adana Demirspor 23 37
5. Fenerbahçe 23 37
6. Beşiktaş 23 36
7. Hatayspor 23 36
8. Başakşehir 22 34
9. Gaziantep FK 22 32
10. Sivasspor 23 31
11. Kayserispor 23 31
12. Karagümrük 23 30
13. Kasımpaşa 23 27
14. Göztepe 23 27
15. Galatasaray 23 27
16. Giresunspor 23 26
17. Antalyaspor 23 24
18. Rizespor 23 22
19. Altay 23 18
20. Ö.K Yeni Malatya 22 16
Takımlar O P
1. Ümraniye 21 45
2. Ankaragücü 21 45
3. Erzurumspor 21 38
4. Bandırmaspor 21 36
5. İstanbulspor 21 36
6. Eyüpspor 20 36
7. Samsunspor 20 33
8. Adanaspor 21 32
9. Manisa Futbol Kulübü 21 28
10. Tuzlaspor 20 27
11. Keçiörengücü 21 26
12. Gençlerbirliği 21 26
13. Boluspor 19 24
14. Kocaelispor 21 24
15. Menemen Belediyespor 21 23
16. Altınordu 21 22
17. Bursaspor 20 20
18. Denizlispor 21 19
19. Balıkesirspor 20 8
Takımlar O P
1. Manchester City 23 57
2. Liverpool 22 48
3. Chelsea 24 47
4. M. United 22 38
5. West Ham United 23 37
6. Arsenal 21 36
7. Tottenham 20 36
8. Wolverhampton Wanderers 21 34
9. Brighton 22 30
10. Leicester City 20 26
11. Aston Villa 21 26
12. Southampton 22 25
13. Crystal Palace 22 24
14. Brentford 23 23
15. Leeds United 21 22
16. Everton 20 19
17. Norwich City 22 16
18. Newcastle 21 15
19. Watford 20 14
20. Burnley 18 12
Takımlar O P
1. Real Madrid 22 50
2. Sevilla 22 46
3. Real Betis 22 40
4. Atletico Madrid 21 36
5. Barcelona 21 35
6. Real Sociedad 21 34
7. Villarreal 22 32
8. Rayo Vallecano 21 31
9. Athletic Bilbao 22 31
10. Valencia 22 29
11. Osasuna 22 28
12. Celta Vigo 22 27
13. Espanyol 22 27
14. Granada 22 24
15. Elche 22 23
16. Getafe 22 22
17. Mallorca 21 20
18. Cadiz 22 18
19. Deportivo Alaves 22 17
20. Levante 21 11