banner10

Aşçıdan Survivor Yarışmacısı Olur mu?

TV 8 ekranlarında yayınlanan Survivor'un ilk yarışmacısı belli oldu. Halk oylamasına sunulan yarışmacılar arasında ilk seçilen kişi MasterChef programından tanınan Hakan Kanık oldu.

Ne var bunda, yarışmasın mı? Yarışsın tabi, ne de olsa halk oylamasıyla seçilmiş ancak Acun Ilıcalı’nın ünlülerle gönüllüleri kapıştırdığı Survivor’ın artık giderek TV8 ekranlarında ünlenmiş kişilerden seçildiğini görüyorum. Bu durumlar sözleşmeyle sağlanıp yapımcı ve yarışmacı için menfaat sağlıyor olabilir ancak unutulmasın ki Masterchef, hatta Survivor dışında TV8’i izlemeyen seyirciler var. Onlar için bu kişiler izleme hevesi yaratmayacaktır. İlk Survivor’ların kadrosu tüm Türkiye’yi ekrana kilitleyen insanlardan seçiliyorken şimdi neredeyse kapalı devre bir yayıncılığa geçildi. Bazı isimler TV8’in programlarında oradan oraya gezip duruyorlar. Arada da şu Murat Özdemir felaketindeki gibi durumlar yaşanıyor. O da aslında bir programda bir bölümden fazla yer etmeyecek bir figürken reyting getireceğinden emin bir şekilde MasterChef’e transfer edilmişti. Bu insanları başka kanallarda göremiyoruz, ünleri buradaki programlarla sınırlı olunca, oyun dışı kaldıklarında sistem hatası verip sosyal medyada saçmalamaya başlıyorlar. Hakan Kanık kardeşimizi tenzih ederim, ona ait bir saptama değil bu, genel bir durum değerlendirmesi...

Survivor oyalayıcı bir TV eğlencesi ama gerçekten ünlüler ve gönüllüler arasında gerçekleşirse...

Yapımcılarla Saloncular Anlaştı. Seyirci Bu İşe Ne Diyor?

Gişe canavarı filmlerin yapımcısı bazı isimlerle, Mars Grubu arasındaki kavga araya bakanlık girince ve kanun teklifi (bu) sinemacıların lehine yasalaşmakta. Bağımsız sinemacılar uyarılarını sıralıyorlar ancak sinemanın sanatı değil parası yüzünden başlayan bu kavgada söz hakları yok. Bu çok üzücü...

Fakat yazmak istediğim konu bu değil. Pazartesi akşamı, Nizam Eren ve Mehmet Soyarslan'la (Özen Film sahibi) birlikte katıldığımız EkoTürk kanalında yayınlanan ve Murat Tufan’ın sunduğu Her Şeyin Ekonomisi adlı programa katılarak ¨Mısır Savaşları¨ konusundaki fikirlerimizi söyledik. Orada, her ne kadar Nizam Eren katılmasa bile, bu savaşın zaman içinde anlamını yitireceğini söyledim çünkü salon sayısı artsa da satılan bilet sayısı azalıyor. Bunun en büyük sebebi ise Netflix ve benzerleri hızla gelişen platformlar.

Nizam Eren, sinemanın bir sosyalleşme aracı olduğunu ve salonda film izlemenin modasının geçmeyeceğini söyledi. Buna ben de katılıyorum ancak bir halk eğlencesi olmaktan giderek uzaklaşan, Vip salon, yataklı salon gibi enstrümanlarla kulüpleşen sinemalar, artan (ve artacak olan) bilet ve büfe fiyatları, filmden önce gösterilen reklamlar yüzünden giderek tercih edilmemeye başlanacak.

Bu sadece bir zaman meselesi. Herkesin evine dev ekran TV’ler girmişken, ses sistemleri bağlanmışken ille de sinemaya gitmenin bir esprisi yok. Ben sinemada film izlemeyi kutsallaştıranlardan biri değilim, nerede olsa izlenir diyenlerdenim.

Ve acı gerçek: Netflix (ve benzerleri) sadece sinema salonlarını değil TV kanallarını da bitirecek. 80’ler video furyası sırasında sinema salonlarının can çekiştiğini yaşı yetenler hatırlarlar. Sinema bitmez ama eğer sinemada gösterilen filmi evinizin salonunda da izleme lüksünüz varsa sinemaya gitmez, boşuna vakit ve bir dünya para harcamazsınız. Netflix, Roma ve Birdbox ile bunu test etti. Sonunu seyircinin seçeceği etkileşimli bir film bile yayınladılar. Oyunun kuralı değişiyor ve farkında mısınız bilmiyorum ama Bizim İçin Şampiyon ya da Müslüm gibi bazı filmler hariç sinemaya zaten artık sadece gençler gidiyor.

Birkaç yıl sonra bu yazıya geri dönüp ben demiştim demek istemiyorum. Haklı çıkmak yerine salonların seyirciyi söğüşlemekten ve zorla reklam izletmekten vazgeçmelerini, yapımcıların da ucuzculuktan çıkıp iyi işlerle karşımıza gelmesi gerekiyor. Yoksa bir beş yıl sonra AVM’ye gittiğiniz vakit, ¨eskiden burada sinema vardı¨ diyeceksiniz!

YORUM EKLE

banner8

banner6

banner17